ANNAN’IN RAPORU…
AVCI: “TECRİDİN KALDIRILMASI GEREKTİĞİ ÇAĞRISINI TEKRARLAMASINI MEMNUNİYETLE
KARŞILADIK”
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıs
Türk halkının adadaki siyasi sorunun sona erdirilmesi ve iki halkın geleceğe
adil, kalıcı ve siyasi eşitliğe dayalı bir anlaşma çerçevesinde
ilerleyebilmesi için üstüne düşen görevi yerine getirmeye devam edeceğini
vurguladı.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı’nın
açıklaması aşağıdaki gibidir:
“BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Güvenlik Konseyi için
hazırladığı 18 Mayıs-27 Kasım 2006 dönemi BM Barış Gücü raporuna ilişkin çok
yönlü değerlendirmelerimiz devam etmektedir.
Öncelikle, BMGS Annan’ın, kapsamlı çözüm Planına ilişkin
referandumların ardından BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu 28 Mayıs 2004 tarihli
raporunun arkasında durmasını, bu bağlamda Cumhurbaşkanı Sayın Talat ile 20
Kasım 2006 tarihli görüşmesinde ve ardından yaptığı açıklamada da vurguladığı
üzere tecridin kaldırılması gerektiği çağrısını raporda tekrarlamasını
memnuniyetle karşılamaktayız.
BMGS Annan raporunda, sözlerle eylemler arasındaki
uyumsuzluğa atıf yapmaktadır. Bu uyumsuzluğun sadece Rum tarafından
kaynaklandığını yeniden vurgulamak isteriz. Kıbrıs Türk tarafı, çözüm yanlısı
olduğunu, Ada’da kapsamlı bir anlaşmaya varılması yönünde çaba göstermeye
hazır olduğunu eylemleriyle tüm dünyaya kanıtlamıştır. Kıbrıs Türk tarafı
kapsamlı çözüm Planına “evet” demiş, Annan Planına Rum tarafınca “hayır”
denmesinin ardından dahi, iyi niyetini sürdürmüş, kapsamlı çözüm
müzakerelerinin bir an önce yeniden başlaması ve çözüme bir an önce ulaşılması
hedefini korumuştur. Bunun aksine, Rum tarafı, kapsamlı çözüme, “hayır” demiş,
bunu takiben çözüm planına ilişkin itirazlarını nihai ve açık bir şekilde dile
getirmeleri yönünde Genel Sekreterin talebini yerine getirmemiş; liderlerin
biraraya gelmesi çağrısını sürekli reddegelmiştir.
Benzer şekilde gerek 8 Temmuz mutabakatının uygulamaya
konulması, gerekse adil, kalıcı ve siyasi eşitliğe dayalı kapsamlı çözüme
yönelik müzakerelerin tekrar başlaması için Kıbrıs Türk tarafı her zaman hazır
olduğunu belirtmiştir. Müzakerelerden kaçan ve Türkiye’nin AB katılım sürecini
suistimal etme gayretiyle zaman kazanmaya yönelik politika güden Rum
tarafıdır. Bu vesileyle, bu gerçeği bir kez daha dikkate getirmek isteriz.
BMGS Annan raporunda, 22 Kasım 2006 tarihinde Güney
Kıbrıs’taki İngiliz Okulunda öğrenim gören 5 Kıbrıslı Türk öğrencinin 20 Rum
genci tarafından dövülmelerine yol açan üzücü olaya dikkat çekmiştir. Bu üzücü
olay son dönemde sıklıkla meydana gelen bu tür olaylardan sadece bir
tanesidir. Öğrencilerimizin dövülmesinin, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Kıbrıs
Türk halkına yönelik aşağılama ve karalama kampanyasının bir sonucu olduğu
şüphesizdir. Halbuki, GKRY lideri Papadopulos, bir yandan “
sesimiz
imam sesleriyle bastırılmayacaktır” şeklinde ırkçı saldırıları teşvik eder
açıklamalar yapmakta, diğer yandan bu tür olayları bireysel yanlışlar olarak
nitelemeye çalışarak Rum liderliğinin bu olaylardan hiçbir sorumluluğu yokmuş
gibi davranmaktadır. Rum Yönetiminin ırkçı ve dışlayıcı politikalarını
sürdürmesinin bu tür olayları tetiklediğini vurgulayagelmekte ve bu
politikaların son bulmasını sürekli talep etmekteyiz. Birleşmiş Milletler ve
BM Genel Sekreteri’nden beklentimiz, GKRY’ne “ırkçı politikalarına son ver”
çağrısı yapmasıdır.
BMGS Annan raporunda, ülkemizdeki inşaat sektörüne de
değinmiştir. BM Kıbrıs Barış Gücü’nün değerlendirildiği bir belgede Kuzey
Kıbrıs’taki inşaat sektörü faaliyetlerine yer verilmesi ihtiyacını anlamakta
güçlük çekmekteyiz. Siyasal ortama ilişkin olarak yapılacak herhangi bir
gözlemin öncelikle Rum tarafının Ada’da gerginliği artırıcı ve kapsamlı çözümü
zorlaştırıcı faaliyetlerine yer vermesi gerekmektedir. GKRY’nin yakın geçmişte
çıkardığı ve Kuzey Kıbrıs’ta bulunan “eski Rum mallarından” herhangi bir
şekilde istifade eden kişilerin, Kıbrıs Türk vatandaşları da dahil olmak üzere
tutuklanmasını öngören yasa, Güney Kıbrıs’ta yükselen şöven ve ırkçı
eğilimler, Kıbrıs Rum Milli Muhafız Ordusunun artarak devam etmekte olan
silahlanma faaliyetleri, Kıbrıs Türkünün uluslararası alanda sosyal kültürel
aktivitelere katılımının engellenmesi gibi gelişmeler, kapsamlı çözümü olumsuz
etkileyen böylesi gözlemlerin başlıcası olmaya adaydır.
Bunların hiçbirine değinilmezken, Kıbrıs Türk tarafının
ekonomisini baltalamaya yönelik Rum gayretlerine destek olunduğu izlenimini
verecek bir ifadenin raporda yer alması kabul edilemez. Kıbrıs sorununun
çözümünde evvelden beri yegane platform olarak benimsenegelmiş Birleşmiş
Milletler Örgütünün, kalıcı ve hakkaniyete dayalı bir anlaşma yolunda Kıbrıs
Rum tarafının sözkonusu çabalarının etkisizleştirilmesine çaba harcamasını
beklemek hakkımızdır.
Kıbrıs Türk halkı Ada’daki siyasi sorunun sona erdirilmesi
ve iki halkın geleceğe adil, kalıcı ve siyasi eşitliğe dayalı bir anlaşma
çerçevesinde ilerleyebilmesi için üstüne düşen görevi yerine getirmeye devam
edecektir.”