CUMHURBAŞKANI TALAT: KIBRIS’IN AB SÜRECİNE
BAĞLANMASI ÇOK RİSKLİ
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Türkiye’nin AB sürecini
doğrudan doğruya Kıbrıs meselesine ve özellikle Kıbrıs Rum tarafının
isteklerine bağlamayı, AB açısından, hem AB’nin büyüklüğü ve gücü bakımından,
hem de AB’nin geleceği bakımından son derece riskli görüyoruz” dedi.
Brüksel’deki temaslarını tamamlayarak İstanbul’a giden
Cumhurbaşkanı Talat, Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi’nde düzenlediği basın
toplantısında temaslarını değerlendirdi. Cumhurbaşkanı Talat, ziyaretinin
önemli bir dönemeçte gerçekleştiğini söyledi.
Talat, son günlerde yaşanan iki önemli gelişme olduğunu,
bunlardan birinin Türkiye’nin AB sürecinde herhangi bir sıkıntıyla
karşılaşmaması için Finlandiya’nın yaptığı girişim, ikincisinin de
Finlandiya’nın yaptığı girişimin Kıbrıslı Türkler boyutu olduğunu kaydetti.
Brüksel’de en üst düzeyde görüşmeler gerçekleştirdiğini
kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, en dikkat çeken hususun, Türkiye’nin AB
sürecinde limanlarını Kıbrıs Rum tarafına açması konusunda AB kurumlarında
hemen hemen bir görüş birliği bulunması olduğunu ifade etti.
Talat, bunun bir yasal zorunluluk olduğu konusunda,
Türkiye’nin baskı altına alınması eğiliminin AB kurumlarında mevcut olduğunu
belirterek, şunları kaydetti:
“Ancak bunun doğru bir yaklaşım olduğu inancında
olmadığımı, tüm görüştüğüm kişilere aktardım. Çünkü Türkiye’nin Kıbrıs Rum
gemi ve uçaklarına havaalanlarını ve deniz limanlarını kapatmasının nedeni,
Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıslı Türkleri izole etmesi çabalarıdır. Bunun sona
ermesine bağlı olarak da Türkiye herhangi bir kısıtlama yapmayacağını tüm
dünyaya ilan etmiştir. Türkiye’nin AB sürecini doğrudan doğruya Kıbrıs
meselesine ve özellikle Kıbrıs Rum tarafının isteklerine bağlamayı, AB
açısından, hem AB’nin büyüklüğü ve gücü bakımından, hem de AB’nin geleceği
bakımından son derece riskli görüyoruz. Kıbrıs’ın farklı bir konumda olduğu,
Kıbrıs’ta bir sorun olduğu, Kıbrıs’ın bölünmüş olduğu ve bu bölünmüşlüğün
Kıbrıslı Türkler nedeniyle değil, Kıbrıslı Rumlar nedeniyle devam ettiği
gerçeğinin unutulmaması gerekir. Kıbrıs normal bir devlet değildir.
Türkiye’den bütün Kıbrıs’ı temsil eden Kıbrıs Rum tarafına normal bir devlet
muamelesi yapmasını beklemek son derece yanlıştır diye düşünüyoruz.”
Kıbrıslı Türkler olarak AB’nin taahhüt ettiği
izolasyonların kaldırılmasını beklediklerini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat,
“İzolasyonun kaldırılmasına, Kıbrıslı Türklerin Ada’nın birleştirilmesi için
oy vermesi nedeniyle söz verildiğini unutmadık. Bunun için Kıbrıs Rum tarafına
bir şey vermemiz gerektiğini kabul etmiyoruz. Bizim izolasyonlarımızın
kaldırılmasını bir pazarlık konusu olarak görmüyoruz. Al-ver sürecinin bir
parçası olarak görmüyoruz” diye konuştu.
Bu tür temasların süreklilik göstermesi gerektiğini anlatan
Talat, AB merkezinde birçok çevrede ciddi bilgi eksikliği gördüklerini
söyledi.
Örneğin Ankara Protokolü’nün Türkiye’nin limanlarını
açmasının yasal bir zorunluluğunu da getirdiği inancının hemen hemen bütün
kesimlerde olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, “Böyle bir şey yoktur.
Türkiye, malların serbest dolaşımını sağlayacağını taahhüt etmiştir. Malların
serbest dolaşımıyla taşımacılığın tamamen serbest olması arasında ciddi fark
vardır” dedi.
Talat, “İzolasyonların kaldırılması konusunda AB, Rum
vetosunu nasıl aşmayı düşünüyor?” şeklindeki bir soru üzerine de “Düşündükleri
bir şey yok. Onlara göre Türkiye limanlarını açacak. ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ izin
verdiği zaman bizim izolasyonlar da kalkacak” yanıtını verdi.
Türkiye’nin AB sürecinde yaşayacağı sıkıntının sadece
Türkiye’nin değil, AB’nin de zararına olacağını vurgulayan Talat, “ ‘Kıbrıs
Cumhuriyeti’ gibi yarım bir devlet, yasal olmayan bir devlet, meşru olmayan
bir yönetim AB’nin Türkiye ile olan ilişkilerini zehirlemeye devam
etmemelidir” şeklinde konuştu.
Basın toplantısının ardından gazetecilerin sorularını
yanıtlayan Talat, “Finlandiya’nın önerisi izolasyonların kaldırılması
konusunda ne gibi yenilikler getiriyor?” şeklindeki bir soru üzerine,
Finlandiya’nın önerilerinin Papadopulos’un 2004 yılında yaptığı önerilerden
alınmış ve esinlenmiş öneriler olduğunu söyledi.
Önerilerde Kıbrıslı Türkler’e ve Türkiye’ye verilen hiçbir
şey olmadığını kaydeden Talat, şöyle dedi:
“Limanlardan yapılan ihracat için bile limanın AB
yönetimine verilmesi öngörülüyor. Bazıları da BM diye öneriyor. Biz kendi
limanımızı çalıştırmaktan aciz değiliz. Savaş ortamında yaşayan ülkeler gibi
biz, limanlarımızı ve havaalanlarımızı ne BM ne de AB’ye devrederiz. Bunu
böyle bilmek lazım.”
Cumhurbaşkanı Talat, Fransa meclisinde kabul edilen sözde
Ermeni soykırımının inkarını suç sayan yasa teklifiyle ilgili olarak da
Fransız meclisinden çok tuhaf bir yasanın geçtiğini belirterek, “Bu Fransa’nın
özellikle sözde fikir özgürlüğü konusunda şampiyonluk iddia ettiği bir zamanda
olabilecek, kabul edilebilecek, düşünülebilecek bir hareket, inanılır bir
karar değil” diye konuştu.
RUMLARIN TARIM ARAÇLARIYLA KAYMAKLI’DA ARA
BÖLGEYE GİRMESİ…
DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI: “TOPLUMLARARASI İLİŞKİLER VE ADADAKİ
SİYASİ ATMOSFERE ZARAR VERİCİ”
Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı, son
zamanlarda bazı Rumların tarımsal araçlarla Kaymaklı yöresinde ara bölgeye
girmelerine tepki göstererek, bunun, toplumlararası ilişkilerle adadaki siyasi
atmosfere zarar vereceği uyarısında bulundu.
Başbakan Yardımcılığı’ndan konuyla ilgili olarak dün
yapılan yazılı açıklamada şöyle denildi:
“Son zamanlarda Rum toplumu kişilerin tarımsal araçlarıyla
Kaymaklı yöresinde ara bölgeye girdikleri ve burada mevcut tarımsal güvenlik
hattının kuzeyine de geçmek suretiyle ciddi ihlallerde bulundukları
gözlemlenmektedir. Rum basınında yer alan ve bu ihlalleri teşvik etmeye
yönelik bazı haberler de dikkat çekicidir.
Kıbrıs Türk tarafının yaptığı tüm girişimlere rağmen
sözkonusu ihlallerin önlenmesinde Birleşmiş Milletler Barış Gücü yetersiz
kalmıştır. Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün daha etkin tedbirler almak
süretiyle kendi sorumluluğu altında olan ara bölgenin ve tarımsal güvenlik
hattının ihlalini önlemesini beklemekteyiz.
Sözkonusu ihlallerin Kıbrıs Rum tarafından kaynaklanan
planlı bir hareket olduğundan kuşku duyulmaktadır. Rum tarafı bu tür gerginlik
yaratıcı hareketlerle yapay gündem yaratmayı ve Kıbrıs sorununa kapsamlı adil
çözüm bulmayı hedefleyen müzakerelerden kaçışını gizlemeyi amaçlamaktadır.
Ara bölge içerisinde gerilimin tırmandırılması,
toplumlararası ilişkilere ve Ada’daki siyasal atmosfere zarar verecektir.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni, ara bölgenin statüsüne saygı göstererek böylesi
hareketlerden kaçınmaya ve çıkar sağlama umuduyla gerginlik politikası
gütmekten vazgeçmeye davet ederiz.”
KAYIPLAR KOMİTESİ, TOPLU KAZILARDAN TOPLAM 50
KEMİK KALINTISI ÇIKARILDIĞINI AÇIKLADI
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, Türk ve Rum taraflarında
ağustos ayından itibaren başlayan toplu kazılarda yaklaşık 50 kemik kalıntısı
bulunduğunu ve bunların 24 tanesinin Antropoloji Laboratuarı’nda analizden
geçirildiğini bildirdi.
Ledra Palace otelinde rutin toplantılarını sürdüren Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi, dün yeniden toplandı. Toplantıdan sonra yapılan
yazılı açıklamada, gerekli finansmanın sağlanmasından sonra Arjantinli Adli
Antropoloji ekibi ile sözleşmenin süresinin uzatıldığı belirtildi.
Ağustos ayında başlayan kazılarda yaklaşık 50 kemik
kalıntısı bulunduğu belirtilen açıklamada, kalıntıların 24 tanesinin Ara
Bölge’de komiteye ait laboratuarlarda antropolojik analizlerden geçirildiği
belirtildi.
Kemik kalıntılarını laboratuara taşıma işleminin devam
ettiği kaydedilen açıklamada, laboratuara yarın (bugün) taşınması planlanan
kemik kalıntılarının kayıp Kıbrıslı Rumlara ait olduğunun tahmin edildiği
belirtildi.
Açıklamada, kazılardan elde edilecek tüm kemik
kalıntılarının yakın gelecekte komiteye bağlı laboratuarda saklanacağı da
ifade edildi.
Projenin yürütülmesi için gerekli mekanizmaların büyük
kısmının komite tarafından hazırlandığı ifade edilen açıklamada, şu anda ise
arkeolog ve antropologlardan oluşan iki toplumlu ekibinin eğitimi üzerinde
çalışıldığı kaydedildi.
PAPADOPULOS’UN KARA PARA AKLAMA FAALİYETLERİYENİDEN GÜNDEMDE
Eski Yugoslavya’dan 1990’lı yıllarda kaçırılarak Güney
Kıbrıs’ta, Rum Lideri Tasos Papadopulos’un hukuk bürosu aracılığıyla aklanan
paralarını kurtarmak ve Sırp sahiplerine iadesini sağlamayı kendisine görev
edinen muhalefet lideri ve eski Adalet Bakanı Vladan Batiç, 10 Ekim 2006
tarihinde Papadopulos’a gönderdiği mektupta, Papadopulos’dan kaçırılan milyar
dolarların hesabını vermesini istedi.
Batiç, GKRY Lideri Tasos Papadopulos’a sorularını
yöneltmeden önce Papadopulos’un, 22 Haziran 2002 tarihli Politis gazetesinde
yayınlanan röportajında, Güney Kıbrıs’taki off-shore bankaların para aklama
konusuna karıştığıyla ilgili BM Savaş Suçları Müfettişi Morten Torkildsen’in
hazırladığı raporda bahsedilen off-shore şirketlerle ilgili olarak, “bu
şirketlerin (güney) Kıbrıs’taki Beogradska Bankası’nın talimatı ve
ihtiyaçlarını karşılamak üzere, Amerikan yaptırımlarını aşmak amacıyla
kurulduğunu teyit ettiğini” hatırlattı.
Vladan Batiç mektubunda, Papadopulos’un hukuk bürosunun,
Rum Bakanlar Kurulu’nun BM’nin yaptırımların sertleştirilmesiyle ilgili aldığı
kararı benimsemesine rağmen, bunu uygulamadığını ve işlemlerini sürdürdüğünü
ifade etti. Batiç, “bunun hukukun ciddi bir şekilde ihlali olduğunu bilmiyor
muydunuz?” sorusunu sordu.
Batiç, o dönemde güney Kıbrıs’ta “hesabı kaybolan” ve
binlerce dolar zarara uğrayan Predrag Yoryeviç isimli işadamının suç
duyurusunda bulunduğunu ve dönemin Başsavcısı’nın soruşturma açtığını ancak
Papadopulos’un ‘Cumhurbaşkanı’ seçilmesinden sonra atadığı başsavcının
soruşturmayı kapattığını belirtti.
Yaptığı araştırma neticesinde bugün Dışişleri Bakanı olan
Yorgos Lillikas’ın, 2003 yılında Ticaret Bakalığı yaptığı dönemde,
Papadopulos’un hukuk bürosuna kayıtlı Antexol adlı Sırp şirketinin, Şirketler
Mukayyitliği’nden yasal olmayan bir şekilde çıkartıldığını da ileri sürdü.
Vladan Batiç, devlet eliyle kara para aklandığının
göstergesi olarak Rum Maliye Bakanlığı, Gümrük Dairesi, Merkez Bankası ve
Laiki Bank gibi kurumların işin içinde olduğunu ve bir süre sonra yazılı
delilleri de yok ettiklerini açıkladı.
Tüm bunlardan haberi olmadığının inandırıcı olmayacağını
mektubundaki üslubuyla belirten Batiç, Sırplar’a ait 10 milyar ABD dolarından
fazla paranın, Miloseviç’in dostlarının yanısıra, Güney Kıbrıs, Yunanistan ve
bazı diğer ülkelerdeki yabancılara Miloseviç rejimine “verdikleri
hizmetlerden” dolayı ödendiğini de iddia etti.
Rum Lideri Papadopulos’un, seçim öncesinde rüşvet aldığıyla
ilgili tartışmalar da Güney Kıbrıs’ta kamuoyunun gündemini oluşturuyor.
Papadopulos, 2003 yılındaki seçimlerden hemen önce “Wattford Petroleum” adlı
bir İngiliz şirketinden seçim kampanyası için 50 bin KL aldığını doğrulamak
zorunda kalmıştı. Rum basınında çeşitli yorumlara neden olan olayın referandum
öncesine de denk geldiğinin altı çizilirken, Papadopulos’un başka hangi
yabancı şirketlerden para aldığını açıklaması gerektiği de vurgulandı.