DR.
KÜÇÜK ÖLÜMÜNÜN 24’ÜNCÜ YILDÖNÜMÜNDE ANILDI
Kıbrıs Türk Halkının Özgürlük Mücadelesi Lideri Dr. Küçük,
ölümünün 24’üncü yıldönümü nedeniyle düzenlenen tören ve etkinliklerle anıldı.
Dr. Küçük’ün Anıttepe’deki kabri başında düzenlenen devlet
töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk Halkı’nın
Özgürlük Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçük’ün özgürlük mücadelesi
liderliğinden öte bir liderliğe sahip olduğunu ifade ederek, Dr. Küçük’ün
İngiliz sömürge döneminde Atatürk İlke ve Devrimleri’ni Kıbrıs Türk halkı
arasında uygulayan büyük mücadelesinin unutulamayacağını kaydetti.
Dr. Küçük’ün laikliğe bağlılığının birçok olayda kendini
gösterdiğini ve Atatürk İlkeleri’ne bağlılığını kanıtladığını belirten Talat,
Dr. Küçük’ün sömürge idaresinde Kıbrıs Türkünün bir toplum haline gelmesinde,
birliğinin sağlanmasında ve toplum bilincinin kazanılmasında çok önemli roller
üstlendiğini vurguladı.
Dr. Küçük’ün, EOKA’nın şiddet yıllarında Kıbrıs Türk
halkının bir araya gelmesi, güçlü bir karşı çıkış ve mücadeleyle Enosis’e
meydan vermeyeceğini haykırmasında da büyük bir liderliği olduğunu dile
getiren Cumhurbaşkanı Talat, Dr. Küçük’ün Kıbrıs Cumhuriyeti’nde
Cumhurbaşkanlığı Muavinliği yaptığı dönemde de Atatürk İlkeleri’nin ve
laikliğin yılmaz savunucusu olduğunu anımsattı.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türklerin bugün yine büyük
bir mücadele içinde olduğunu ve Dr. Küçük’ün verdiği mücadelenin devamı olarak
Kıbrıs Türk halkının, Kıbrıs Rum halkıyla ve Kıbrıs Türk halkının devletinin
Kıbrıs Rum devletiyle her anlamda eşitliğini sağlamak için hiçbir tereddüde
fırsat vermeden mücadele ettiklerini, çalıştıklarını ve uğraştıklarını
söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, “Artık İngiliz sömürge döneminin ya da
1963 ile başlayan o karanlık günlerin bir daha tekrarlanmasının mümkün
olmadığını çok açık ve net olarak biliyoruz. Bunda da herhangi bir şekilde
hiçbir endişe, hiçbir kuşku duymuyoruz” diyerek, Kıbrıs Türk halkının artık
gerçek bir halk olduğunu vurguladı.
Kıbrıs Türk halkının bütün dünyanın gözü önünde gerçekleşen
Annan Planı referandumuyla kendi geleceğiyle ilgili söz söyleyebilecek tek
varlık olduğunu kanıtladığını vurgulayan Talat, Kıbrıs Türk halkının
geleceğiyle ilgili söz söyleyebilecek başka hiçbir halk, hiçbir kurum ve
hiçbir kuruluşun olamayacağını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk halkının bir halk olarak
geleceğine kendinin karar vereceğini artık tüm dünyanın bildiğini ifade
ederek, Dr. Fazıl Küçük’ün en önemli emeli ve en büyük hedefinin de; Kıbrıs
Türk halkının kendi kaderini tayin edebilmesi olduğunu söyledi.
Talat, “Bugün dost da düşman da, bütün dünya da bu noktada
olduğumuzu ve bu noktadan geri gitmeyeceğimizi görmüştür, anlamıştır ve teslim
etmiştir” dedi.
ERÇAKICA: “İNSAN KAÇAKÇILIĞI İŞBİRLİĞİYLE
ÇÖZÜLEBİLİR”
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, dün düzenlediği
haftalık basın brifinginde, kaçak göçmen sorununu ve Türkiye Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül’ün geçen haftaki ABD ziyaretini ve görüşmelerini değerlendirdi.
Erçakıca basın brifinginde şunları söyledi:
“Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün geçtiğimiz
hafta Amerika Birleşik Devletleri’ne yaptığı ziyaret son haftanın en önemli
gelişmesidir. Sayın Gül, bu ziyaret sırasında, hem ABD yetkililerine, hem de
BM Genel Sekreteri Sayın Ban Ki-moon’a Kıbrıs sorununa erken ve kapsamlı bir
çözüm bulunması talebimizi iletmiş ve BM Genel Sekreteri’nden bu doğrultuda
yeni bir girişim başlatmasını isterken ABD yetkililerinden de bu sürece destek
vermelerini talep etmiştir.
Türkiye ve KKTC’nin bir bütün olarak ortaya koyduğu bu
inisiyatif ne yazık ki Kıbrıs Rum tarafında rahatsızlık yaratmış görünüyor.
Türk tarafının, Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili girişim başlatmak amacıyla
harekete geçmesinin, Rum tarafında “atmosfer yaratmak” şeklinde algılandığı
yönündeki haberleri hayretle karşıladık.
Türk tarafının girişimleri, soruna çözüm bulma yönündeki
niyetinin en somut göstergesidir. Bu yeni girişim başlatılması önerisinin,
“atmosfer yaratmak için yapılıyor” şeklinde değerlendirilmesi, Kıbrıs Rum
yönetiminin ciddi bir girişim ile ilgilenip ilgilenmediği yolunda şüpheler
uyandırmaktadır.
Biz tüm çabamızı ve mesaimizi Kıbrıs’ta acil, adil ve
kapsamlı bir çözüm bulunması için harcarken, Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıslı
Türklerin izolasyonunu devam ettirmek için uğraşmaktadır. Kıbrıs Rum Dışişleri
Bakanı Erato Markulli’nin son aylarda özellikle bölge ülkelerine ve İslam
Konferansı Örgütü üyesi ülkelere yaptığı geziler, Kıbrıslı Türklerin dünya ile
yeni ilişkiler geliştirmesini engellemeye yöneliktir.
“Kıbrıs Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı” sıfatı kullanılarak
Kıbrıslı Türkler aleyhine çalışmalar yapılması ve ziyaret edilen ülkelerin
Kıbrıslı Türklerle ilişki kurmalarının, söz konusu ülkelerin Avrupa Birliği
ile ilişkilerinin tehlikeye girebileceği şantajı ile engellenmeye çalışılması,
hem “Kıbrıs Cumhuriyeti” unvanının, hem de AB üyeliğinin ne denli kötüye
kullanıldığının somut bir göstergesidir.
Kıbrıs Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu
devam ettirme gayretleri, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunmasını arzu
eden uluslararası güçler için de öğreticidir. Uluslararası toplum, Şubat
sonrasında başlaması beklenen yeni girişimin etkili olmasını ve Kıbrıs Rum
tarafının bu sürece katkı koymasını istiyorsa, Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu
sona erdirme çabalarına destek olmalıdır. Bu doğrultuda atılacak küçük
adımların bile, Kıbrıs Rum tarafında büyük bir etki yaratacağı ve sorunun
çözümünü erteleme taktiklerinin yararsızlığı konusunda ikna edici olacağı
açıktır.
Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanı Markulli’nin, Gazimağusa-Lazkiye
seferlerinin gerçekleşmemesi olasılığından kendileri için “mutlu son” olarak
söz etmesi de nasıl bir anlayış ile karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir.
Ne yazık ki, bize umut veren her gelişme onlar için üzücü;
bizi kaygılandıran her gelişme ise onlar için mutlu sayılmaktadır.
Bu anlayışın bir sonucu olarak, Kıbrıs Rum tarafı,
Suriye’den KKTC’ye yapılan seferleri durdurabilmek için her konuyu istismar
etmektedir. Kaçak göçmenler konusu da bunlardan biridir.
Bu sorun adanın hem kuzeyini hem de güneyini tehdit
etmektedir. Örneğin geçen hafta içerisinde, Kuzey Kıbrıs’a yasal yolları
kullanarak ve kendi imkanları ile gelmiş olan bir sporcu kafilesinin, Güney
Kıbrıs üzerinden Avrupa Birliği’ne sığınma girişimine tanık olurken, güneyde
de, burada yaşamakta olan kaçak göçmenlerin sınır dışı edilme olasılığına
karşı çeşitli eylemler yaptıklarını öğrendik.
Kaçak göç, dünyanın başlıca sorunlarından biri olarak
görülmektedir. Almanya polisi, 10 kaçak göçmenden sadece birinin
engellenebildiğini duyurmuştur.
Durum böyle olduğuna göre, kaçak göçü önleme çalışmaları,
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ulaşım kanallarını tıkamak için gerekçe
yapılamayacağı gibi, bu konuda Kıbrıs Türk makamları ile Kıbrıs Rum
makamlarının işbirliği yapması da kaçınılmazdır. Kıbrıs Türk tarafı, bu konuda
Kıbrıs Rum makamları ile işbirliği yapmaya hazırdır ve BM Barış Gücü’nün bu
konuda yardımcı olmasını talep etmektedir.
Bir kez daha tekrarlamak isteriz ki, Doğu Akdeniz’deki tüm
ülkeler gibi Kıbrıs adasını da tehdit eden insan kaçakçılığı, ancak işbirliği
ve yardımlaşma ile çözülebilecek bir sorundur ve Kıbrıs Türk tarafı yasa dışı
göçün önlenmesi için her türlü işbirliğine hazırdır. Kıbrıs Rum yönetimi hem
yeşil hat boyunca etkin önlem almaktan, hem de Kıbrıs Türk makamları ile
işbirliği yapmaktan kaçınıp, insan kaçakçılığı suçundaki ihmalkarlığından
başkalarını suçlayarak ve bunu siyasi istismar unsuru olarak kullanarak
kurtulamayacağını anlamalıdır.”