DIŞİŞLERİ BAKANI AVCI: “KIBRIS KONUSUNDAKİ
ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN ESAS NEDENİ KIBRIS RUM LİDERLİĞİNİN UZLAŞMAZ TUTUMUDUR”
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı, Kıbrıs
konusundaki çözümsüzlüğün esas nedeninin; Kıbrıs Rum liderliğinin uzlaşmaz
tutumu olduğunu vurguladı.
Dışişleri Bakanı Avcı, Kıbrıs Rum liderliğinin, Kıbrıs’ta
süregelen müzakereleri Kıbrıs Türk halkını Kıbrıs Rum devletine yamalama
egzersizi olarak görmekte olduğunun üçüncü taraflarca dikkate alınması
gerektiğinin de altını çizdi.
Avcı dün yaptığı yazılı açıklamada, Rum Dışişleri Bakanı
Markos Kiprianu’nun, iki taraf arasında yıllarca süren müzakereler sonucunda
ortaya çıkan ve Annan Planı olarak bilinen Birleşmiş Milletler’in (BM) 31 Mart
2004 tarihli planını hiçe sayan bir açıklama yaptığını söyledi.
Dışişleri Bakanı Avcı, uluslararası toplum tarafından
desteklenen Annan Planı’nın, Kıbrıs Rum liderliğinin çağrısı üzerine eşzamanlı
ve ayrı ayrı düzenlenen referandumlarda Kıbrıs Rum halkınca reddedildiğini ve
Kıbrıs konusundaki çözümsüzlüğün esas nedeninin, Kıbrıs Rum liderliğinin
uzlaşmaz tutumu olduğunu vurguladı.
Kıbrıs Türk halkının, kendisi için de mükemmel olmayan
planı fedakârlık göstererek, Ada’da bir uzlaşıya varılması için desteklediğini
hatırlatan Turgay Avcı, Kıbrıs Rum tarafının planı Avrupa Birliği üyeliğini
garanti altına aldıktan sonra reddettiğinin tüm taraflarca bilindiğini ifade
etti.
Dışişleri Bakanı Avcı, Kıbrıs Rum liderliğinin, Kıbrıs’ta
süregelen müzakereleri Kıbrıs Türk halkını Kıbrıs Rum devletine yamalama
eksersizi olarak görmekte olduğunun üçüncü taraflarca dikkate alınması
gerektiğini kaydetti.
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Avcı, şöyle devam
etti:
“Kiprianu, dünyanın en değerli ordularından olan Türk
Silahlı Kuvvetleri’ne karşı suçlamalarını sürdürmektedir.
Türk askeri, devletimiz ve halkımızın isteği ile
uluslararası antlaşmalar gereği Kuzey Kıbrıs’ta bulunmaktadır.
İleride bulunması muhtemel bir uzlaşı çerçevesinde de,
Anavatan Türkiye’nin garantörlük hakkı devam edecektir. Bu konu, Kıbrıs Türk
tarafı için olmazsa olmaz bir koşuldur.
KKTC halkı, müzakereler boyunca oluşan çözüm birikimi esas
alınarak tam teşekküllü görüşmelerin 2004’de bırakılan yerden, zaman
kaybettirecek çalışmalara girmeksizin, başlamasını kuvvetle desteklemektedir;
BM parametreleri olan iki halkın siyasi eşitliği, iki kurucu devletin eşit
statüsü, iki bölgelilik ve yeni bir ortaklık temeline dayalı bir uzlaşıya
varılması konusunda ise taviz vermeyeceği apaçık ortadadır.”
KKTC İLE SURİYE ARASINDAKİ TURİZM HACMİNİ
GELİŞTİRME ATAĞI…
KKTC ile Suriye arasındaki turizm hacmini daha da
geliştirip, artırmak ve iki ülkenin birbirlerinin turizm potansiyelini daha
yakından tanıması amacıyla KKTC’den Lazkiye’ye tanıtım seferi düzenlendi.
Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı’nın
himayelerinde düzenlenen sefere katılan turizm acenteleri ve otel yetkilileri
ile basın mensuplarından oluşan kafile, dün Suriye’ye gitti.
Dün öğleden sonra Lazkiye’ye varan Turizm sektörü
temsilcileri, Suriyeli turizmcilerle atölye çalışmasında bir araya geldi.
Lazkiye’deki Le-Meridyen de yer alan ve Seyahat
acentelerine ve tur operatörlerinin ikili görüşme olanağı sağlayan atölye
çalışmasında, KKTC turizmini tanıtıcı Arapça dilinde hazırlanmış broşürler de
dağıtıldı.
Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Hasan Kılıç, atölye
çalışmasının başında yaptığı konuşmada, Suriye ile KKTC arasındaki ilişkilerin
hızla gelişmekte olduğunu kaydederek, feribot seferlerinin sıklaşmasıyla tüm
alanlarda iki ülke arasındaki ilişkilerin daha da gelişeceğini kaydetti.
Suriyeli turizm acenteleri adına konuşan Zeina Tabbaa ise,
organizasyonun iki ülkenin turizm acentelerinin iş fırsatlarından yararlanması
için önem taşıdığını kaydetti. Tabbaa, bugünkü etkinliğin Suriye ile Kuzey
Kıbrıs arasında iş, dostluk ve turizm alanlarında köprü inşa edilmesine
yardımcı olacağını kaydetti.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı,
Suriye’de bulunan kafileye ziyaretin üçüncü gününde katılacak.
Bu arada Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı,
konuyla ilgili olarak basına yazılı bir açıklama yaptı.
Açıklamada, yoğun temaslar sonucunda yaklaşık 30 yıl aradan
sonra başlayan Lazkiye-Mağusa feribot seferlerinin, KKTC ve Suriye arasında
başta ekonomik, kültürel ve turizm alanında olmak üzere her alanda büyük
gelişmeler yaşanmasına olanak tanıyacağı belirtildi.
Tanıtım seferinin, iki ülke arasındaki turizm hacmini daha
da geliştirmek ve iki ülkenin turizm potansiyelinin daha yakından tanınmasına
imkân yaratmak amacıyla düzenlendiğine işaret edilen açıklamada, bugünkü
sefere 25 turizm acentesi ve otel yetkilisinin yansıra çeşitli basın ve yayın
organı temsilcisinin katıldığı kaydedildi.
Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı’nın yoğun
temas ve girişimleri sonucunda hazırlanan 4 günlük tanıtım seferinde, turizm
acenteleri ile otel yetkilileri, iki ülke arasında karşılıklı yolcu taşınması
ve paket turlar düzenlenmesi amacıyla Suriyeli meslektaşlarıyla çalışmalar
yapıp, bazı tarihi ve turistik bölgeleri ziyaret edecek.
İKT GENEL SEKRETERİ İHSANOĞLU: “KIBRIS
TÜRKÜ'NÜN MARUZ KALDIĞI HAKSIZ VE GAYRİ İNSANİ AMBARGONUN SONA ERDİRİLMESİ
İÇİN AKTİF BİR TUTUM İÇİNDEYİZ”
İslam Konferansı Teşkilatı (IKT) Genel Sekreteri Ekmeleddin
İhsanoğlu, “Genel Sekreterlik olarak Kıbrıs Türkü'nün maruz kaldığı haksız ve
gayri insani ambargonun sona erdirilmesi için aktif bir tutum içindeyiz” dedi.
Oxford Üniversitesinde konuşma yapmak ve kendisine verilen
ödülü almak, İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ile görüşmek ve diğer
bazı temaslar için İngiltere'ye gelen İhsanoğlu, AA'ya verdiği demeçte,
İKT'nin KKTC'ye yönelik ambargo ve izolasyonlarla ilgili tutumunun ne
olduğunun sorulması üzerine, "Bu konuda çok aktif faaliyetlerimiz var. Genel
Sekreterlik olarak Kıbrıs Türkü'nün maruz kaldığı haksız ve gayri insani
ambargonun sona erdirilmesi için aktif bir tutum içindeyiz. Bu konuda önemli
çalışmalar başlatıldı. KKTC ile ticaret, turizm ve kültür alanında ortak
faaliyetler yapılmasına ilişkin çalışmalar başlatılmıştır. İKT, bu konudaki
aktif tutumunu sürdürecektir" şeklinde konuştu.
ERÇAKICA TEKNİK KOMİTELER VE ÇALIŞMA
GRUPLARININ ÇALIŞMALARINI DEĞERLENDİRDİ
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, dün
gerçeklşetirdiği haftalık basın brifinginde Kıbrıs Türk ve Rum tarafı arasında
çalışma grupları ile teknik komiteler seviyesinde devam eden görüşmelerle
ilgili gelişmeleri aktardı.
Erçakıca açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafı arasındaki görüşme süreci, Çalışma
Grupları ile Teknik Komiteler seviyesinde devam ediyor. Kıbrıs sorununun özü
ile ilgili saptanmış konuları ele almakta olan Çalışma Grupları ile günlük
hayatımızı etkileyen sorunları görüşmekte olan Teknik Komitelerdeki çalışmalar
devam ediyor.
Başlangıçta sadece Salı ve Perşembe günleri yapılması düşünülen bu
çalışmalar, grup ve komitelerde görev alanların inisiyatifi ile hafta içine
yayılmıştır. İki liderin temsilcileri olarak Sayın Özdil Nami ile Yorgos
Yakovu ise her Cuma günü bir araya gelerek bu grup ve komitelerdeki
çalışmaları değerlendirmektedirler.
Bu aşamada, Çalışma Grubu ve Teknik Komiteler düzeyindeki çalışmaların
seyrinden memnun olduğumuzu söylemek gerekiyor. Ne var ki, bu hafta ile
birlikte bu çalışmaların yoğunlaştırılması gerektiğini de söylemeliyiz.
Görüşme yapmadan görüşmeleri sonlandırma gayreti içinde görünüyorlar.
Bu “zemin belirleme” veya görüşmeleri daha başlamadan sonlandırma
gayretlerinde vurgu yapılan başlıca konulardan biri, Annan Planı olarak
bilinen BM Kapsamlı Çözüm Planı’nı görüşmelerde zemin olarak kabul
etmeyecekleridir.
Görüşme zeminini belirlemek yalnız başına Kıbrıs Rum tarafına ait bir şey
değildir. Kıbrıs Türk tarafı, BM Kapsamlı Çözüm Planı’nın da dahil olduğu BM
çalışmalarını görüşme sürecinde zemin olarak kabul etmektedir ve bu süreçte BM
müktesebatı başlıca başvuru kaynağımız olacaktır.
Kıbrıs Rum tarafı, bu tavrına gerekçe olarak Annan Planı’nın Kıbrıs Rum
tarafınca reddedildiğini ileri sürmektedir. Unutulmamalıdır ki, Kıbrıs Türk
halkı da bu çözüm planını kabul etmiştir. Kıbrıs Türk tarafının, 24 Nisan 2004
tarihinde gerçekleşen referandumda Kıbrıs Türk halkı tarafından ortaya konan
“evet” iradesine bağlılığı da devam etmektedir.
Kıbrıs Rum tarafının bu konudaki çabası, bu yeni süreci yapıcı bir görüşme
süreci olarak değil, BM Kapsamlı Çözüm Planı’na “hayır” demenin yükünden
kurtulma operasyonu olarak gördükleri izlenimini yaratmakta ve bizim
tarafımızdan endişe ile izlenmektedir.
Kıbrıs Rum/Yunan tarafı, benzer bir çabayı garantiler konusunda da
göstermektedir. “AB üyesi Kıbrıs’ın bundan başka garantiye ihtiyacı
olmayacağını” ileri sürerken Kıbrıs Türk halkının duygu ve düşüncelerini
yansıtmadıklarını birilerinin kendilerine hatırlatması gerekmektedir. Kıbrıs
Türk halkı, bugün hala daha 1960 anlaşmaları ile sağlanan garantilere ihtiyaç
duyuyorsa, bunun başlıca nedeninin, Kıbrıs Rum tarafının, bu anlaşmalar ile
sağlanan düzenin yaşamasına olanak vermemesi olduğu da unutulmamalıdır. Kıbrıs
Türk tarafı, 1960 anlaşmaları ile sağlanan garanti sisteminin devam etmesinden
yanadır.
Dimitris Hristofias’ın Kıbrıs Rum liderliğine seçildiği günlerde, bu
değişikliğin Kıbrıs Rum politikasında gerçek bir değişiklik anlamına gidip
gitmediğini zamanın göstereceğini belirtmiştik.
Memnuniyetle gözlemlemekteyiz ki, yeni Kıbrıs Rum yönetimi, Kıbrıs sorununa
kapsamlı bir çözüm bulmayı amaçlayan görüşme sürecinin ilerlemesi için olumlu
katkılar koymaya devam etmektedir. Papadopulos yönetimi ile 1.5 yılda
yapılamayanlar, şimdi 3-4 haftada tamamlanmıştır.
Ne var ki, sahnede bazı olumsuzluklar da yaşanmaktadır.
Mali Yardım Tüzüğü çerçevesinde AB Komisyonu aleyhine Avrupa Adalet
Divanı’na Kıbrıs Rum tarafınca açılan davaların geri çekilmemesini hayretle
karşılamışken, geçen Şubat ayında Fransa ile varılan askeri anlaşmanın da
askıya alınmayarak ileriye götürülmesi ve onaylanmak için Kıbrıs Rum
Meclisi’ne sunulması bizleri endişeye sevk etmiştir.
Kıbrıslı Türklerin uluslararası alanda kendilerini temsil etmeleri yönünde
Rum tarafının çıkardığı engeller de devam etmektedir. Lefkoşa Türk
Belediyesi’nin uluslararası faaliyetlerinin engellenmeye çalışılması bunun
örneklerinden sadece bir tanesidir.
Bu örnekleri daha da artırmak mümkün olmakla birlikte, bu aşamada bunlara
dikkat çekmekle yetinmek ve Kıbrıs Rum tarafını, görüşme süreci dışındaki
davranışlarını da yeni sürecin yapıcı ruhuna uygun hale getirmeye çağırmak
isteriz.”