Avrupa, Kıbrıs ile başa
çıkamaz – Ferai Tınç, Hürriyet gazetesi –
5 Kasım 2006
"TUOMİYOYA. Gençler onun adını kolayca telaffuz ettiğimi duyunca
şaşırıyorlar. Ben bu ismi önceden bilirim. Onun babası da bu işe girmişti de
Rumlarla yaptığı bir buçuk saatlik görüşmeden sonra kalp krizi geçirmişti."
Mehmet Ali Talat, Brüksel'e Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja
ile görüşmeye gitmeden önce İstanbul'da bir sohbet toplantısında böyle diyordu.
Kıbrıs sorunu böyle bir yılan hikayesine döndü. Pardon, yılan hikayesi demek
doğru değil.
Bitmek bilmeyen bir entrika, dedelerimizden duyduklarımızı, farklı yıllarda
geçen anektodlarla torunlarımıza aktaracağımız hep aynı öykü.
Dün, Kıbrıs'ta arabuluculuk yapmış emekli bir Amerikalı diplomatın anılarını
karıştırdım. Lyndon Johnson'un dışişleri bakan yardımcısı George Ball,
"unutamam" dediği birkaç olaydan birini şöyle anlatıyor.
" ... Limasol'da katliam olmuştu. Anımsıyorum. Bazıları, ince duvarlı evlerini
yerle bir eden traktörler tarafından olmak üzere, elli kadar Türk öldürülmüştü.
İkinci gün toplantıdan çıkarken Makarios'a bu iğrenç hareketlerin durması
gerektiğini, bir gece önce olan bu hadisenin kabul edilemeyeceğini, şiddete
derhal son verilmesi gerektiğini kesin bir biçimde söyledim. Sakin bir edayla
bana yanıt verdi. 'Ama sayın bakan, Rumlar ve Türkler bu adada iki bin
yıldan beri birlikte yaşarlar. Biz bu gibi olaylara çok alışığız'...."
1982'de yayınladığı "The Past Has Another Pattern" adlı kitabında
Ball, 1964'e ilişkin bu anısına yer verirken Makarios'a ne kadar
kızdığını söylüyor, "artık ortaçağda değil yirminci yüzyılın yılın ikinci
dönemindeyiz, kimse burasının sizin mezbahanız olmasına izin vermez"
dediğini anlatıyor.
Bu hikayeyi hatırlatmaktan maksadım şu, geçmişin gerçeklerini dikkate almayan
çözüm önerileriyle Kıbrıs'ta Rum ve Türk halkın iki bin yıllık beraberliğini,
alışkanlıkların zehirli sarmalından kurtarmak mümkün değil.
***
OĞUL Tuomioja'nın girişimi de havada kaldı. İlerleme raporu öncesi
uzlaşma arayışları çıkmaza girdi. Ve yine parmaklar Türkiye'ye, Kıbrıs
Türklerine döndü.
Vazgeçtim, Galli fikirler dizisi, Glion, Cenevre, Trautbeck, New York,
Bürgenstock görüşmeleri, Annan Planı müzakerelerinden. İki yıl önce Türk
tarafına ve Türkiye'ye binbir zorlukla kabul ettirilen Annan Planı'na verilen
"evet" yanıtının üzerine de çizgi çekildi.
Kıbrıs Rum Yönetimi eski yönteme başvurarak Türkiye'yi Ada'da çözüm istemeyen
taraf ilan etti. Herkes de bunu kabule hazır görünüyor.
Onların taktiği belli. Ama benim merak ettiğim, dünya kamuoyunu yanlarına
çekmekte gösterdikleri başarı. Ve tabii Türkiye'nin bu konudaki başarısızlığı.
Türkiye'nin kendini anlatma çabalarının, bir mırıltı olarak kalmasının tek
nedeni Rumların artık Avrupa Birliği üyesi olmaları mı?
***
FİNLANDİYA, Aralık zirvesine kadar Türkiye'nin limanlarını Rumlara açmasını
sağlamak için oluşturduğu öneri paketini taraflara sözlü olarak iletmişti. Daha
paketin içeriği bile tartışılmadan statü problemi çıktı. Papadopulos ve
Lilikas, "Muhatabımız Türkiyedir, Talat'ın hiçbir yetkisi yok. Türkiye
ekibine girebilir isterse" diye açıklamalar yaptılar.
Şimdi bir sorum var. Türkiye Kıbrıs Rum gemilerine limanlarını açamaz mı? Bence
açabilir. Ama iş bununla kalmayacak ki.
Rumların Avrupa Birliği üyesi olmakla çözülmüş saydıkları sorun sürüyor. Ya iki
bin yıllık alışkanlıklar depreşirse?
Bu yüzden Avrupa, Türkiye'nin ısrarını anlamalı. Bu ısrar, Kıbrıs sorununun
unutulmasını önleyebilecek tek etkili uyarı. Sorunun kalıcı ve iki tarafın da
kabul ettiği bir çözüme ulaşması ise, en çok Avrupa Birliği'ni güçlendirir.
Hele de kendi krizlerine çare bulamadığı böyle bunalımlı bir döneminde. Çünkü
Kıbrıs'taki her kriz, artık Avrupa Birliği'nin krizi demektir ve Avrupa bu
krizle başa çıkamaz.
|