www.trncinfo.com

make money stuffing envelopes

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti                                                         

21-25 ARALIK “MİLLİ MÜCADELE VE ŞEHİTLER HAFTASI”

Tarihimizde, “Kanlı Noel” olarak anılan ve 21 Aralık 1963’te Kıbrıslı Rumlar’ın, Kıbrıslı Türkleri yok etmek üzere başlattığı acımasız saldırılar sonucunda hayatlarını kaybeden şehitlerimiz, bu acı günlerin kırküçüncü yıldönümünde yine saygı ve rahmetle anılıyor. 21-25 Aralık “Milli Mücadele ve Şehitler Haftası”, Kıbrıs Türk Halkı’nın milli değerlerine, eşitlik ve egemenlik gibi haklarına sahip çıkmak ve kendi geleceğini kendisinin tayin etmesi için on bir yıl süreyle verdiği mücadelenin ve bu uğurda canlarını verenlerin minnetle anıldığı haftadır.

Adanın yönetimini İngilizlerden devralan Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar, 16 Ağustos 1960’te iki uluslu ve eşit egemenlik ilkeleri temeline dayalı “Kıbrıs Cumhuriyetini” kurmuşlar ancak, sözkonusu Cumhuriyet, esas emeli ENOSİS (Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı) olan Kıbrıslı Rumlar’ın bu amaçla gerçekleştirdikleri saldırılar sonucunda yıkılmıştır. Adanın yönetimini paylaşmak istemeyen Kıbrıslı Rumlar, ENOSİS’e giden yolda önlerindeki tek engel olarak gördükleri Kıbrıslı Türkler’i ortadan kaldırmak üzere oluşturdukları EOKA tedhiş örgütünü, gizlice hazırladıkları “Akritas Planı” çerçevesinde harekete geçirmişler ve 21 Aralık 1963 günü saldırılarına başlamışlardır.

Kıbrıslı Türkleri bir gecede topluca yok etmek üzere başlatılan kanlı saldırılar, Kıbrıslı Türkler’in gösterdiği direniş nedeniyle planlandığı gibi sonuçlanmamıştır. Ancak, 3000’den fazla Kıbrıslı Türk ata yadigarı topraklarından, evlerinden ve işyerlerinden edilmiş, 103 köy terkedilmiş, savunmasız insanlar, yaşlarına ve cinsiyetlerine bakılmaksızın Rumlar tarafından öldürülmüştür. Kıbrıs’ta, Rum zulmünün en önemli göstergelerinden birisi olarak bilinen toplu katliamların ilki bu dönemde gerçekleşmiştir. Ayvasıl köyünde bulunan sivil halk evlerinden toplatılarak köy meydanında kurşunlanmış ve toplu mezarlara gömülmüştür. Belleklerde yer eden ve Kıbrıslı Türkler için bugün bile hala hüzünle anılan bir diğer olay, Dr. Nihat İlhan’ın eşi ve üç çocuğunun Lefkoşa’daki evlerinin banyosunda, Rum mezaliminden kurtulamayarak kurşunlanmaları olayıdır.

Bu dönemde artarak büyüyen çatışmalar sonucunda, göç etmek zorunda kalan Kıbrıslı Türkler, adanın %3’ünü kaplayan bir bölgede, uygun yaşam şartlarının bulunmadığı çadır kentlerde sağlıksız koşullarda yaşamak zorunda bırakılmıştır. Her türlü insani ihtiyacın girişinin kısıtlandığı bu ortamda, Kıbrıslı Türkler’in hareket serbestiyeti dahi yoktu. Dört bini aşkın Kıbrıslı Türk memur, Bakan ve Milletvekilleri tehditler sonucunda görev yerlerine gidemez, halk çalışamaz, üretemez hale gelmişti. Bu bölgelerde sağlık ve eğitim hizmetleri ise gerektiği şekilde verilemiyordu.

1963-1974 yılları, Kıbrıslı Türkler için unutulması imkansız acı, baskı, adaletten uzak, can ve mal güvenliğinin bulunmadığı yıllardı. Tüm uluslararası girişimler ve bilhassa Birleşmiş Milletler, Rum saldırılarını durdurmakta yetersiz kalmıştı. Kıbrıslı Rumlar, silah zoru ve zorbalıkla gaspettikleri “Kıbrıs Cumhuriyeti” ünvanını 1964 yılından itibaren, gayri yasal bir şekilde kendilerine mal edinmişlerdir. Bugün hala “Kıbrıs Hükümeti” kisvesi altında, adanın bütününü temsil ediyormuş gibi davranarak Avrupa Birliği gibi birtakım uluslararası çevrelerde, Kıbrıslı Türklerin haklarını ihlal etmeye çalışmaktadırlar.

Adayı Yunanistan’a bağlamak çılgınlığı sonucunda Rum-Yunan ikilisi, 15 Temmuz 1974’te Kıbrıs’ta bir darbe düzenleyerek adanın tümüne hükmetmeye kalkışmışlardır. Yunanistan’daki Cunta rejiminin desteğini arkasına alan saldırganlar, yüzlerce Kıbrıslı Türkü ve darbe karşıtı Rumları pervasızca katletmişlerdir. Kıbrıs’ta Türkler’in bir kez daha soykırım tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını gören Anavatan Türkiye, 1959 Garanti Antlaşması’ndan doğan haklarını kullanarak 20 Temmuz 1974 günü adaya müdahale ederek, kan dökülmesine son vermiştir. Türkiye’nin “Mutlu Barış Harekatı” esnasında da devam eden saldırılar esnasında, Muratağa, Sandalla ve Atlılar köylerinde yaşayan, on altı günlük bebekten, doksanlık ihtiyara kadar savunmasız insanlar katledilmiş, toplu mezarlara konulmuştur. Dünya kamuoyunun gözleri önünde gerçekleşen bu olaylarda gerekli tepki verilememiş ve Rum-Yunan mezalimi ancak Türkiye’nin müdahalesi ile son bulmuştur.

Bugün Kıbrıslı Türkler, “Mutlu Barış Harekatı’yla” adanın kuzeyinde Türkiye tarafından oluşturulan bölgede, kendi yönetimleri altında barış ve huzur içerisinde yaşamaktadırlar. Kıbrıslı Türkler, can ve mal güvenliğinin tam olarak sağlandığı vatan topraklarında, 1983 yılında kurdukları Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde her alanda kalkınmak için uğraş vermektedirler.

Adada, iki taraf arasında yeni bir ortaklığın kurulup kurulamayacağının saptanabilmesi için yıllardır sürdürülen görüşmeler esnasında Kıbrıslı Türkler, geçmişte yaşanan acı tecrübelere dayanarak 1974 öncesi koşulların bir daha geri gelmeyeceği güvenceleri ve haklarını korumak hususunda duyarlı davranmaktadırlar. Herhangi yeni bir düzenleme ancak, Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların siyasi eşitliği, egemenlik ve iki ayrı ulusun oluşturduğu devletlerin yan yana, birinin diğerine baskın gelemeyeceği, haklarını gaspedemeyeceği ve ayrımcılığın gerçekleşemeyeceği koşullarda mümkün olabilir. Bu inançla, 2002 yılı başında Kıbrıslı Türkler’in girişimleri sonucunda, Birleşmiş Milletlerin gözetiminde başlayan yüz yüze görüşmeler maalesef, Kıbrıslı Rumların uzlaşmaz tutumları nedeniyle sonuçsuz kalmıştır. Gaspettikleri “Kıbrıs Cumhuriyeti” ünvanının arkasına sığınarak, uluslararası camianin her türlü desteğini arkasına alan Kıbrıs Rum Yönetimi görüşmelere samimiyetle katılmamakta, bu sayede ilerleme kaydedilememektedir. Kıbrıs Rum Yönetimi, Kıbrıslı Türkler’in korunma altındaki bir azınlık statüsünü kabul edeceği ve haklarından feragat ederek Rumlar’a yamanmayı kabul edecekleri bir düzeni öngörmektedir.

Kıbrıs Rum tarafının görüşmeler esnasında neden uzlaşmaz bir tutum izlediği, eski Rum liderleri Glafkos Klerides’in 30 Kasım 2003’te Mahi gazetesine yaptığı bir açıklama ile gün ışığına çıkmıştır. Klerides, “AB üyeliğini, Türk tarafı ile müzakereler esnasında hiçbirşey kabul etmeyerek, hiçbir taviz vermeyerek, ve Türk tarafını uzlaşmaz göstererek elde ettik” şeklinde konuşmuştur. Klerides, Yunanistan’ın da desteğiyle “müzakerelerde yapıcı bir tutumdan sakındıklarını ve uluslararası kamuoyuna Türk tarafını uzlaşmaz göstermeye yönelik strateji uyguladıklarını” da sözlerine eklemiştir.

Aynı tutum, şimdiki Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Lideri Tassos Papadopoulos tarafından Mart 2003’te Lahey’de gerçekleştirilen ve tarafların BM Belgesini imzalamaları beklenen toplantı esnasında da sergilenmiştir. Bu bağlamda, o dönemde net bir tavır sergilemeyen ve Türk tarafını uzlaşmadan uzak göstermeye çalışan GKRY Lideri Papadopoulos, 23 Kasım 2003 tarihinde Politis gazetesine verdiği demecinde, “Sayın Denktaş, BM Belgesini imzalasa bile ben imzalamazdım” demiştir.

GKRY, görüşmelere samimiyetle yaklaşmaz ve uzlaşmaz bir tutum izlerken, Kıbrıs Türk tarafı geçmiş tecrübelerden elde edilen deneyimleri sayesinde gelecekten neler bekledikleri ve görüşmelerdeki olmazsa olmazlarını belirlemiştir. Buna göre, Kıbrıs Türk halkı 1974 öncesi koşulların tekrarlanacağı ve yaşam standartlarını öngören hiçbir düzenlemeyi kabul etmez. Adil ve kalıcı yeni bir ortaklık ancak, iki halkın siyasi eşitliği ve egemenlik temelinde, Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumlar’ın yan yana barış, güvenlik ve uyum içerisinde hayatlarını sürdürebilecekleri, birbirlerinin haklarını gaspetmek, birbirlerini yönetmek, baskı altına almak veya tehdit etmekten uzak, içte ve dıştaki dengelerin korunduğu koşullarda sağlanabilir.

Kıbrıs Türk halkı, bu yıl yine 21-25 Kasım tarihleri arasında, “Milli Mücadele ve Şehitler Haftası’nda” Kıbrıs’ta bugünkü barış, huzur ve refah ortamına kavuşulması uğruna mücadele verenleri ve canlarını feda eden tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anmakta, onların anısına saygı gereği sorumlulukla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde birlik ve beraberliği, topraklarının bütünlüğünü ve Anavatan Türkiye’nin garantilerinin devamını sağlamaktaki kararlılığını tekrarlamaktadır.