www.trncinfo.com

 
 
 
 
 

 

 
 
make money stuffing envelopes

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

PROF.MAURICE MENDELSON’UN HUKUKİ MÜTALAASI

 

ÖZET

Hukuki mütalaa'da, Prof. Mendelson'un evvelce 1997 yılında hazırlamış olduğu raporda kayıtlı hususlardan bazıları tekrar gözden geçirilmekte mütalaa, özellikle GKRY'nin Crawford, Hatner ve Pella adlı Profesörlere 1997 yılında hazırlattığı karşı argümanlara cevap niteliği taşımaktadır.

Mütalaa, Giriş Garanti Andlaşması, Anayasa Diğer Unsurlar ve Sonuç bölümlerinden oluşmaktadır.

GİRİS BÖLÜMÜ:

Yukarıda bahsi geçen Profesörler tarafından öne sürülen hukuki argümanların hiçbiri evvelce ortaya koymuş olduğurn görüşlerde değişiklik yapmamı gerektirecek unsurlar içermemektedir.

Kıbrıs Rum tarafı KKTC'nin yasal bir mevcudiyetinin bulunmadığı görüşünü savunuyor. Oysa ben evvelce verdiğim mütalaada bu tartışmaya hiç girmemiştim. Bir an için Rum tezimin doğru olduğunu düşünsek ve Ada nın tek temsilcisinin Güney Kıbrıs olduğunu kabul etsek dahi benim altını çizdiğim husus başka, ben özellikle Garanti Andlaşmasının, Türkiye'nin de yer aldığı tüm ilgili tarafların muatabakatı yoksa Kıbrıs'ın AB üyeliğini yasakladığını söylüyorum.

GARANTİ ANDLASMASI:

Andlaşmanın 1. maddesine göre, Kıbrıs, başka bir Devlet ile herhangi bir siyasi ve ekonomik birliğe katılmamayı taahhüt eder. Bu çerçevede, Ada nın bölünmesine veya başka bir devlet ile birleşmesine doğrudan veya dolayılı olarak yol açacak tüm fıiller yasaklanmaktadır. Anlaşmanın 2. Maddesi Türkiye, İngiltere ve Yunanistan'a bu hususu öneleme taahhüdü yüklemektedir.

2. madde uyarınca ayrıca, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere Kıbrıs Cumhuriyetinin bağımsızlığı, toprak bütünlüğü ve güvenliği ile Anayasasının temel maddeleri ile oluşturulan durumu (state of affairs) tanırlar ve garanti ederler.

Burada karşı argümanların sahipleri Andlaşmanın hükümlerinin iyi niyetle yorumlanması yolundaki Viyana Sözleşmesi'nin ilgili maddesine atıfta bulunarak sözkonusu hükümlerde kayıtlı ifadelerin basit anlamlarıyla okunması gerektiğini söylemektdirler. Bu çerçevede, temel argümanları Andlaşmanın l. ve 2. Maddelerinde Kıbrıs'ın tek bir ülkeyle birliğinin yasaklandığı, oysa AB'nin 15 üyeli olduğu noktasında odaklanmaktadır.

Bence bu argüman üç nedenden ötürü geçersizdir. Birincisi, sözkonusu maddelerde Devlet yerine Devletler şeklinde çoğul bir ifade kullanılması gereksizdir. Zira, İngilizce dilinde “herhangi başka bu devlet ile ifadesi otomatik olarak çoğulu da kapsamaktadır. İkinci olarak, çoğul ifade kullanılması alışılmadık bir tarz olduğu için tercih edilemezdi. Üçüncüsü, metinde sözkonusu yasaklamanın sadece tek bir devletle sınırlı olduğu izlenimini verecek hiçbir emare yer almamaktadır. Bu nedenle bahsekonu ifadeden birden çok Devletin kastedilmediği sonucunun çıkartılması için sebep yoktur.

 arşıt görüş sahiplerinin öne sürdükleri diğer bir görüş sözkonusu maddelerde kayıtlı hükümlerin Kıbrıs'ın uluslararası örgütlere üyeliğini yasaklamadığı yolundadır. Bu görüş Garanti Andlaşmasının 1 (2). Maddesi ile Kıbrıs Anayasasını 50 ve 169. Maddelerine dayandırılmaktadır.

 ncak sözkonusu maddeler bu görüşü desteklemek şöyle dursun, bilakis çürütmektedirler.

Anayasa'nın bahsekonu 50. maddesi değişitirilemez nitelikli hükümleri içermektedir. Bu madde Kıbrıs Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Muavinine nihai veto hakkı tanımaktadır. Bu veto hakkının birlikte veya ayrı ayrı kullanılması mümkündür. Bu hükme göre Kıbrıs'ın Türkiye ile Yunanistan'ın birlikte üye oldukları uluslararası örgütlere üyeliği konusu veto kapsamı dışında bırakılmış. Ancak zaten Türkiye ve Yunanistan'ın birlikte üye oldukları uluslararası örgütler bakımından herhangi bir sorun bulunmamaktadır.

Türkiye ve Yunanistan'dan bir tanesinin üye olmaması halinde ise ancak Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Muavininin her ikisinin de onayı ile böyle bir örgüte üyelik mümkün kılınmaktadır.

Ayrıca Garanti Andlaşmasında, Anayasanın temel maddeleri-ki bunlar arasında Madde 50'de yer almaktadır- güvence altına alınmıştır. Dolayısıyla sözkonusu hükümden açıkça anlaşılacağı üzere uluslararası örgütler Garanti Andlaşması kapsamındadır.

Öte yandan,12 Şubat 1959 tarihinde üç Garantör ülkenin Dışişleri Bakanları arasında yapılan toplantının tutanaklarında ortak anlayışın Türkiye ve Yunanistan'ın birlikte üye olmadıkları uluslararası kuruluşlara Kıbrıs'ın ancak iki toplumun rızası olduğu takdirde üye olabileceği yolunda olduğu kayıtlıdır.

Karşıt görüşün ortaya koyduğu bir diğer argüman, mevcut durumda Kıbrıs'ta bir Cumhurbaşkanı Muavini olmadığı cihetle Anayasa'nın 50. Maddesinin uygulanamaycağı görüşüdür.

Bir an için bunun doğru olduğunu düşünsek dahi bu benim belirttiğim görüşü etkilememektedir. Zira benim tezim Kıbrıs'ın AB üyeliğinin Anayasal olmadığı değil, ancak böyle bir müracaatın Garanti Andlaşmasını ihlal ettiğidir.

Karşıt görüş sahipleri öte yandan, AB'nin esasen Kıbrıs'ın üyeliğinin yasak kapsamında mütalaa edilmesini gerektirecek ölçüde sıkı bir birlik olmadığı görüşünü dile getirmektedirler.

Bu görüşe katılmak mümkün değildir. Zira bir zamanlar Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu şeklinde başlayan bu birlik zamanla entegrasyon yolunda oldukça önemli mesafeler katetmiştir. Nitekim bugün kuşkuya mahal vermeyecek biçimde AB'den kesinlikle bir ekonomik birlik olarak sözetmek ve hatta AB'nin siyasi bir birlik olduğunu dahi söylemek mümkündür. Her hal ve karda, hem ekonomik hem de siyasi birlik Kıbrıs açısından yasak kapsamındadır. Ayrıca, Garanti Andlaşması sadece tam bir birleşmeyi yasaklamakla kalmayıp, aynı zamanda kısmi birleşmeyi de yasaklamaktadır.

Karşıt görüşün diğer bir argümanı AB'nin bir ülke olmadığı konusudur. Ben esasen hiçbir zaman tersini iddia etmedim. Ben bunun adından da anlaşılacağı gibi devletlerin de üstünde oluşan bir birlik olduğunu söyledim. Dolayısıyla Kıbrıs'ın AB'ye girmesi Garanti Andlaşmasında sözü edilen “Diğer devletlerle ekonomik veya siyasi birliğe girmek” anlamını taşımaktadır. Garanti Andlaşması sadece bu birliği yasaklamakla kalmıyor, ayni zamanda bu tür bir birliğe yol açabilecek doğrudan ve dolaylı tüm faaliyetleri de yasak kapsamında mütalaa ediyor. Karşıt görüş bu zorluğu, kastedilenin tek bir Devlet olduğu savıyla aşmaya çalışsa da bu pek inandırıcı bir argüman değildir.

Karşıt görüşün öne sürdüğü diğer bir argüman, Türkiye ve Yunanistan'ın Kıbrıs'ın 1972 yılında AET ile ortaklık anlaşması imzalamasına engel olarak Garanti Andlaşmasını göstermemiş olmalarıdır. Oysa Türkiye buna farklı temellerde de olsa itiraz etmiştir.

Karşıt görüş ayrıca sözkonusu müracaatta AB'nin ve BM Güvenlik Konseyi'nin olumlu yaklaşımlarına işaret etmektedir.

Bu noktada, AB'nin üyelik kompozisyonunu ve gerek AB gerek BM Güvenlik Konseyi'nin siyasi niteliklerini gözönünde bulundurmak gerekir.

Diğer taraftan vurgulamakta yarar gördüğüm başka bir hususta şudur: Garanti Antlaşmasının l. maddesinin 2. paragrafı Kıbrıs'ın AB üyeliğini açıkça engellemektedir. Bunun sürekli ve koşulsuz olduğunun anlaşılması gerekir. Bu itibarla mesele, Türkiye'nin AB'ye üye olup olmayacağı veya ne zaman olacağı hususu ile irtibatlandırılmamalıdır. Başka bir deyişle, Türkiye'nin AB'ye tam üye olması Kıbrıs'ın önündeki yasal engeli otomatik olarak ortadan kaldırmamaktadır. Tabiatıyla Türkiye'nin şu ya da bu nedenle yapacağı siyasi bir tercih neticesinde bu husustaki itirazından vazgeçmesi halinde yasağın “sürekli” niteliği ortadan kalkabilecektir.

KIBRIS' IN ANAYASASI:

Anayasa'nın 50. maddesinde, uluslararası örgütlere üyeliğin veto kapsamında mütalaa edilmesi, bu tür bir gelişmenin Kıbrıs'ın siyasi ve ekonomik bağımsızlığını tehlikeye sokacak potansiyel bir risk olarak mütalaa edildiğini göstermektedir. Garanti Antlaşmasının l. maddesinde Anayasanın temel maddeleriyle oluşturulan mevcut ortamın garanti edilmesi yükümlülüğü yer almaktadır. Bilindiği üzere 50. madde Anayasanın değiştirilmez nitelikli temel maddelerindendir.

Anayasa'nın 170 ( 1 ) maddesinde ifadesini bulan “en çok müsaadeye mazhar Devlet” statüsü Türkiye, İngiltere ve Yunanistan'a tanınmıştır. Bu madde de Anayasa'nın değiştirilmez nitelikteki temel maddelerinden biridir.

1959 yılırıdaki Garantör ülkeler Dışişleri Bakanları toplantısının tutanaklarından da görüleceği üzere, burada amaç, Türkiye ve Yunanistan'ın Kıbrıs'ta birbirlerinden daha avantajlı bir konum elde etmelerinin, yani bir çeşit ekonomik enosis tesisinin, önüne geçilebilmesidir. Kıbrıs'ın AB'ye girmesi mevcut koşullarda kaçınılmaz olarak Yunanistan'ı Türkiye'den daha avantajlı bir konuma getirecektir.

DİĞER UNSURLAR:

Evvelki mütalaamda da üzerinde durduğum bir husus Garanti Antlaşması başta olınak üzere anlaşmaların halen yürürlükte sayılıp sayılmadığı konusudur. Yaptığım araştırma neticesinde bu konuda herhangi bir zorluk bulunmadığı, zira tarafların tümünün anlaşmaların yürürlükte olduğu görüşünde olduklarını tesbit ettim.

SONUÇ BÖLÜMÜ:

Bütün bu görüşler ışığında evvelce de ifade ettiğim gibi, Kıbrıs'ın AB'ye üye olması veya üyelik müracaatında bulunması Kıbrıs'ın uluslararası taahhütlerinin ve bilhassa Garanti Antlaşmasının l. maddesi ile uluslararası düzeyde garanti altına alınmış bulunan Anayasanın ihlalini oluşturmaktadır.

Garanti Antlaşmasının 2. maddesi uyarınca Yunanistan ve İngiltere Kıbrıs' ın 1. maddede ifadesini bulan “state of affairs” koruma mükellefiyeti altındadırlar ve doğrudan veya dolaylı olarak Kıbrıs'ın bir birliğe girmesi sunucunu getirecek tüm faaliyetleri engellemekle yükümlüdürler. Bu itibarla anılan madde uyarınca İngiltere ve Yunanistan bu üyeliği engellemek ve bu tür teşebbüsleri önlemek için sözkonusu üyeliği veto etme yasal yükümlülüğü bulunmaktadır.

Kıbrıs'ın siyasi sorunları çözülmeden Avrupa Birliği'ne üye olması diğer üyelere karşı yükümlülüklerini yerine getirmemesine sebebiyet verecek ve tabiatıyla diğer üyeler de Kıbrıs ve buradaki tüm yaşayanlara karşı yükümlülüklerini ifa edemeyeceklerdir.”


[ Webmaster]