KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ CUMHURBAŞKANI RAUF DENKTAŞ: 'TÜRKİYE İLE BİRLEŞİRİZ'

Hamide Hangül’ün KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Mülakatı

5 Ağustos 2002

Kıbrıs'ta 47.görüşmede de uzlaşma sağlanamadı. Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Yunanistan'ın da desteği ile Kıbrıs'ta uzlaşmaya varılmadan AB üyesi olmak istediğini belirten Denktaş, Rum tarafının AB'ye girmesi halinde Türkiye ile birleşmelerinin kaçınılmaz olacağını açıkladı.

RÖPORTAJ: Hamide HANGÜL

GİRİŞ:

Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin AB üyelik başvurusunu tüm Kıbrıs adına tek taraflı kabul eden AB'nin, adayı büyük bir karışıklığa sürüklediğini vurgulayan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rum Yönetimi'nin Yunanistan'ın da desteği ile Kıbrıs'ta uzlaşmaya varılmadan AB üyesi olmak istediğini savundu. Denktaş, Rum Kesimi'nin tek taraflı AB üyesi olması halinde Türkiye ile birleşmelerinin kaçınılmaz olacağını açıkladı. 1960 anlaşmasındaki 'Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan'ın üye olmadığı bir kuruluşa giremez' maddesinin altını çizen Denktaş, bu açıdan Rumların AB üyeliği için yaptıkları tek yanlı müracaatın geçersiz olduğunu belirtti. Denktaş, "Öncelik, uzlaşma olmalıdır. Sahte 'Kıbrıs Hükümeti' ünvanını AB yolu ile yasallaştırmak istiyorlar. Buna razı olamayız" diye konuştu. Rum Yönetimi'nin Türk tarafının herşeye boyun eğmesini beklediğini bildiren Denktaş, Kıbrıs'ta nihai çözüm, Uluslararası gözlemcilerin bakışı ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin uzlaşma konusundaki tavrını Finansal Forum'a anlattı.

* Bu güne kadar iki toplum lideri 47 kez bir araya geldi. Gerçekleşen görüşmeler sonucunda Rum tarafı ile Kıbrıs'ta gelinen son nokta nedir?

Kıbrıs meselesi, Rum liderliğinin Kıbrıs'ın tümüne sahip olmak için 1963'de gerçekleştirdiği silahlı saldırılarla başlamıştır. 1960'da kurulan Cumhuriyet bir 'Ortaklık Cumhuriyeti'ydi. Rumların bizi hükümet organlarından ve 103 köyden dışlaması neticesinde iki halk ayrılmış oldu. 1968'den bu yana Rumlarla çeşitli görüşmeler yaptım. Uzlaşmak mümkün olmadı. Çünkü Kıbrıs Rumları saldırı ile elde ettikleri 'Meşru Kıbrıs Hükümeti' ûnvanını yeni bir ortaklık kurmaya tercih ettiler. Dış dünya bunlara 'Kıbrıs Türklerinin hükümeti değilsiniz ve olamazsınız; buna hakkınız yok' demedikçe uzlaşmak zor olacaktır. Çünkü Rum tarafı hala hakkı olmayan bir ünvan arkasına saklanmaya devam ediyor.

* Bu ana kadar gerçekleşen görüşmeler de, Rum tarafına uzlaşma sağlanması için hangi önerileri götürdünüz ve Rum tarafının tavrı ne oldu?

BM Genel Sekreteri'nin de önerdiği gibi "İki eşit kurucu ortak arasında yeni bir ortaklık kurulmasını" öneriyoruz. Yani Rum idaresi ile Kıbrıs Türk tarafı kendi taraflarını idarede serbest olacak ve iki taraf, merkezi bir idare kuracaktır. Bu olmadan Kıbrıs'ın bir bütün olarak AB'ne girmesi mümkün değildir. 1960 anlaşmaları "Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan'ın üye olmadığı bir kuruluşa giremez" der. Rumların AB üyeliği için yaptıkları tek yanlı müracaat bu açıdan da geçersizdir. Öncelik uzlaşma olmalıdır. Rumlar için öncelik AB üyeliğidir. Sahte "Kıbrıs Hükümeti" ünvanını AB yolu ile yasallaştırmak istiyorlar. Buna razı olamayız.

* Rum tarafı, 'Ortaklık Devleti' içerisinde dönüşümlü olarak başkanlık önerisine sıcak bakıyor mu? Uluslararası gözlemcilerin bu öneriye bakışı nedir?

Biz 1960 Cumhuriyetinde olduğu gibi Başkanlık rejimi istiyoruz. Yani yetkili, icra yetkisi olan Başkanlık. Bu yetkili başkanlığın dönüşümlü olmasını istiyoruz. Rumlar bunu kabul etmiyor. Sadece protokol işlerine bakacak yetkisiz bir Başkan olursa, dönüşüme razı olabiliriz. Yani bu konuda da henüz bir uzlaşma yoktur. Uluslararası gözlemciler Başkanlık dönüşümlü olabilir diyorlar ama 'Hangi başkanlık?' konusunda, 'önce siz karar veriniz' deyip geri çekiliyorlar.

* Rumlarla Türklerin tezleri arasındaki fark nedir? Hangi konularda uyum sağlanıyor, hangi konularda uyum sağlanamıyor?

Vizyon'da uyum olmazsa anlaşma da olmaz. Rumların vizyonlarına göre Kıbrıs meselesi 1974'de başladı. Bize göre 1963'de Ortaklık Cumhuriyeti'ni yıktıklarında, Kıbrıs'a sahip çıkmak için bizi toplu mezarlara gömdüklerinde, halkımızın dörtte birini göçmen yapıp bize 'azınlık' hakları önerip, 'Kıbrıslı Rumlarız' dediklerinde başladı. Bu nedenledir ki Kıbrıs'ta, 1964 Mart ayından itibaren BM Barış Gücü vardır. Biz eşit egemenliğe dayanan yeni ortaklık diyoruz. Rumlar "Kıbrıs cumhuriyetinde size haklar verelim..." diyor. Biz, Rumların 1963'den 1974'e kadar bize yaptıklarını tekrarlatmayacak bir hal çaresi istiyoruz. Onlar, KKTC'i yoktur ve olmamıştır diyor.

* Aralık'ta gerçekleşecek müzakerelerde Rumların AB'ye girmesi durumunda nasıl bir tavır takınırsınız? Devamında Türkiye ile birleşme yoluna gidebilir misiniz?

Rum tarafının AB ile birleştiği ölçüde ve birleştiği biçimde Türkiye ile birleşmemiz kaçınılmaz olur. AB, Rumların tek yanlı başvurusunu Kıbrıs'ın tümü adına yapılmış yasal bir müracaat addetmekte; bölgeyi büyük bir karışıklığın içine atacak ve kendileri de rahat etmeyecektir.

* Kıbrıs'ta nihai çözüm nasıl olmalıydı?

İki tarafın eşit egemenliğine dayanan yeni bir ortaklık, ya da iki ayrı devlet olarak, yan yana iki komşu olarak devam. Akıl yolu iyi komşuluk der, yeni bir ortaklık der. Ancak, 1960 ortaklığını, Kıbrıs'a sahip çıkıp Ada'yı Yunanistan'a bağlamak için 39 yıllık mücadeleyi sürdüren Rum tarafı Kıbrıs'ın tümüne sahip olmak istiyor. Dünya kendilerine "Türk halkının hükümeti değilsiniz ve olamazsınız" demedikçe de bu mücadeleye devam edecekleri anlaşılıyor.

* Kıbrıs Türk Kesimi'nin daha fazla toprak tavizi vermesinin, daha fazla göçmeni arasına almasının ve egemenlikten ödün vermesinin daha iyi olacağını düşünen BM; Türk tarafının taviz vermediği yönünde bir karar aldı? Bunu neye bağlıyorsunuz?

BM, 1964'de aldığı 4 Mart kararından sonra Makarios'un idaresini Meşru Kıbrıs Hükümeti olarak tanıdı. 39 yıldır, Kıbrıs meselesinin hallini bu karar ve buna dayalı diğer kararlar engelledi. Çünkü Kıbrıs Rumları silahla alamadıklarını, bu kararla elde ettiklerine inandılar ve bu kararın arkasına sığınarak bizim de kendilerini meşru Kıbrıs Hükümeti olarak tanımamızı beklediler. BM Güvenlik Konseyi de, bu yaklaşım içinde bizim Kıbrıs Rumlarını niye hükümet olarak tanımadığımızı anlamak istemiyor ve bizi eleştirerek, üzerimizde baskı kurmaya çalışıyor. Ancak, birçok diplomat bu gerçekleri görmeye başladı.

* Güney Kıbrıs'la gerçekleşen görüşmelerde KKTC, yüzde 33'den kendisine yüzde 29 toprak kalmasına razı oldu? Bu öneriye Rum tarafı ve uluslararası gözlemciler nasıl bakıyor?

Biz yüzde 29'a, mesele halledilsin diye razı olduk. Sadece o gün için, çünkü bize BM Genel Sekreteri "yegane zorluk budur" demişti. Fakat Kipriyanu bunu reddetti ve o sözümüz de ortadan kalkmış oldu. Bizim toprak hakkımız yüzde 33'ün üstündedir. Sınır düzeltmesi yapılacaktır. Bir çok Vakıf çiftliği ve toprağını Rumlar, gizlice kendi isimlerine geçirmişlerdir. Bunlara bakacak bir komisyon oluşturalım diyoruz, reddediyorlar. Gözlemciler, Rumlara göre hareket ediyorlar. Zorluk burdadır.

* Peki bugünkü şartlarda toprak tavizi verilebilir mi? Toprak tavizi konusunda bundan sonraki tavrınız ne olacak?

Yüzde 29 +, o gün önümüze konmuş olan bir paketin bir bütün olarak kabulüne bağlıydı. Kipriyanu bunu reddetti. Dolayısı ile paket de, yüzde 29 + da gündemden düştü ve toprak konusunun yüzdeliklerle halledilemeyeceği de anlaşıldı. Biz toprak konuşmayız demiyoruz. Egemenlik konusunda anlaşalım; önce bizdeki toprağın egemen toprağımız olacağını kabul ediniz. Toprağı ona göre konuşalım diyoruz. Yani, ileride, "bu anlaşma da yürümedi" diyerek bize saldırırlarsa Makarios'un 1963 - 1974 yıllarında yaptığı gibi kimseye "bu bizim iç meselemizdir, kimse karışamaz" dememelerini istiyoruz.

* KKTC halkının Rumlarla birleşerek AB'ye girmek istediği öne sürülüyor. KKTC halkının gerçek istediği nedir? Güney Kıbrıs ile bütünleşmek mi?

Yapılan halk oylaması, halkımızın yüzde 90'ının AB'ye üye olmak istediğini gösteriyor. Ancak şartları var: Bir, uzlaşmadan sonra. İki, Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki hakları korunmak kaydıyla. Dolayısıyla Kıbrıs Türkleri AB üyeliğinden önce Kıbrıs'ta iki kurucu ortaktan biri olacağının yani eşit egemenliğinin, kabul edilmesini, buna ek olarak karşılıklı mal mülk problemlerinin mübadele yolu ile halledilmesini istiyor. Biz bütünleşmeyi, iki devletin kuracağı yeni bir ortaklık olarak görüyoruz. Yani KKTC kalacak, fakat bazı yetkiler (dış işleri, AB ile ilişkiler v.s) müşterek bir merkeze verilecek. Yani bir nevi konfederasyon. Birçok uluslararası ilişkiler ve Hukukçular Kıbrıs'ta en uygun formülün de bu olduğunda mutabıklar.

* Türkiye'nin Kıbrıs'la birlikte AB'ye alınma durumu nedir?

En doğrusu, meşru olanı, 1960 anlaşmalarının öngördüğü de budur. Kıbrıs, henüz Türkiye'nin de üye olmadığı AB'ye üye olamaz.

* KKTC'nin ayakları üzerinde durabilmesi için neler yapılması gerekiyor?

İnsanlık dışı ambargoya son verilirse, KKTC kısa bir süre için de ayakları üzerinde durabilecek duruma gelecektir. Türkiye bugüne kadar, sadece cari bütçemizi desteklemekle kalmamış, tüm alt yapıyı tamamlamıştır. Turizm, üniversiteler, turizmi destekleyici küçük sanayi kuruluşları bizi düze çıkarabilecekler.

SPOTLAR:

* 1968'den bu yana Rumlarla çeşitli görüşmeler yaptım. Uzlaşmak mümkün olmadı. Dış dünya bunlara 'Kıbrıs Türklerinin hükümeti değilsiniz ve olamazsınız; buna hakkınız yok' demedikçe uzlaşmak zor olacaktır. Çünkü Rum tarafı hala hakkı olmayan bir ünvan arkasına saklanmaya devam ediyor.

* BM Genel Sekreteri'nin de önerdiği gibi 'İki eşit kurucu ortak arasında yeni bir ortaklık kurulmasını' öneriyoruz. Bu olmadan Kıbrıs'ın bir bütün olarak AB'ne girmesi mümkün değildir.

* Biz bütünleşmeyi, iki devletin kuracağı yeni bir ortaklık olarak görüyoruz. Yani bir nevi konfederasyon. Birçok uluslararası ilişkiler ve Hukukçular Kıbrıs'ta en uygun formülün bu olduğunda mutabıklar.

* 1960 anlaşmaları "Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan'ın üye olmadığı bir kuruluşa giremez" der. Rumların AB üyeliği için yaptıkları tek yanlı müracaat bu açıdan da geçersizdir. Öncelik uzlaşma olmalıdır. Rumlar, sahte "Kıbrıs Hükümeti" ünvanını AB yolu ile yasallaştırmak istiyorlar. Buna razı olamayız.

* Uluslararası camia bu insanlara "meşru hükümetsin" dedikten sonra ve AB bunlara "en iyi aday" muamelesi yaptıktan sonra, Rumların uzlaşma istemesi için bir neden kalmaz. Bütün çabaları bu ûnvanı korumak ve AB'ye uzlaşma olmadan üye olmak. Bizim de onlara teslim olmamızı bekliyorlar. Bize kağıt üzerinde haklar verecekler, egemenlik kendilerinde kalacak! Böyle bir şey olamaz.

1992'deki yüzde 29 toprak sahasını, o gün halledilsin diye razı olduk. Sadece o gün için, çünkü bize BM Genel Sekreteri "yegane zorluk budur" demişti. Fakat Kipriyanu bunu reddetti ve o sözümüz de ortadan kalkmış oldu. Bizim toprak hakkımız yüzde 33'ün üstündedir.

* 1960 Cumhuriyetinde olduğu gibi dönüşümlü Başkanlık rejimi istiyoruz. Rumlar bunu kabul etmiyor. Yetkisiz bir Başkan olursa, dönüşüme razı oluuyor. Yani bu konuda da henüz bir uzlaşma yoktur. Uluslararası gözlemciler Başkanlık dönüşümlü olabilir diyorlar ama "hangi başkanlık?" konusunda, "önce siz karar veriniz" deyip geri çekiliyorlar.

KUTU::KUTU

'Hiçbir zaman "azınlık" olmadık'

* Güney Kıbrıs'ın KKTC'nin yaklaşık 5 katı nüfusa sahip olması, Güney Kıbrıs'ın AB'ye alınmasını kolaylaştırır mı? Bu duruma BM ve AB'nin bakış açıları nedir?

Rum nüfusu 700 bin kadardır. Bunun içinde 1960'dan bu yana Kıbrıs'a gelip Yunan alayında hizmet eden ve burada kalması sağlanan Yunan askerleri vardır. 40 bin kadarına Kıbrıs pasaportu verdikleri tahmin edilmektedir. 'Pontus Rum'un diye, Rusya'dan ve diğer ülkelerden gelenlere Kıbrıs pasaportu verdikleri 30 bin kişi vardır. Bunlar daha ziyade Rusya'dan aldıkları silahları kullanmak için getirilmiş uzman kişilerdir. Rusya'dan 30 bin Ortodoks'a da vatandaşlık ve çalışma izni verilmiştir. İngiliz üslerinde çalışan İngilizlerle aileleri de (20 - 25 bin kadar) Rumların nüfus sayımında yer almaktadır. Yine 1960'lardan sonra Afrika ülkelerinden ayrılıp Kıbrıs'a yerleşmiş olan 20 bine yakın Yunan asıllı vardır. Asya'dan işçi olarak getirdikleri binlerce genç kızı da köle olarak kullanmaktadırlar. Rum mafyası Güney Kıbrıs'a yerleşmiştir.

Yani nüfusumuzu geçen Rum nüfusu ile karşılaştırıldığında daima 3'de 1; 4'de 1; zaman zaman 5'de 1 olmuştur. 1955 - 1958 yıllarında EOKA tethişi nedeniyle başlayan işsizlik, binlerce Türk'ün Ada'dan göç etmesine neden oldu. 1963 - 1974 arasında da binlerce insanımız Avustralya'ya, İngiltere'ye göç etmek zorunda kaldı. Ondan önce normal zamanda da, ada ekonomisi nedeniyle Kıbrıs'ta göç 4'de 1 oranında devam etmişti. Bu nedenle bizim dışarıda, ekonomik şartlar iyileştiği takdirde, Ada'ya dönecek buradaki nüfusumuz kadar insanımız vardır. Yeter ki, ekonomik şartlar iyileşmiş olsun. Bunun için de Rum'un ambargosunun kalkması şarttır. Onlar da bunu bildikleri içindir ki düşmanlığa, ambargolarla devam etmektedirler.

'Azınlık'lar bir milletin içinde bulunurlar. Kıbrıs'ta Kıbrıslı milleti yoktur. Kıbrıs'ta, Kıbrıs Rumları ile Kıbrıs Türkleri iki ayrı milli halk vardır. Ayrı dinlerini, ayrı dillerini asırlarca büyük bir kıskançlıklarla korumuşlardır. Türkler Türk ulusunun ayrılmaz ve kopmaz bir parçası olmakla övünürken, Rumlar Elen dünyasının Kıbrıs'ta uzantısı olarak adayı Yunanistan'a bağlamak siyasetini gütmüştür ve bu nedenle de, bu siyasete karşı olan Kıbrıs Türklerini, yok edilmesi gereken bir düşman olarak görmüştür. Kıbrıs meselesinin temelinde bu gerçekler de yatmaktadır.

* 2002 Ocak - şubat ayında KKTC'den 5 bin kişi toplam da ise 20 bin kişi Rum pasaportu aldı. Bu durumu siz nasıl, Rum tarafı nasıl değerlendiriyor?

Bunlar Rum tarafının propagandasıdır. Bu çapta bir şey yoktur. Ambargolar nedeniyle bazı vatandaşlar bu hatayı işlemişlerdir. Rumlar da bunu abartarak propaganda malzemesi yapmışlardır. Rum yanlısı dış basın da bunu aleyhimize kullanmıştır.