"KKTC CUMHURBAŞKANI MEHMET ALİ TALAT: ADANIN YENİDEN
BİRLEŞMESİNİ VE OTORİTENİN PAYLAŞILMASINI ONAYLIYORUZ”
(El Seyyid Hani, Al Goumhuriya, 29 Kasım 2005)
Günlük tirajı 500.000 olan Mısır’ın üçüncü hükümet yanlısı
gazetesi Al Goumhirya’nın 29.11.2005 tarihli sayısında, yukarıdaki başlık
altında ve El Seyyid Hani imzasıyla yayımlanan mülakatın çevirisi şöyledir:
Kıbrıslı Türklerin sorununun yaşadığı karanlık tünelin
sonunda ufak bir ışık noktası bu yılın yazında göründü. Bu ışık noktası,
Kıbrıslı Türklerin dünyada Türkiye’den başka kimsenin tanımadığı devletlerini
ABD Kongre üyelerinden bir grubun ziyaret etmesiyle ortaya çıktı.
Kongre üyelerinin ülkeye turist sıfatıyla geldikleri
doğrudur. Ama, bu üyeler ziyaret sırasında, Kıbrıslı Türklerin görüşlerini
dinlemiş ve gerçeği yerinde görmüşlerdi. Daha önemlisi, bunların uçaklarıyla,
tüm dünya havayolları şirketlerinin uçaklarının inişine ambargolu Kıbrıs
Türkü’ne özel Ercan havaalanına doğrudan gelişidir. Bu, Amerikalıların söz
konusu uçuş ambargosunu kırarak Türk topraklarına uçaklarıyla doğrudan iniş
yapma kararında olduklarının açık bir işaretidir.
Bu ışık noktası, Amerikan Kongresi üyelerinin ülkelerine
dönüp, bu “turistik” ziyaretin sonuçları, gördükleri ve duydukları hakkında
yazdıkları raporu Bush yönetimine sunması ile büyümeye başladı.
Anlaşılan, söz konusu rapor çok iç açıcı idi. O denli ki ABD
Dışişleri Bakanı Condoleeza Rice KKTC Cumhurbaşkanı sıfatıyla Mehmet Ali Talat’ı
Washington’a resmen davet edip, dünya medyası önünde ofisinde karşıladı.
Böylece, bu ufak ışık noktası, İKÖ’nün değil Rice’in eliyle,
Kıbrıslı Türklerin önünde uluslararası yalnızlıklarına son verecek bir umudu
taşıyan bir ışık enerjisine dönüştü. Kıbrıslı Türkler için belki bu kez şafak
Washington’dan doğacaktır. Zira Washington bu oyunun kartlarının yüzde 90’nını
elinde tutmaktadır.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, başkent Lefkoşa’daki
makamında beni kabul etti. Lefkoşa, Kıbrıs Cumhuriyeti başkenti Nicosia kentinin
kuzey ismidir. Bu iki kesimi uluslararası barış gücünün koruduğu bir tel örgüt
ayırmaktadır. İlk sorum şu oldu:
Soru: Condoleeza Rice ile görüşmenizden neden bu kadar
mutlusunuz. Daha önce Başbakan iken o sıralarda ABD Dışişleri Bakanı Colin
Powell ile görüşmediniz mi? Bu iki görüşme arasında fark nedir?
Talat: Fark çok büyüktür. Condoleeza Rice ile görüşmek için
ABD’nin Dışişleri Bakanı sıfatıyla gönderdiği resmi davete icabet etmek üzere
Washington’a gittim. Önceki ziyaretim ise New York’ta BM merkezinde düzenlenen
bir toplantıya katılmak için bir NGO’dan gelen daveti üzerine gerçekleşti.
Soru: Condoleeza Rice’tan neler istediniz?
Talat: Ülkelerimiz arasında ilişkilerin kurulmasını,
etrafımızı saran ekonomik abluka ve uluslararası izolasyonun kaldırılması için
daha fazla destek verilmesini, davamızın kollanması uğrunda ABD’nin çeşitli
dünya ülkeleri ve özellikle İKÖ ülkeleri nezdinde etkisini kullanmasını istedim.
Soru: Her hangi bir söz verdi mi?
Talat: İsteklerimizi anlayışla karşıladı ve Kıbrıslı
Türklerin yaşadığı izolasyona son verilmesi yönünde ABD’nin desteğinin süreceği
sözünü verdi.
Soru: Daha önce de Powell daha fazlasını söz vermişti.
Örneğin Ercan’a doğrudan uçuşların yapılması, ekonomik, ticari ve turizm
alanında ilişkilerin kurulması gibi. Bu sözlerini yerine getirdi mi?
Talat: Sorunuzda söylenenler bizim isteklerimizdi, Powell’ın
bize olan sözleri değildi. Aslında, bu isteklerimizin bir kısmını elde ettik.
Demek istediğim, dünyada bize yardımcı olan tek ülke tabi Türkiye’ye ilaveten
ABD’dir.
Soru: Türkiye’den söz açılmışken, bazıları Türkiye’nin AB’ne
katılmasının bir bedeli olarak davanızı desteklemekten vazgeçebileceğini
düşünüyor. Bunu bekliyor musunuz?
Talat: Bu imkansızdır. Çünkü davamız Türkiye’nin milli
davasıdır. Türkiye’nin bizi bırakacağını asla düşünemeyiz. Ama, Türkiye’nin AB
ile müzakerelerinin Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarına destek vereceğine
inanıyoruz. Çünkü bu müzakereler, halen dondurulan sorunumuzun tabiatıyla BM
dahil uluslararası platformlarda gündeme gelmesini sağlayacaktır.
Soru: Genel Sekreter Kofi Annan’ın Kıbrıs sorununa çözüm
planının 24 Nisan 2004 tarihli referandumla Kıbrıs Rum’u tarafından
reddedilmesiyle öldüğünü bizzat ilan etmesinden sonra BM ne gibi bir rol
üstlenebilir?
Talat: Biz her zaman, BM’nin üstleneceği rolü olumlu
karşılarız. Geçen Ekim ayında ABD ziyaretim sırasında Kofi Annan ile görüştüm ve
kendisine Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumlar ile sorunlarının BM yoluyla
çözülmesini arzuladıklarını vurguladım ve 24 Nisan referandumunda planına onay
veren halkın, izolasyonuna son verilmesini hakkettiğini bildirdim.
Soru: İzolasyona son verilmesi çözüme alternatifi değilse
istediğimiz çözüm tam olarak nedir?
Talat: Adanın yeniden birleştirilmesini ve otoritenin bizimle
Kıbrıslı Rumlar arasında paylaştırılması üzerine kurulu Annan planının içerdiği
temellere göre çözülmesini istiyoruz.
Soru: Siz Kıbrıslı Rumların çözüm istemediğini söylüyorsunuz.
Oysa onların cumhurbaşkanı sadece birkaç hafta önce BM’nin 60. genel kurul
toplantılarında yaptığı konuşmada Kıbrıs’ta iki toplumlu ve iki kesimli bir
federal birliğe varmak için kararlı olduğunu ve bunu tüm kesimleriyle Kıbrıs
halkının beklentilerine cevap verecek görüşmelerle sağlamak istediğini söyledi
ve dedi ki: “Kıbrıs Rum tarafı BM gözetiminde görüşmelerin düzenlemesi
yükümlülüğüne bağlı kalmaya çalışacaktır. Bu görüşmelerin gerçekleşmesi için de
uygun ortamın hazırlanması yönünde çalışacaktır”. Bu sözleri nasıl
yorumlarsınız?
Talat: Onların dünya çapında yaydıkları propaganda budur.
Güzel şeyler söylerler ve tamamen tersini yaparlar. Papadopulos, BM önünde
söylediklerinde samimi olmadığını ve yalancı görünümünü sergiledi. Bir taraftan
Kıbrıs sorununa BM gözetiminde bir çözüm istediğini söylüyor, diğer taraftan ise
tüm süreci AB’ne devretmeye çalışıyor. AB yoluyla, otoritesini Kıbrıs’ın kuzey
kesimine de uzatacağını düşünüyor. Onun politikası budur. Bana bir keresinde
Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs Cumhuriyeti’ne kaynaştırma yoluyla katılacağını
söyledi.
Soru: Papadopulos, sizinle koşulsuz olarak görüşmeleri
yeniden başlatmayı kabul ediyor. Siz de kabul eder misiniz?
Talat: Bu mümkün mü? Bir hakim olmadan bir takvim bulunmadan
nasıl oturup, müzakere edebilirsiniz. Çözüme böyle nasıl varabilirsiniz? Sonsuza
dek, takvim olmadan müzakere olabilir mi? Bence, böyle bir zihniyetle çözüme
ulaşmak mümkün değildir.
Soru: Sayın Cumhurbaşkanı, bu meseleleri konuşmak için onunla
neden masaya oturmuyorsunuz?
Talat: Geçen Nisan ayında KKTC Cumhurbaşkanı seçildiğimden bu
yana ona barış elini uzatıyorum, o geri çeviriyor. Benimle bir araya gelmeyi ve
herhangi bir yerde buluşmayı kabul etmiyor. Gayri resmi görüşmeye bile
yanaşmıyor. Hiçbir aşamada bizimle temas kurmayı istemiyor. Mesele o dereceye
vardı ki sadece bir kahve içmek için buluşmaya davet ettim. Bana, bizimle kahve
içmeye katılması için Kofi Annan’ın şahsen gelmesi şartını koştu. Artık, şu anda
mesele Annan’a kalmış durumda.
Dolayısıyla dünya, bu adama federal birlikten veya
görüşmelerden söz ederken inanmamalıdır. Bütün bu sözler yalan propagandadır.
Soru: Uluslararası camianın ve özellikle Batılı ülkelerin,
sorunun çözülmesine önem vermemesinin temelinde Müslüman bir halk olmanızın
yattığını benimle paylaşır mısınız?
Talat: Evet, uluslararası camianın tüm örgüt ve kurumları ile
genelde Müslüman halkların sorunlarına yeterince önem vermediğini
söyleyebiliriz. Ancak, biz Müslüman ülkelerinden bunun telafisinde gerekli olan
desteği bize vermesini beklerdik. Ama, istenilen bu düzeye henüz ulaşılmamıştır.
Soru: AB’ne vermek istediğiniz bir mesaj var mıdır?
Talat: Evet, AB’den bize empoze ettikleri izolasyona son
vermesini ve; Sayın Papadopulos’tan görüş ve düşüncelerde farklılığı kabul
ederek tarafsız davranmasını, Kıbrıslı Türklere karşı güç gösterisine son
vermesini, Kıbrıs Türkü’nün haklarını tanımasını, BM kararlarına göre hareket
edip saygılı olmasını talep etmesini beklerim.
Soru: AB’nin halen dönem başkanı İngiltere Başbakanı Blair’in
sizi kabul edeceğini öğrendim. Onunla neyi görüşeceksiniz?
Talat: Görüşme gelecek Ocak ayında AB dönem başkanlığından
sonra yer alacaktır. Kendisi ile bize uygulanan izolasyona son verilmesi
konusunu görüşeceğim.