SOYER: “TÜRKİYE’YE ZAMAN SINIRLAMASI GETİRMEK
ÇELİŞKİ”
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Güney Kıbrıs hakimiyetçi
anlayışı ile Avrupa’nın muhafazakar siyasi liderlerinin, Kıbrıs sorununun
çözümünde zaman sürecini reddederken, Türkiye’ye AB’yle müzakere sürecinde
zaman sınırlaması getirmelerinin, AB’nin ilkesel bütünlüğünü yaralayarak,
büyük çelişkiler yaratmakta olduğunu belirtti.
Soyer, Kıbrıs sorununda, BM’nin gündeme getirdiği görüşme
sürecinin takvime bağlanması ve bir zaman sürecinde belirlenmesine karşı çıkan
Rum tarafının, AB indinde Türkiye’ye zaman sınırlaması getirmeye çalıştığını
vurguladı.
Soyer, Avrupa’nın duyarlı, demokrasiye inançlı ve AB
ilkelerinin gelişmesine katkı sağlayan halklarına, demokratik güçlerine
güvendiklerini de vurgulayarak, bu çelişkiyi AB halklarının daha net görmesi
için çalışmaları sürdüreceklerini söyledi.
Soyer, Bakanlar Kurulu’nun dünkü toplantısına girerken
yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, Avrupa’da önemli
görüşmeler yapmak için adadan ayrıldığına dikkat çekerek, “Kıbrıs sorununun bu
önemli aşamasında, Güney Kıbrıs hakimiyetçi anlayışının, Kıbrıs Türk halkını
devre dışı bırakma ve BM zemininden sorunu çıkartma gibi atmaya çalıştığı
adımlar, yapılan siyasi girişimlerle sekteye uğratıldı” dedi.
Özellikle BM Genel Sekreteri’nin Güvenlik Konseyi’ne BM
Barış Gücü’nün görev süresinin uzatılmasıyla ilgili son raporunun, Annan’ın
Talat ile gerçekleştirdiği görüşmede belirttiği hususları teyit ettiğini
vurgulayan Soyer, raporda, Cumhurbaşkanı Talat ile Kıbrıs Türk halkının çözüme
bağlılığı ve buna samimi inancının vurgulanmakta olduğunu söyledi. Soyer,
raporda, Kıbrıs Türk halkı üzerindeki izolasyonların kaldırılması talebinin de
dile getirilmekte olduğunu kaydetti.
DIŞİŞLERİ BAKANI AVCI: “YEŞİL HAT TÜZÜĞÜ’NÜ
KISITLAMA ÇALIŞMALARI TÜRK DÜŞMANLIĞIDIR...”
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Rum
tarafının, Yeşil Hat Tüzüğü uyarınca yapılan ticareti kısıtlama çabalarıyla
Türk düşmanlığından başka bir açıklaması bulunamayacak bir tavır sergilemekte
olduğunu belirtti.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı yaptığı
yazılı açıklamada şunları söyledi:
“Rum Tarım Bakanı bir süredir, Yeşil Hat Tüzüğü
çerçevesinde, Güney’e gönderilen patatesin KKTC değil Türkiye menşeli olduğunu
iddia etmekte, Kıbrıs Türk Ticaret Odasının yasa dışı işlem yaptığını
savunmaktadır. Bu iddiadan yola çıkan Rum Tarım Bakanlığı Yeşil Hat Tüzüğü
uyarınca yapılan patates ihracatımız başta olmak üzere ticaretimize
kısıtlamalar getirmek amacıyla sınırda “sıkı kontroller” yapmayı
kararlaştırdıklarını duyurmuştur.
Rum tarafı benzer bir iddiayı domates ticareti için de
ortaya atmış, Rum iddiasına cevap AB Komisyonunun Yeşil Hat Tüzüğünün
uygulanmasına ilişkin yıllık raporunda gelmişti. AB Komisyonu, Rum yönetimince
yapılan şikayetin incelendiğini ve bu şikayetin doğru olmadığını ifade
etmişti.
Öte yandan, Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi bir süre
önce “Ek Protokolü uygulamayan Türkiye’yi cezalandırmak için Türk ürünlerini
boykot etme” çağrısı yapmış, Yeşil Hat Tüzüğü uyarınca yapılan ticareti
engelleyici tedbirler alınmasını istemiştir.
Bilindiği üzere, Yeşil Hat Tüzüğü uyarınca yapılmasına
imkan tanınan ticaret, Kıbrıs Türk ürünlerinin Güney de dahil olmak üzere AB
ülkelerine ticaretidir. Rum tarafı, Yeşil Hat Tüzüğü uyarınca yapılan ticareti
kısıtlama çabalarıyla Türk düşmanlığından başka bir açıklaması bulunamayacak
bir tavır sergilemekte, Kıbrıs Türkünün ekonomik düzeyini yükseltmeye yönelik
faaliyetlerine tahammül edemediğini bir kez daha kanıtlamaktadır.
Rum Tarım Bakanlığının kararı esasen, AB aracılığıyla
Kıbrıs konusunda Türk tarafından bekledikleri tavizi koparamayan Rum tarafının
“Türkiye’yi ve Kıbrıs Türkünü cezalandırma” çabasından kaynaklanmaktadır. Rum
tarafının bu kararı, Kıbrıs Türkü üzerindeki izolasyonların devamını sağlamak,
Kıbrıs Türk ekonomisinin güçlenmesini önlemek amacındadır.
Biz Rum tarafının, temel amacının bu olduğunu bilmekteyiz.
Bu durumu ilgili üçüncü taraflara anlatmakta ve izolasyonların kalkmasının
gerekliliğini sürekli olarak vurgulamaktayız. Bu bağlamda, kapsamlı çözüm
planına evet demek suretiyle Ada’da hangi tarafın adil, kalıcı ve siyasi
eşitliğe dayalı bir çözüm istediğini gösteren Kıbrıs Türk halkı üzerindeki
izolasyonların kaldırılmasına ilişkin 26 Nisan 2004 tarihli AB kararının zaman
kaybetmeden hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bu kararın temel taşı olan
Doğrudan Ticaret Tüzüğü önerisi, 7 Temmuz 2004 tarihinde AB Komisyonu
tarafından önerildiği şekilde, hiçbir değişikliğe uğramadan ve koşullara
bağlanmadan kabul edilmelidir.
GKRY’nin Kıbrıs Türk halkı üzerindeki izolasyonları
sürdürme çabalarına rağmen, halkımızın refah düzeyini artırmak, ekonomisini
güçlendirmek yönünde çalışmalarımıza devam edeceğiz.”
BM GENEL SEKRETERİ ANNAN KIBRIS RAPORUNU
GÜVENLİK KONSEYİ’NE SUNDU
ANNAN, KKTC’YE TECRİDİN SONA ERDİRİLMESİ GEREĞİNE İŞARET
ETTİ
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, 31 Aralık’ta görevinden
ayrılmadan önce yayınladığı son Kıbrıs raporunda, KKTC’ye uluslararası
tecridin sona erdirilmesi ve Ada’da iki taraf arasında kapsamlı bir çözüm
bulunması gereğine işaret etti.
Kofi Annan, 18 Mayıs ve 27 Kasım 2006 arasındaki 6 aylık
dönemde Ada’da olanlar, BM Barış Gücü’nün (UNFICYP) bu dönemdeki faaliyetleri
ile kendi gözlemlerini özetlediği ve BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporunda,
Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Moller’in, Ada’da iki taraf arasında kapsamlı
bir çözümün bulunmasına yönelik çabalarının sürdüğünü söyledi.
Annan raporunda, siyasal işlerden sorumlu yardımcısı
İbrahim Gambari’nin temmuz ayı başında Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’ta
temaslarda bulunduğunu hatırlatarak, 8 Temmuz’da Talat, Papadopoulos ve
Gambari’nin üçlü görüşmesi sonunda bir “ilkeler dizisi” üzerinde anlaşma
sağlandığını vurguladı.
Annan, Ada’daki statükonun kabul edilemez olduğu, bu
durumun sürmesinin Kıbrıslı Türk ve Rumlar için olumsuz sonuçlar doğuracağı ve
soruna kapsamlı bir çözüm bulunması gerektiği belirtilen bu anlaşmayla, iki
toplum arasında bazı günlük sorunların çözümüne yönelik teknik komitelerin
kurulmasının öngörüldüğünü hatırlattı.
Genel sekreter ayrıca, BM Güvenlik Konseyi’nin 29
Ağustos’ta bir başkanlık açıklaması yayınlayarak, iki lider arasında uzlaşmaya
varılan 8 Temmuz anlaşmasının bir an önce uygulamaya geçmesini istediğini
hatırlattı.
Raporda, 20 Kasım’da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Cenevre’de görüştüğünü belirten Annan, Talat’ın kendisine Kıbrıslı Türklere
karşı uygulanan tecridin ve yaptırımların kalkması gereğini yinelediğini ve
kendisinin de buna karşılık olarak mayıs ayındaki raporunda da belirttiği
gibi, Kuzey Kıbrıs’ın tecridinin kalkması gerektiği görüşünü hala taşıdığını
vurguladı.
Ada’daki durumun sakin olduğunu, Yeşit Hat’ta yönelik
olarak ihlallerin büyük çapta olmadığını belirten Annan, “Ada’da kapsamlı bir
çözüm olmadığı ve bu bağlamda BM Barış Gücü UNFICYP’nin iki taraf arasındaki
ateşkesi koruma ve Ada’daki diğer konularda önemli rolü göz önüne alındığında”
gücün görev süresinin 15 Haziran 2007 tarihine dek uzatılmasını istedi. BM
Barış Gücü’nde 15 Kasım 2006 tarihi itibariyle 853 asker ve 60 polis
bulunuyor. Annan’ın raporunun önümüzdeki günlerde Güvenlik Konseyi’nde
tartışılması bekleniyor.