BAŞBAKAN SOYER: “TAM TEŞEKKÜLLÜ
MÜZAKERELERİN DIŞINDA KIBRIS SORUNUNA BAŞKA BİR ÇÖZÜM ARAYIŞINA GİRMEK
LİDERLERİN TÜM ÇALIŞMALARINI SIFIRLAYACAKTIR”
CTP Genel Başkanı ve Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, tam teşekküllü müzakerelerin dışında, Kıbrıs sorununa
başka bir çözüm arayışına girmenin liderlerin tüm çalışmalarını
sıfırlayacağını söyledi.
Ledra Palace Otel’de yapılan Kıbrıs Türk ve Rum siyasi
partileri toplantısında konuşan Soyer, “Bizim geleceğe bakışımız ilerleme
kaydetmek ve liderlerin ortak vizyonu olmasıdır; liderlerin karşılıklı
anlaşmasının yerini ne bir memorandum ne de başka birşey alamaz. Tam
teşekküllü müzakerelerin dışında Kıbrıs sorununa başka bir çözüm arayışına
girmek liderlerin tüm çalışmalarını sıfırlayacaktır” dedi.
CTP Genel Başkanı ve Başbakan
Ferdi Sabit Soyer’in Ledra Palas Otel’de yapılan Kıbrıs Türk ve Rum siyasi
partileri toplantısındaki konuşmasının tam metni şöyle:
“İLERLEME:
‘Tam Teşekküllü Müzakereler’
Sayın Bayan Büyükelçi, Saygıdeğer liderler ve siyasi
parti temsilcileri; Şahsım ve Partim, Cumhuriyetçi Türk Partisi adına, size
ve taraflarınıza en iyi dileklerimi sunuyorum.
Geçen Haziran ayında, bir yıl önce bu foruma hitap etme
ve bu forum üyelerine liderleri ziyaret ederek tam teşekküllü müzakerelerin
başlaması için teşvik etmeleri yönünde teklif yapma şansına sahip oldum.
Toplantı sırasında ne söylediğimi sizlere hatırlatmak
istiyorum: ‘İki lider sorunu BM çatısı altında müzakere etmelidir ve özlü
müzakereleri bütünlüklü çözümün gerçekleşmesi hedefiyle başlatmalıdır.
Çözümün yerini hiç birşeyin tutamayacağı ve Kıbrıs’taki
mevcut durumun sürdürülebilir ve kabul edilebilir olmadığı uluslararası
kabul gören bir görüştür. Öyleyse bu sorunu çözecek tek mekanizmanın özlü
müzakereler olduğu açıktır. Bu amaçla, BM çatısı altında iki liderin
buluşması bir an önce gerçekleşmelidir’.
O toplantıda yaşanan tartışmaları hepiniz
hatırlıyorsunuzdur.
Bir yıl sonra, bugünkü toplantı temamız Aralık 1963’den
bu yana çözülmeyi bekleyen Kıbrıs sorununda ‘İlerleme: Tam Teşekküllü
Müzakereler’ dir.
Bugün bu temada, sizinle, şu anda nerdeyiz, nereye
ulaşmak istiyoruz ve oraya nasıl ulaşacağımız konusundaki fikirlerimi
paylaşmak istiyorum.
Sn. Hristofyas’ın geçen şubat ayında adanın güneyinde
yapılan seçimlerde galip gelmesi ile,
Kıbrıs sorunundaki uzun süren kilitlenme 21 Mart
tarihinde liderlerin ilk görüşmesi ile son buldu.
Kıbrıs sorununun çözümünü vaat eden yapıcı bir yaklaşım
ve iyimser bir iklim ile yeni bir
dönem başlamıştır. Liderler, Kıbrıs sorununu en erken
zamanda çözmeyi taahhüt ettiler. Sadece 20 gün gibi kısa bir sürede ve
liderlerin temsilcilerinin üç görüşmesi sonrasında son yıllardaki sonu
gelmeyen görüşmelere rağmen başlaması mümkün olmayan çalışmalar başlamıştır.
Çalışma grupları ve teknik komiteler sık sık toplantı yapmaya başladılar ve
Lokmacı (Ledra caddesi) geçidi açıldı.
Liderler 23 Mayıs’ta tekrar görüştü ve ilgili Güvenlik
Konseyi kararlarında belirtildiği gibi iki bölgeli, iki toplumlu bir
federasyon ve bu ortaklığın, eşit statüdeki Kıbrıs Türk Kurucu Devleti ve
Kıbrıs Rum Kurucu Devleti ve tek uluslararası kimlikli federal bir devlet
olması için ortak görüşlerini teyit ettiler..
Bu ortak vizyon nereye gitmek istediğimiz gerçeğidir.
Ve buraya nasıl gideriz? Bu vizyonu elde etmenin tek
yolu, Kıbrıs sorununa çözüm bulmanın tek yolu, iki bölgenin liderleri
arasında tam teşekküllü müzakerelerdir. Ve liderler, bu gerçekten haberdar
olarak, 21 Mart tarihindeki toplantılarında, ilk görüşmelerinden üç ay sonra
tam teşekküllü müzakerelere başlamaya karar verdiler. 23 Mayıs’ta
gerçekleşen toplantıdan sonra, müzakerelere başlamak için bir tarih
belirlemek için yakın zamanda tekrar görüşme kararı aldılar.
Biz, Kıbrıs Türk tarafı olarak, 2004 Nisan tarihinde,
vizyonumuzun adayı birleştirmek olduğunu kanıtladık ve halen, iki liderin
belirttiği bu vizyona bağlıyız.
Tam teşekküllü müzakereler, BM şemsiyesi altında, BM
Genel Sekreteri tarafından, 12 Eylül 2000’de ifade edildiği gibi, eşit bir
şekilde ve BM parametreleri çerçevesinde ve BM Genel Sekreteri’nin 2007/699
UNFICYP raporunda da belirtildiği gibi, BM’nin geçen on yıllardaki
çalışmaları da dikkate alınarak, en kısa zamanda başlamalıdır.
Tam teşekküllü müzakerelerin, karşılıklı kabul edilebilir
bir anlaşmaya varılması için, bir hedef tarihi olmalıdır ve eğer o tarihe
kadar müzakereler sonuçlanmaz ama anlamlı bir şekilde devam ediyor ve
liderler “yolu yürüyorlarsa”, o zaman yeni bir hedef tarih saptanabilir.
Ancak müzakereler anlamlı bir şekilde devam etmiyor ve liderler “konuşmak
için konuşuyorsa”, o zaman taraflar anlamlı bir şekilde ilerlemenin nasıl
sağlanabileceğini değerlendirmek için biraraya gelebilirler...
Liderler bazı konulardaki farklılıklarını giderme
konusunda başarısız olabilir ve belli konularda bir başarı elde etmek için
gösterdikleri çabada enerjileri tükenebilir; o zaman liderler,
farklılıklarını giderme ve ilerleme kaydetmelerine yardımcı olmak için, bir
çıkmazdan kurtulma mekanizmasına danışma imkanına sahip olmalıdırlar.
AB’nin, bu BM himayesindeki müzakere sürecindeki rolü, teknik yardım
sağlamak ve Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar tarafından ulaşılacak çözüme
AB’de yer vermek olmalıdır. Ayrıca, Genişlemeden Sorumlu Genel Müdürlüğü
Yardımcısı Sayın Truszczynski’nin Kıbrıs’a yaptığı ziyaret sırasında ifade
ettiği gibi, “yarım kalan işleri”nin bitirilmesi için, AB Bakanlar
Konseyi’nin bir yönergesi ve Nisan 2004’ten bu yana AB Komisyonu’nun bir
kararı olan Doğrudan Ticaret Tüzüğü, AB tarafından yürürlüğe konmalıdır.
Bu hareket müzakereler süresince her iki tarafı da Kıbrıs
sorununun erken çözümü için cesaretlendirecektir.
Bizim geleceğe bakışımız ilerleme kaydetmek ve liderlerin
ortak vizyonu olmasıdır;liderlerin karşılıklı anlaşmasının yerini ne bir
memorandum ne de başka birşey alamaz.Tam teşekküllü müzakerelerin dışında
Kıbrıs sorununa başka bir çözüm arayışına girmek liderlerin tüm
çalışmalarını sıfırlayacaktır.
Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin bundan sonra ev sahipliği
yapacağı toplantıda burada söylediklerimizi ve tartıştıklarımızı tekrarlamak
ihtiyacı duymayacağımızı bunun yerine adamızı birleştirme çalışmalarımızda
kaydettiğimiz ilerleme ve başarıdan dolayı kendimizi kutlayabilmemizi ümit
ederim.Bunları söyledikten sonra şu öneriyi yapmak isterim: Bu toplandı
sonunda hazırlanacak ortak deklarasyonda liderlerin 23 Mayıs ortak
açıklamasını desteklediğimizi ve Güvenlik Konseyi kararlarında da
belirtildiği gibi iki bölgeli, iki toplumlu politik eşitliğe dayalı bir
federasyona bağlılıklarından dolayı onları takdir ettiğimizi ve tek
uluslararası kimliği olan bu ortaklığın eşit statüde Kıbrıslı Türk Kurucu
Devlet ve Kıbrıslı Rum Kurucu Devlet’ten oluşan federal bir hükümeti
olmasını kaydetmeyi öneririm.
Bu öneri için oybirliği olacağını ümit ederim.
Beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Ayrıca bu toplantıları organize eden Slovakya
Büyükelçiliği’ne teşekkürlerimi iletmek isterim.”
AVCI,
BAKOYANNİ’NİN GARANTİLERLE İLGİLİ AÇIKLAMASINI ELEŞTİRDİ
Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni’nin
“Garantiler ve müdahale hakları, modası geçmiş bir mantıktır. Çağdaş bir
Avrupa ülkesi, AB'nin büyük kalkanına, büyük güvenliğine sahiptir”
şeklindeki açıklamasını eleştirdi ve Türkiye’nin garantörlüğünün vazgeçilmez
olduğunu vurguladı.
Avcı, bir kabulü sırasında basın mensuplarının Güney
Kıbrıs’a giden Bakoyanni’nin Larnaka Havaalanı’nda yaptığı açıklamada
garantörlükleri “modası geçmiş” olarak nitelendirdiğinin hatırlatması ve
bununla ilgili bir açıklama yapmasının istenmesi üzerine, “Garantilerin
nasıl modası geçer bunu anlamak zor” dedi.
Rum Yönetiminin bir süre önce Yunanistan’la birlikte
ortaya koyduğu garantilerle ilgili düşüncenin “AB’nin garantörlüğü
yeterlidir” şeklinde olduğunu ifade eden Avcı, Bakoyanni’nin açıklamasının
da bu düşüncenin arkasından çıkan bir söylem olduğunu dile getirdi.
Görüşmelerin devam etmesini hem Hükümet hem de Dışişleri
Bakanlığı olarak desteklediklerini kaydeden Avcı, kapsamlı ve adil bir
çözüme yönelik görüşmelerin devam etmesi için ellerinden geleni
yapacaklarını ifade etti. Avcı, “Görüşmelerin devam etmesi gerekir demek Rum
Yönetiminin düşünceleriyle bir çözüm için hazırız demek değildir” dedi. Bunu
Yunanistan ve Rum Yönetimi’nin anlaması gerektiğini vurgulayan Avcı,
Türkiye’nin garantörlüğünün vazgeçilmez olduğunu söyledi. Avcı, söyle
konuştu:
“Eğer iyi niyet varsa, ileride bulunacak çözümde art
niyet yoksa, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin garantörlüğünden kimsenin
rahatsızlık duymaması gerekiyor. Ama art niyet varsa, tekrar altmışlı yıllar
düşünülüyorsa demek ki biz haklıyız.”
AVCI: “RUM YÖNETİMİNİN
FREKANS MÜDAHALESİ ÇÖZÜMÜ DİNAMİTLEMEKTİR”
Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Rum Yönetimi’nin İngiltere’yle geçen hafta
memorandum imzalamasının, bu hafta ise yaptığı frekans müdahaleleriyle 3
Türkiye televizyon kanalının KKTC’de seyredilmesini engellemesinin, “çözümü
dinamitlemek” olduğunu söyledi.
Avcı, dün bir kabulünde, gazeteciler tarafından, Rum
tarafının gönderdiği sinyallerle Türkiye’de yayın yapan üç televizyon
kanalının KKTC’de seyredilmesini engellemesiyle ilgili Dışişleri
Bakanlığı’nın herhangi bir açılımının olup olmadığının sorulması üzerine,
“Bu ‘Biz Kıbrıs Türkleri’nin sesinin duyulmaması için, konuşmamaları için
her türlü müdahaleyi yapmaya hazırız anlamına geliyor” dedi.
Bugün Yayın Yüksek Kurulu ile Dışişleri Bakanlığı’nın bir
çalışma yürüttüğünü, olayın protesto edildiğini belirten Avcı, yazılı
protestonun yeterli olmadığını kaydetti. Rum Yönetimi’nin frekans
müdahalesini sona erdirmemesi halinde gereğini yapmaktan kaçınmayacaklarını
söyleyen Avcı, “Frekansa frekansla müdahale etmek gerekirse bunu yapacağız”
dedi.
Avcı, Rum Yönetiminin, frekans müdahalesi, ekonomik
baskılar ya da AB’yi arkasına alarak Kıbrıs Türklerini susturma, dünya ile
bağlantılarını kesme girişimlerinin başarısızlığa uğrayacağını da belirtti.