www.trncinfo.com

 
 
 
 
 
 
 

 

 
 
make money stuffing envelopes

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

Belgeler

CUMHURBAŞKANI TALAT'IN AB LİDERLERİNE MEKTUBU

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği liderlerine bir mektup göndererek Türkiye’ye ‘Güney Kıbrıs’ı tanıması konusunda baskı yapılmamasını istedi.

Cumhurbaşkanı Talat’ın liderlere gönderdiği mektubun tam metni şu şekildedir:

"Ekselansları,

Avrupa Birliği Üye Devletlerinin Daimi Temsilcileri Komitesi’nin (COREPER) 25 Ağustos’ta yapılacak toplantısından ve AB Dışişleri Bakanlarının 1-2 Eylül 2005’te gerçekleştirecekleri gayrı resmi toplantılardan önce, size, birlik ile yapacağı üyelik müzakerelerinden önce Türkiye’nin “Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıması gerektiği hususunda son zamanlarda çıkan demeçler hakkında görüşlerimizi sunma gereğini duydum. Eminim ki ekselansları böyle bir olasılığa güçlü bir şekilde karşı çıktığımız konusunda bilgi sahibidirler. Bu konu Kıbrıslı Türkler için hayati önem taşımakta ve sizlerin gündemine aşağıda konuyla ilgili gerçekleri getirmek isterim.

Kıbrıs Rum tarafının, liderliğinin güdümünde, BM Çözüm Planı için 24 Nisan 2004 tarihinde Kıbrıs’ın her iki tarafında eşzamanlı olarak gerçekleştirilen referandumlarda, adanın yeniden birleşmesini ve Avrupa Birliği üyeliğinin sağlayacağı getirileri Kıbrıslı Türkler ile paylaşmayı büyük çoğunlukla reddetmelerinin üzerinden bir yıldan fazla bir süre geçti. Diğer taraftan, Kıbrıslı Türklerin büyük bir çoğunluğu, uzlaşma ve Avrupa Birliği içinde Kıbrıslı Rumlarla ortak bir gelecek kurma yönünde oy kullandı. Plan, genelde uluslararası toplumun, özelde ise Avrupa Birliği’nin desteğini arkasına alan bir uzlaşma idi. BM Genel Sekreteri’nin 28 Mayıs 2004 tarihinde iyi niyet misyonunun tamamlanmasının ardından yayınladığı raporda (S/2004/437) yer aldığı şekliyle “Kıbrıslı Türkler, kendilerinden büyük özveriler beklenmesine rağmen lehinde oy kullandılar”.

Aynı raporda, Genel Sekreter, “Umarım ki onlar (Güvenlik Konseyi üyeleri), 541 (1983) ve 550 (1984) sayılı Güvenlik Konseyi kararlarıyla tutarlı bir şekilde, Kıbrıslı Türklerin izole edilmesinde etkili olan ve kalkınmalarını engelleyen gereksiz engeller ve kısıtlamaların kaldırılması için tüm ülkelere, hem ikili hem de uluslararası kuruluşlar içerisinde işbirliği yapmaları için güçlü bir öncü olurlar” demiştir.

Avrupa Birliği’nin Kıbrıs’ta yapılan referandumların sonucuna verdiği tepki, BM Genel Sekreterinkinden çok farklı olmamıştır. Referandumlardan sadece iki gün sonra, 26 Nisan 2004’te, AB Genel İşler Konseyi, “Konsey, Kıbrıslı Türk toplumunun izolasyonuna son verme ve Kıbrıslı Türk toplumunun ekonomik gelişimini cesaretlendirme yoluyla adanın yeniden birleşmesini hızlandırma konusunda kararlıdır” açıklamasını yapmıştır. Bunu izleyen iki tüzük taslağı, birbirlerini tamamlayıcı doğaya sahip olan Parasal Yardım ve Doğrudan Ticaret Tüzükleri, Kıbrıs Rum yönetiminin engellemeleri nedeniyle hâlâ Konseyden onay bekliyor. Kıbrıs Rum liderliğinin istekleri doğrultusunda yapılan sayısız değişikliklere rağmen, Kıbrıs Rum yönetiminin taslak halindeki tüzüklere karşı engellemelerinin üstesinden gelinemedi. Diğer taraftan aynı yönetim, Türkiye’nin, Kıbrıs Rum liderliği tarafından Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonlara cevap olarak “Kıbrıs Cumhuriyeti”ne uyguladığı kısıtlı engellerin (ör. Kıbrıs Rum gemileri ve uçaklarının limanlarını kullanmasını yasaklaması) kaldırılması konusunda AB ülkelerine baskı yapmakta. Bu bağlamda, Türkiye’nin, bir iyi niyet gösterisi olarak, kuzey ve güneyde uygulanan engellerin eş zamanlı olarak kaldırılması konusunda hazır olduğunu açıkladığını ancak Kıbrıs Rum liderliği tarafından bütünüyle reddedildiğini ekselânslarına hatırlatmak isterim.

Kıbrıslı Türklerin, 14 Aralık 2003 ve ve 20 Şubat 2005 tarihlerinde yapılan genel seçimlerde, referandumlarda ve 17 Nisan 2005’teki cumhurbaşkanlığı seçiminde ortaya koyduğu irade, her seferinde adanın yeniden birleşmesi ve AB üyeliği doğrultusunda olmuştur. Yeni bir ortaklık kurmak için birlikte çalışmayı umut ettiğimiz Kıbrıs Rum liderliği, Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılmasını engellemek için, bizi hâlâ KKTC için tanıma arayışında olan ayrılıkçı bir entite olarak lanse etmeye çalışıyor. Bu yöndeki çaba, Kıbrıslı Türkler ve sadece sözlerle değil, eylemleriyle Kıbrıs’ın birleşmesi yönündeki samimiyet ve kararlılığını ispatlayan liderliği için büyük adaletsizlik teşkil etmekte.

Kıbrıs Türk tarafını samimiyetsizlikle suçlayan Kıbrıs Rum liderliği, bir kez daha Kıbrıs sorununu, BM şemsiyesi altında 40 yıldır kurulan parametreler çerçevesinde çözmek için hiçbir niyeti yoktur. Kıbrıs Rum günlük gazetesi olan Politis’in 9 Ağustos 2005 tarihindeki haberinde, Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü, Sayın Kipros Hrisostomidis, “Kıbrıs”ın birliğe bir bütün olarak katılması ışığında bir çözüm olması halinde “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin feshdilmesi gerektiğini ve yeni devletin kurulmasından kaçınılması gerektiğini açıklamıştı. Gazete, bu ifadelerin, Kıbrıs Rum yönetimi, özelde BM ve genelde ise uluslar arası toplum tarafından Kıbrıs’ta öngörülen iki kesimli ve iki bölgeli bir ortaklığı desteklemeye devam edip etmediği konusunda ciddi soru işaretleri bulunduğu yönünde yorum getirdi. Kıbrıs Rum yönetiminin, Kıbrıslı Türkler sadece “Kıbrıs Cumhuriyeti”ne yama olabilecek bir azınlık olduğu yönündeki anlayışı Kıbrıs Türk tarafı için kabul edilemezdir. Bu aynı zamanda uzun zamandır var olan, Annan Planı ile birlikte, BM parametrelerini inkar etmekte ve böylece BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde yeni bir müzakere süreci için fazla umut bırakmamaktadır.

Ekselansları hatırlayacaklardır ki, AB Komisyonu, Lefkoşa ve daha sonra Mart 2004’te Bürgenstock’ta yer alan müzakerelerin son aşamasında aktif bir şekilde yer almış ve planın, AB müktesebatıyla uyumlu olmasının temin edilmesi için teknik yardım sağlamıştır. AB, resmi açıklamalarında ve belgelerinde, BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonuna desteğini ve birleşik bir Kıbrıs’ın birliğe katılımına güçlü desteğini defalarca dile getirmiştir. Hiçbir zaman Kıbrıs sorununun çözümünü Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Türkiye tarafından tanınması fikri üzerine kurmamıştır.

Ekselanslarını, şahsımla, Kıbrıs sorununun adil, yaşayabilir ve kapsamlı çözüme ulaşmasının sadece adadaki iki taraf arasında, BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde sürdürülecek müzakereler sonucunda çözüme kavuşturulacağı görüşünü paylaşacaktır. Bazı AB üye ülkelerinin, Türkiye’nin “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni tanıması gerektiği yönündeki talihsiz açıklamalarıyla cesaretlenen Kıbrıs Rum liderliği, kendisini söz konusu bir uzlaşmadan uzaklaştırmaya devam ettirmekte ve Türkiye’nin AB üyelik perspektifinden avantaj sağlayarak bir çözüm için kendi şartlarını empoze etme politikasına yönelmiştir. Aynı eylem, BM Güvenlik Konseyi’nin tekrar tekrar yayınladığı kararlarda Kıbrıs için öngördüğü, ada üzerine siyaseten eşit iki toplumun oluşturacağı iki bölgeli, iki toplumlu federal çözüm vizyonuna, ters düşmektedir.

Sonuç olarak, konuyu Türkiye ile ele alıp Kıbrıslı Türkleri baybas edecek bir stratejinin başarısız olmaya mahkum olduğunun altını bir kez daha çizmek isterim. Kıbrıs’la ilgili tüm taraflar şunu bilmelidirler ki, Kıbrıs’ta bir çözüm olmadan “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin Türkiye tarafından tanınması söz konusu olamayacağı gibi Kıbrıslı Türklerin adadaki varlığı ve geleceği için de büyük tehlike oluşturmaktadır.

Ekselansları, görüşlerimin güvenilirliğini kabul etmenizi istirham ederim”.


[ Webmaster]