BAŞBAKAN SOYER: “KIBRIS TÜRKÜ MORALİNİ
BOZMADAN ÇÖZÜM İÇİN MÜCADELE ETMELİ”
Dün sabah katıldığı bir televizyon kanalında son
gelişmeleri değerlendiren Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Güney Kıbrıs’ta bir
takım güçlerin çözüm konusunda zamana oynadığını, bu nedenle Kıbrıslı
Türklerin daha temkinli ve soğukkanlı olup moralini bozmadan çözüm için
mücadele etmesi ve uluslararası camiada eşit taraf olarak yerini alması
gerektiğini söyledi.
Rum tarafının İngiltere ile imzaladığı memorandumla
Kıbrıs Türklerinin eşit statüsünün saklanmaya çalışıldığını dile getiren
Soyer, “İngiltere denge siyaseti yerine, kendine yakın olana yönelik bir
siyaset yapıyor. Ama önemli olan iki liderin, iki kurucu devletin
oluşturacağı federal bir çözümü gündemde tutmasıdır” dedi.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın İngiltere’de
imzaladığı memorandumun Birleşik Kıbrıs olgusuna uygun olmadığını belirten
Soyer, İngiltere’nin daha önce de Türkiye ile Kıbrıs Türklere yönelik
izolasyonların kaldırılması amacıyla protokol imzaladığını hatırlattı.
Hristofyas’ın İngiltere’de imzaladığı memorandumun
görüşme zemini olacağı yönündeki söylemlere de değinen Soyer, “Müzakere
zemini, iki liderin son yaptığı görüşmeden sonra ortaya çıkan çalışmadır”
dedi.
Başbakan Soyer, şunları kaydetti:
“Dimitris Hristofyas eğer ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Kıbrıs
Türklerinin azınlık olarak yer almasını istiyorsa biz de uluslararası
camiada sesimizi duyuracağız. Bu yüzden moralimizi bozmadan Kıbrıs sorununun
çözümü için mücadele etmeli ve uluslararası camiada eşit taraf olarak
yerimizi almalıyız.”
Önümüzdeki dönemde ciddi gelişmelerin yaşanacağını,
bunlardan bir tanesinin de Lizbon anlaşması olduğunu ifade eden Soyer,
Lizbon anlaşmasıyla AB ülkelerinin “ortak politika, ortak savunma ve ortak
çalışma” yapacağını söyledi.
Soyer, Güney Kıbrıs’ın da bunların içerisinde yer
alacağına dikkati çekerek, Kıbrıs Türklerinin de eşitlik temelinde AB’a
dahil edilmesi için gerekli mücadelenin gösterilmesi gerektiğini belirtti.
Başbakan Soyer, “Biz de kendi eforumuzu, Kıbrıs sorununu
eşitlik temelinde bir çözüme ulaştırmak için harcamalıyız. Aksi halde AB
içerisinde Rumlar kadar eşit hakka sahip olamayacağız” dedi.
ERÇAKICA: “GÖRÜŞME SÜRECİNİN GELECEĞİ
BAKIMINDAN KUŞKULAR YARATILDI”
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dün düzenlediği
haftalık brifingde, Rum tarafının son haftalarda uluslararası platformlarda
ortaya koyduğu tavırların, 21 Mart 2008 tarihinde varılan anlaşma gereğince
sürdürülen görüşme süreci için büyük bir tehdit oluşturduğunu söyledi.
Erçakıca şöyle konuştu:
“Kıbrıs Rum tarafının son haftalarda uluslararası
platformlarda ortaya koyduğu tavırlar, 21 Mart 2008 tarihinde
Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat ile vardığı anlaşma gereğince
sürdürülmekte olan görüşme sürecinin geleceği bakımından kuşkular
yaratmaktadır.
Kıbrıs Rum tarafı, 21 Mart ve 23 Mayıs mutabakatlarında
sağlanan dengeleri tek taraflı olarak bozmak için çeşitli girişimler
yapmakta; ne yazık ki uluslararası çevrelerden de ilgi ve destek
görmektedir.
21 Mart 2008 tarihinde, iki liderin anlaşması ile
başlayan yeni sürecin hedefi, iki bölgeli, iki toplumlu, Kıbrıs Türk ve
Kıbrıs Rum halklarının siyasi eşitliği ile iki kurucu devletin eşit
statüsüne dayalı yeni bir ortaklık devleti oluşturmak olarak belirlenmiştir.
23 Mayıs’ta iki liderin mutabakatı ile belirlenmiş olan “ortak dil” de bu
hedefi ifade etmektedir.
Ne var ki, Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin
temsilcisi olarak tanınma avantajı ile uluslararası arenada yürüttüğü
temaslar, bu hedefin, varılan mutabakatın henüz daha mürekkebi bile
kurumadan aşındırılmasını amaçlamaktadır. 21 Mart ve 23 Mayıs
mutabakatlarında sağlanan denge, bu çabalarla bozulmak istenmektedir.
Kıbrıs sorununa çözüm bulunacaksa, iki tarafın üzerinde
mutabakata vardığı hususlara bağlılık ve saygı esastır. Bu süreçte sağlanan
ilerlemeleri yok etmek, üzerlerine basarak daha ileriye gitmeyi düşlediğimiz
taşları yok etmek demektir.
Kıbrıs Rum tarafı ile İngiltere arasında imzalanan MoU
ile ilgili tutumumuzu daha önce de açıklamıştık.
Bu anlaşma ile Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarına
ciddi bir darbe vurulduğuna kuşku yoktur.
İngiltere, sıradan bir devlet değildir. Kıbrıs’ın üç
garantöründen biridir. İngiltere, Brileşmiş Milletler çatısı altında Kıbrıs
konusunda hazırlanan kararların taslaklarının hazırlayıcısıdır.
İngiltere’nin tutumu, Kıbrıs sorununu çok yakından etkilemektedir.
Kıbrıs Rum tarafındaki lider değişiminin ve Şubat
2008’den sonra gözlemlenen kısmı tavır değişikliğinin temel nedeninin,
Kıbrıs Rum tarafının uluslar arası camiadan giderek soyutlanması olduğu
genel kabul gören bir düşünce idi. Güney Kıbrıs’taki seçimlerle ayni tarihe
denk gelen veya denk getirilen Kosova’nın bağımsızlık ilanının da bu
değişimde çok önemli bir rol üstlendiği ayni şekilde kabul gören bir
görüştür.
Kıbrıs Rum tarafının çözüm konusunda bir motivasyona
ihtiyaç duyduğu ve 24 Nisan referandumunda olumsuz tavır takınmalarına
karşın Avrupa Birliği’ne alınarak ödüllendirilmelerinin çözüm sürecinin
başlıca sorunu olduğu, aklı başında herkes tarafından gözlemlenebilen bir
olgudur.
Durum bu olduğu halde, çözüm konusunda hiçbir somut adım
atmadan, son günlerde yaşanan gelişmeler ile yeniden ödüllendirilmeye
çalışılmaları, Kıbrıs sorununu kendilerine çözme eğilimlerini güçlendirecek,
bu durum ise aynen 24 Nisan 2004’te olduğu gibi, çözüm sürecinin çökmesine
neden olacaktır.
Kıbrıs sorunu, aslında Kıbrıs Rum tarafının maksimalist
ve Kıbrıs’ı tamamen kendilerine ait bir ada olarak görme arzularının
yarattığı bir sorundur. Dünyanın önde gelen devletleri, bu maksimalist
arzuları besledikleri oranda, Kıbrıs sorununun derinleşmesine katkıda
bulunmuşlardır.
Buna bir örnek olarak, 1963 yılında, Kıbrıs
Cumhuriyeti’nin 13 maddelik anayasa değişikleri önerisi ile yıkılmasından
önce; Makarios’un, o zamanki dünya dengelerinde önemli bir rol oynayan
Bağlantısızlar Hareketi içinde oynadığı rolü ve Sovyetler Birliği ile
ilişkilerini kısıtlamak isteyen İngiltere’nin bu değişiklik önerilerine
destek vermesi hatırlatmak gerekmektedir. İngiltere’nin desteği Makarios
önderliğindeki Kıbrıs Rum liderliğini cesaretlendirmiş, Kıbrıs
Cumhuriyeti’nin “Kıbrıs Rum Cumhuriyeti”ne dönüştürebilecekleri inancının
pekişmesine neden olmuş ve sonunda adanın kan gölüne dönmesine yol açmıştır.
Başta İngiltere olmak üzere, diğer önemli dünya
devletlerinin Kıbrıs Rum tarafı ile iyi ilişkiler içinde olmaları Kıbrıs
sorununun çözümlenebilmesi için de gereklidir. Ne var ki, bu ilişkiler,
onlara Kıbrıs adasına tek başlarına sahip olabilecekleri veya Kıbrıs Türk
halkını idareleri altına alabilecekleri izlenimini vermemelidir. Kırılma
noktası buradadır. Bu nokta aşıldığı zaman ortaya çeşitli sorunlar
çıkmaktadır.”
MoU ile bu sınır aşılmıştır. Bu nedenle bu gelişmenin
Kıbrıs sorununda olumlu bir rol oynamasını bekleyemeyiz; tam tersine bu
gelişmenin yarattığı sonuçlar düzeltilmediği takdirde, bunlar Kıbrıs
sorununun çözümlenmesinde önemli bir engel olarak karşımıza çıkacaktır;
nitekim de çıkmaya başlamıştır. Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofias’ın
kendini “Kıbrıs Cumhurbaşkanı”; Cumhurbaşkanımız Sayın Mehmet Ali Talat’ı
ise “Kıbrıs Türk toplumu lideri” olarak niteleyen demeçlerinin ve
tavırlarının son bir hafta içindeki yoğunlaşmasını dikkate aldığınız zaman,
bu sürecin nasıl çalışacağını daha kolaylıkla anlayabilirsiniz.