“KIBRIS SORUNU, ORTADOĞU’YU PATLAMANIN EŞiĞiNE GETiRECEK BiR MAYINA MI DÖNÜŞÜYOR? Tirajı günde  1.5 milyon olan ve Mısır’ın yarı resmi en önde gelen yayın organı Al-Ahram gazetesinin 10 Aralık 2001 tarihli sayısında, Dr. Hasan Abu Talib ve Magdy El-Hoseiny imzasıyla, yukarıdaki başlık atlında yayımlanan Lefkoşa ve Ankara çıkışlı yorum şu şekildedir:

“AVRUPA KOPENHAG ZİRVESİ KARARINI BEKLEYİŞ. TÜRKİYE-AVRUPA ÇEKİSMESİ ÇOK YAKIN... VE DENKTAŞ DARBOĞAZDAN ÇIKMAYA ÇALIŞIYOR

Avrupa Birliği, gelecek yılın sonunda Kopenhag’da düzenlenecek zirvede muhtemelen Kıbrıs’ı üyeliğe kabul etmesiyle bu sorunun asıl sorumlu tarafı olacak, böylece Kıbrıs sorunu, gelecek birkaç ay içinde yeni bir döneme girecektir. Bu durum Türkiye ile Avrupa arasında ateşli görüşmelerin olacağını haber veriyor. Kıbrıs sorunu, Doğu Akdeniz bölgesinde her an patlamaya hazır bir bomba veya mayına dönüşecektir. Etkisi, bölgede kötü sonuçlara yol açacak ve bu durum muhtemelen Arap ülkelerini de etkileyecektir.

Kıbrıs Türk kesiminde süregelen bu gelişmeleri takip etmek için Al-Ahram, Kıbrıs Adasının kuzey kesimini, başka bir deyişle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ziyaret etti. Oradaki üst düzey yetkililerin görüşlerini ve özellikle de dört yıldan beri ilk defa bir araya gelen Denktaş-Klerides görüşmesinden sonra gelecekle ilgili beklentilerini aldı.

BAĞIMSIZ CUMHURİYET

Ziyaretimizin başlangıcında, Ercan Havaalanı’nda Kıbrıslı bir bayandan “Bu Cumhuriyet saygındır ve yaşaması gerekir” sözlerini işittik. Kıbrıs Türklerinin genel görüşünü belirten bu sözler ve uğrunda canlarını feda edebilecek derecede saygın olarak gördükleri cumhuriyetlerinin dış ülkeler tarafından tanınması hususundaki aşırı istekleri dikkatimizi çekti. Çünkü Cumhuriyet onlara 1963-1974 yılları arasında maruz kaldıkları durumların aksine emniyet ve barışı sağlamıştı. Bu dönemde “EOKA” diye isimlendirilen ve Yunan askeri komutanlarıyla bağlantılı terörist bir örgütün baskı ve toplu katliamlarına maruz kalıyorlardı.

Kıbrıs Türkleri, adanın %30’unda yaşamalarına rağmen yaşadıkları katliamın genellikle bağımsızlıklarına sarılmak için gerekçe olduğunu belirtiyorlar. Adanın kuzeyinin geliri Kıbrıs Cumhuriyeti olarak bilinen güneyine nispeten daha az. Aynı şekilde 1974’ten bu yana “Barış Harekatı” ismi altında adanın meskun olmayan dağlık kesiminde konuşlanmış yaklaşık otuz bin askerden oluşan Türk ordusunun varlığına da katliamı gerekçe gösteriyorlar. Türk ordusunun varlığı, Türkiye’nin Kıbrıslı Türklere ve onların adanın güney bölümünden bağımsız olma isteklerine verdiği önemi göstermektedir.

Kıbrıs Türkleri, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ismi altındaki devletlerini 18 yıldan beri tek taraflı olarak ilan etmiş bulunuyorlar. Cumhurbaşkanlığını, demokratik olarak peş peşe dört defa seçilen Rauf Denktaş yapıyor. Ancak, onlar resmi olarak henüz herhangi bir ülke tarafından tanınmış değiller. Sadece, Türkiye tarafından tanınıyorlar. Adanın kuzey kesiminde iki askeri üssü bulunması itibarı ile İngiltere, kültürel ve ticari yönden Pakistan ve Abu Dhabi’yle ilişkileri var. Uluslararası tanınmama Kıbrıs Türklerini çok rahatsız ediyor. Halk bu durumu Denktaş’ın belirttiği gibi “Cumhuriyeti, Kıbrıs Türk halkını ve uluslararası belgelerin sağlamış olduğu hakları tam bir ablukaya alma” olarak görüyorlar.

Denktaş’a göre bu ablukanın büyük bir bölümü Yunanistan’ın ve Amerika Birleşik Devletlerinin oynamış olduğu role dayanıyor. Denktaş, bu tutumun Cumhuriyetin varlığının sürdürülmesini ve uluslararası alanda tanınması için yapılan çalışmaları ve siyasi girişimleri engelleyemeyeceğini ifade etmektedir. Aynı şekilde, Kıbrıs sorununun çözüm planının Türklerin bağımsızlığını sona erdirdiğini, bunun da Yunanlıların tekrar kuzeye dönüp Türkleri denize süreceği anlamına geldiğini belirtmekte ve “Bu duruma Türkiye izin vermez biz de vermeyiz. Bize göre çözüm her iki taraf arasında eşit ve bağımsız yeni bir ortaklığın kurulmasıyla sağlanır. Bu çözümü de adanın güneyindeki Kıbrıslı Rumlar kabul etmiyorlar” ifadesini kullanmaktadır.

DEVLET UNSURLARI

Cumhuriyetin veya bağımsız bir devletin varlığından söz etmek onu ayakta tutacak unsurların ve bu unsurların devamlılığının nasıl sağlanabileceğinin bilinmesini gerektirir. Burada Başbakan ve Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Derviş Eroğlu, ülkesinin diğer ülkeler tarafından tanınmasına fırsat tanıyacak devlet olma unsurlarını taşıdığını bildirdi. Yer, halk, demokratik kurumlar, ordu ve emniyet güçlerinin yanısıra turizm, ziraat ve hayvancılık gelirleriyle üstün eğitim özelliğinden dolayı dünyanın dört bir yanından öğrenci çeken eğitim kurumlarını bu unsurlardan bazıları olarak sayılabilir.

Eroğlu ayrıca, Kıbrıs Türk kesiminde bulunan beş üniversitenin Arap ve muhtelif İslam ülkelerinden birçok öğrenci çektiğini, bu üniversitelerin bazılarının eğitim seviyeleriyle ilgili soruma karşılık, eğitim düzeylerinin yüksek ve çeşitli olmasının yanısıra harçlarının uygun miktarda ve normal hayat standartlarında olduğunu, istikrar ve güvenlik önlemlerinin yeterli, ılımlı ve muhafazakar bir sosyal çevreye sahip olduklarını da kaydetti.

Kıbrıslı Türk yetkililer, genel ekonomik durumun iyi olmadığını ve arzularını karşılamadığını itiraf ediyorlar. Fert başına düzen yıllık gelir beş bin doları geçmezken Kıbrıs Cumhuriyeti olarak bilinen güney bölümünde yirmi bin dolara yaklaşmaktadır. Başbakan Derviş Eroğlu, Kıbrıs Rum Hükümetinin bütün destekleri ve uluslararası yardımları aldığını ve geliştiğini ifadeyle ülkesinin yaşadığı durumu ambargoya benzetmektedir.

ANAYASAL ÖZELLİKLERİ

Halk referandumundan sonra ilan edilen 1985 anayasasına göre, Kıbrıs’ın kuzeyindeki Türk Cumhuriyeti; toplumsal adalet üzerine kurulu, insan hak ve hürriyetlerini korumayı, fert ve toplumun barış ve huzurunu sağlamayı hedefleyen çok partili sisteme dayanan laik ve demokratik bir cumhuriyettir. Üzerinde iki yıldan az bir süre çalışılan bu anayasa 1983’te ilan edilen anayasa ile karşılaştırıldığında daha fazla hürriyet içermektedir.

SEÇİM SİSTEMİ

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak adlandırılan bu yerde uygulanan seçim sistemi, Lüksemburg ve Belçika’da uygulanan seçim sistemine benzemektedir. Seçimler particilik üzerine kurulan bir sisteme dayanmaktadır. Partilerin Parlamento’da temsil edilebilmeleri için toplam oyların %5’ini alması gerekir. Geçtiğimiz 18 yıl içinde 6 defa genel seçim, 5 defa Cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldı. Ayrıca, her 4 yılda bir defa köy, kent ve beldelerde yerel seçimler yapılmaktadır.

Kıbrıs’ın kuzeyinde 4 tanesi Parlamento’da temsil edilen 7 tanesi Parlamento dışı toplam 11 tane siyasi parti faaliyette bulunmaktadır. Bu partiler sosyal ve siyasi alanda çalışmalar yapmaktadırlar.

ÜYELİK SIKINTISI

Bağımsızlık ve uluslararası tanınmanın gerçekleşmesinin uzun zaman alacağı anlaşılıyor. Yani bir taraftan ada sonsuza kadar bölünmüş kalırken, diğer taraftan bölgedeki siyasi coğrafya köklü değişime maruz kalacaktır. Buna mukabil BM Güvenlik Konseyi tarafından alınan çok sayıda kararla siyasi ve hukuki durumunu güçlendiren ve uluslararası düzeyde tanınan Kıbrıslı Rumlar, başta ABD olmak üzere Yunanistan’ın verdiği destekle, gerekçeleriyle büyük bir özgürlük içinde hareket ederek; beklentilerinden ödünler vermesi için Kuzeydeki komşusuna baskının dozunu arttıracaktır. Şu aşamada üyelik konusunda adım atılmasının birçok olumsuz etkisi olacaktır. Kıbrıslı Rumlar, AB’ne üye olmalarının Kıbrıs sorununu şöyle veya böyle çözeceğine inanmaktadırlar. Kuzey Kıbrıs Dışişleri Bakanlığında Büyükelçi Osman Ertuğ ise adanın güneyindeki Kıbrıs Cumhuriyetinin AB’ne üyeliğinin büyük tehlikelere yol açacağını, AB tarafından karar alınmasıyla Türkiye ve Avrupa arasında bir tür anlaşmazlığın çıkacağını söyleyerek bu durumun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Türkiye’ye ilhakını veya fiilen yakınlaşmasına varacak bir işbirliğinin yoğunlaşacağını vurguladı. Büyükelçi, “bunun için üyeliğin siyasi, hukuki ve coğrafi etkileri olur” dedi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise, Kıbrıslı Türklerin katılımı olmadan, Türkler talepte bulunmadan, davalarına ve bağımsızlıkla ilgili durumlarına bakılmadan Kıbrıslı Rumların AB’ne katılmasının tehlikeli siyasi ve hukuki bir ihlal olduğunu dile getirerek, bundan önce Kıbrıs sorununun çözümlenmesi ve varklıklarının belirlenmesi gerektiğine işaret etti. Denktaş, aksi takdirde durumun daha karmaşık bir hal alacağı uyarısında bulundu.

Rauf Denktaş’a göre, sorunun öncelikle konfederasyon temeli üzerinde çözümlenmesi, sonra AB’ne üyeliğin araştırılması gereklidir. Ayrıca, Kıbrıslıların tümü arasında ortaklık yansıtılması ve bunun yanında Kıbrıslı Türklere ağırlığı olmayan bir azınlık muamelesi yapılmamalıdır.

OLAYLAR SENARYOSU

Arka planda ise Kıbrıslı Rumların ve aynı zamanda Türklerin vurguladığı beklentiler ve belirgin işaretler doğrultusunda olayların gelişimiyle ilgili senaryolar hakkında bir takım sorular bulunmaktadır. Bu sorular, aday ülkelerle AB’nin genişlemesi ve aday ülkelerin en azından Kopenhag kriterlerine uygun olarak ekonomik yönden yeterli ve bizzat AB üyesi bazı ülkelerden ekonomik göstergeleri daha iyi olan Kıbrıs’ın durumuyla ilgilidir. Zira Yunanistan, herhangi bir devletin AB’ne adaylığının kabul edilip Kıbrıs’ın adaylığının kabul edilmemesi durumunda veto hakkını kullanmaya hazırdır.

Bu nedenle gözlemciler Kopenhag’da Aralık 2002 tarihinde yapılacak AB zirvesinde Kıbrıs’ın AB’ye üyeliğinin kabul edileceğini düşünüyorlar. Şayet bu tarihe kadar Kıbrıs sorunu çözümlenmezse Kıbrıs’ın adaylığının daha ilk günü Yunanistan ve Kıbrıs, adanın kuzeyinin kurtarılması için AB’ye talepte bulunarak anlaşmazlığın patlamasına yol açacaktır.

Bu durumun Türk tarafına yansımalarıyla ilgili Mısır’ın Ankara Büyükelçisi Fethi El-Şazli’nin de tahmin ettiği gibi, Türk tarafı Türkiye ile Kuzey Kıbrıs arasında bütünleşmeye varan çok güçlü ilişkiler kurmak için çaba sarfedecektir. Nitekim Dışişleri Bakanı İsmail Cem, bu durumu belirgin bir şekilde açıklamıştır. Aralık 2002 tarihinde Kıbrıs sorunu çözümlenmeden Rum Kıbrıs’ın adaylığı kabul edilirse, durum belirsiz bir hal alacak, Türkiye kendisini AB’yle karşı karşıya bulacaktır. Bu endişe Türkiye’deki seçkin siyasetçilerin zihnini meşgul etmektedir.

PATLAMAYA HAZIR BİR MAYIN

Gözlemcilere göre, Kıbrıslı iki liderin önümüzdeki ay Lefkoşa’daki tarafsız bölgede yapacakları toplantıda sorunun çözümlenmesine yönelik bir sonuç çıkmazsa, durum daha da kötüleşecektir. Oysa, AB Komisyonu Türkiye’nin üyelik kriterlerini gerçekleştirmede çok az ilerleme kaydettiğine dair bir tablo çizmiştir. Bu bağlamda, Aralık 2002’de kabul edilecek ülkeler listesine Türkiye’nin konulmasının güç olduğu anlaşılmaktadır ve böyle giderse Kıbrıs sorunu Doğu Akdeniz bölgesinde her an patlamaya hazır bir mayına dönüşebilecektir.

Mısır’ın Ankara Büyükelçisi, bölgeyi tehdit edecek şekilde Kıbrıs sorunun patlak vermesinin önlenmesinin tek yolunun, Avrupa Zirvesinin Kıbrıs ve Türkiye’yi üyeliğe kabul eden bir karar alması olduğunu belirtmektedir. Bu şekilde İngiltere ve İspanya arasındaki Cebelitarık sorununda olduğu gibi sorunun Birlik içinde bir sorun olması garanti edilecektir. Ancak, Avrupa Birliği Türkiye’nin kabulü yönünde karar almazsa –ki durum öyle görünüyor- Kıbrıs sorunu Arap bölgesini de etkileyecek şekilde bölgesel yansımaları olacak yeni bir viraja girecektir.”