www.trncinfo.com

make money stuffing envelopes

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti                                                         

Haber  4 Şubat 2008
 

ALMANYA ESKİ BAŞBAKANI SCHRÖDER KKTC’Yİ ZİYARET ETTİ
SCHRÖDER: “ERCAN’A DİREKT UÇUŞ YAPMANIN HİÇ BİR SAKINCASI YOK”

TURGAY AVCI LONDRA’DA BASIN TOPLANTISI DÜZENLEDİ
“SONSUZA KADAR RUM TARAFININ KEYFİYETİNİ BEKLEYEMEYİZ''

İKÖ’DEN İZOLASYONLARA KARŞI ÇAĞRI...

 


 
 

ALMANYA ESKİ BAŞBAKANI SCHRÖDER KKTC’Yİ ZİYARET ETTİ
SCHRÖDER: “ERCAN’A DİREKT UÇUŞ YAPMANIN HİÇ BİR SAKINCASI YOK”

Almanya’nın eski Başbakanı Gerhard Schröder, Ferdi Sabit Soyer’in resmi davetlisi olarak 1 Şubat 2008 tarihinde KKTC’yi ziyaret etti. Özel uçağıyla Ercan Havalimanı’na gelen Schröder, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer’le görüştü. Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile birlikte Havaalanı’nda basın toplantısı düzenleyen Schröder, Ercan Havalimanı’na direkt uçuş yapmanın, hiç bir sakıncası bulunmadığını söyledi.

Eski Başbakan Schröder, konuşmasında Kıbrıslı Türkleri görmekten duyduğu mutluluğu dile getirerek, Başbakan Soyer’in daveti nedeniyle adada bulunduğunu ve kendisinin de Kıbrıs adasını ve içinde bulunduğu sorunu bildiği için daveti kabul ettiğini söyledi.

Başbakanlığı sırasında adadaki insanların bir arada yaşaması için uğraş verdiğini anlatan Schröder, Annan Planı döneminde plana başından sonuna kadar destek verdiğini kaydetti. Schröder, Annan Planı’nın başlattığı hareketin yeni bir ivmeyle devam etmesini de dileyerek, “Avrupa’nın birlikteliğe çok ihtiyacı vardır. Avrupa’nın bölünmüş bir adaya ihtiyacı yoktur” şeklinde konuştu.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer de konuşmasında, Ercan Havalimanı’nın uluslararası her türlü uçuşa açık; AB ile Yeşil Hat Tüzüğü’ne uygun olarak AB üyesi ülkelerin her yurttaşının da Ercan’dan adaya gelip serbest dolaşım yapma hakkına sahip olduğunu vurguladı. KKTC’deki hiçbir limanın uluslararası hukuka göre kapalı olmadığını, aynı zamanda ne AB ne de BM’nin KKTC’deki limanlara dönük bir ambargosu bulunmadığına dikkat çeken Soyer, KKTC’nin dünyaya açılmak ve dünyayla buluşmak istediğini anlattı.

İlk olarak Başbakan Ferdi Sabit Soyer tarafından kabul edilen Almanya’nın eski Başbakanı Schröder, daha sonra Ticaret Odası’nı ziyaret etti ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edildi.

Talat- Schröder Görüşmesi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmesi öncesinde yapılan ortak basın açıklamasında Gerhard Schröder, birleşik bir Kıbrıs ve birleşik bir Avrupa’nın, gerçekleştirilmesi gereken bir hedef olduğunu belirterek ekonomik olarak önemli olanın Kıbrıs Türk tarafı ile AB ülkeleri arasında doğrudan ticaretin gerçekleşmesi olduğunu söyledi.

AB’nin Kuzey Kıbrıs’ı finansal açıdan desteklemesinden memnun olduklarını ifade eden Schröder “Ancak para her şey demek değildir, paradan daha önemli olan ticaretin serbestleştirilmesidir” dedi.

Kuzey Kıbrıs Annan Planı’na evet derken Güney Kıbrıs’ın reddettiği, dolayısıyla Avrupa’nın bir borcu olduğunu kaydeden Schröder “Bu nedenle AB serbest ticareti gerçekleştirmekle yükümlüdür” dedi. Schröder, siyasi olarak BM nezdinde yeni bir girişim başlatılması yönündeki umudunu da dile getirerek, bunun temelinin ancak Annan Planı olabileceğini ve öyle de olması gerektiğini kaydetti.

Kuzey Kıbrıs’ın piyasasının Çin piyasası kadar büyük olmadığının bilincinde olduğunu belirtirken “Buna rağmen Kuzey Kıbrıs ile Almanya arasında, özellikle tüketim ürünleriyle ilgili olarak ticarete tabii ki yer vardır” diyen Schröder, AB’nin verdiği yardımların burada altyapıya gideceğini ve Alman ekonomisinin de bu konuda yardımcı olmaya niyetli olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, Almanya’nın AB’nin önder ülkelerinden biri olduğuna işaret ederek “Almanya’yla ilişkilerimizi geliştirmek ve tabii ki Kıbrıs’ta olası bir barış sürecine de desteğini alabilmek bizim için son derece önemlidir” dedi. 

Talat, bu ziyaretin, dünyanın Kıbrıs’a yönelik; gerek Kıbrıs sorunu, gerek Kıbrıs Türk halkının izolasyonlardan kurtarılmasına yönelik ilgisinin devamı olarak da değerlendirilebileceğini belirterek bu açıdan da önemli olduğunu vurguladı.

Schröder Ve Başbakan Soyer Ortak Basın Toplantısı

Başbakan Ferdi Sabit Soyer’in davetlisi olarak KKTC’de bulunan Almanya Eski Başbakanı Gerhard Schröder ile Başbakan Soyer Cumartesi günü (02.02.08) Girne Colony Otel’de ortak bir basın toplantısı düzenledi.

Basın toplantısında konuşan Başbakan Soyer, burasının Avrupa’nın parçası bir ada olduğuna işaret ederek AB’nin bütün Avrupa’yı ulusal değerler toplamında birleştiren büyük bir proje olduğunu, bu proje ve genişleme sürecinin, gerek Türkiye’nin üyelik süreci, gerek Kıbrıs’ın AB üyesi olmasına büyük fırsat yarattığını ve Kıbrıs Türk halkı ile Türkiye’nin bu fırsatı önemli bularak yıllardır süren Kıbrıs sorununu çözmek; BM parametrelerine bağlı, kalıcı çözümü getirmek için getirilen Annan Planı’na destek verdiğini hatırlattı.

“Bu süreçte büyük bir rol oynadık. Kıbrıs  AB’nin üyesi oldu ama ada hala daha bölünmüş durumdadır” diyen Soyer, “Bunun için AB’nin ruhuna uygun çerçevede, BM parametrelerinde, adada  kalıcı ve karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme gitmek temel hedefimiz olmaya devam ediyor. Bu doğrultuda çabalarımızı sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.

Soyer, Schröder’in ziyaretinin dünyayla ve Avrupa’yla bütünleşmek isteyen Kıbrıs Türk halkının konumunun yeniden dünyaya gösterilmesinde ve çözüm yönünde büyük bir yeni efor ve enerjinin harcanmasına önemli bir kapı açtığını belirterek, cesaretli adımı için Schröder’e teşekkür etti.

Bunun, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar yanında Türkiye ve Yunanistan’a da 21. yüzyılda barış ve huzur ortamını sağlayacak gelişmelere kapı açacağını kaydeden Soyer, Kıbrıs sorunun çözümsüzlüğünün bölgede yarattığı olumsuzluklara dikkat çekti.

Soyer, limanlar sorununun, gerek Kuzey Kıbrıs gerek Güney  Kıbrıs’ın sorunu olmaya devam ettiğini ve bunun da Doğu Akdeniz’de, Avrupa’nın tüm  Akdeniz’i ortak ekonomik alan  yapma projesine engel oluşturduğunu belirterek, bölge halkları arasında barış ve işbirliği ortamının gelişmesi ve Avrupa bütünleşme sürecinde Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’in barış ve işbirliği alanına dönüşmesi için ellerinden  gelen tüm gayreti göstereceklerini vurguladı.

Kuzey Kıbrıs’ın Kuzey Kore olmadığı ve Kıbrıs Türk halkının dünyayla bütünleşme sürecinde her alanda dünyayla ilişki kurma hakkına sahip olduğunu da vurgulayan Soyer şöyle konuştu:

“Schröder’in bu ziyareti bir şeyi daha göstermiştir. Kuzey Kıbrıs, Kuzey Kore değildir ve dünyayla bütünleşmeye çaba harcayan, izolasyonları hak etmeyen ve dünyayla bütünleşme sürecinde kültürel, sportif, ekonomik, siyasi ve sosyal tüm alanlarda bu çerçevede ilişkiye hak sahibi olan bir halkın yaşadağı bir ülkedir. Bu bakımdan da ziyareti için Schröder’e teşekkür ederim.”

Schröder de  Kuzey Kıbrıs’ın referandumdan sonra imajının değiştiğini, daha pozitif ve olumlu şekilde dikkat çekmeye başladığını belirterek, bunun da başka etkiler yarattığını söyledi.

Kuzey Kıbrıs’ta ekonomik anlamda, özellikle altyapı ve inşaat sektöründe dinamizm olduğunu gördüğünü kaydeden Schröder, AB’nin bir yerde sözünü tutarak, Kuzey Kıbrıs’a finansal katkı sağladığını, bunun önemli olduğunu ancak paradan da önemli olanın, Avrupa içinde ticaret yapabilmek olduğunu söyledi.

Direkt ticaretin çok önemli olduğuna vurgu yapan Schröder, bununla ilgili  tüzüğün kısa sürede geçmesi ve ekonominin daha da gelişmesi temennisinde bulundu ve izolasyonların kalkması  konusunun  önemli siyasi bir hedef olduğunu vurguladı.

Adanın bölünmüşlüğünün Avrupa için de sorun olduğunu çünkü Avrupa’nın bir bütün olduğunu ifade eden Schröder, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın iradelerinin önemli olduğunu belirterek Annan Planı’na desteğini yineledi.

Schröder, ülkenin turizm açısından da önemli bir yer olduğu ve Kuzey Kıbrıs’a  yapılacak bir ziyaretin aynı zamanda tatil anlamına da geldiğine dikkat çekerek “burası tatil yapmaya değer…” dedi.

Temasları çerçevesinde değerlendirilen konular arasında Kuzey Kıbrıs’ta enerji üretiminin  nasıl gelişebileceği konusunun da bulunduğunu belirten Schröder, ülkesinin güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji konusunda “bir  numara” olduğunu  ve Alman şirketlerin sunabileceği olanaklarla güneş enerjisinin kullanılmasına yönelik  işbirliğine gidilebileceğini söyledi.

Schröder, KKTC’deki temaslarını tamamlamasının ardından beraberindeki heyetle birlikte özel bir uçakla Ercan Havalimanı’ndan ayrıldı.

 

TURGAY AVCI LONDRA’DA BASIN TOPLANTISI DÜZENLEDİ
“SONSUZA KADAR RUM TARAFININ KEYFİYETİNİ BEKLEYEMEYİZ''

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Londra’daki temasları çerçevesinde Cuma günü (01.02.2008), KKTC Londra Temsilciliği’nde Türk ve Kıbrıslı Türk basın mensuplarına yönelik bir basın toplantısı düzenledi. Avcı Açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Kıbrıs konusuna doğru teşhis konabilmesi için sorunun nasıl ortaya çıkıp geliştiğini iyi bilmek gerekmektedir. Kıbrıs sorunu Rum tarafının 1960 Ortaklık Cumhuriyeti’ni 1963 yılında yıkmasıyla ortaya çıkmıştır ve bildiğiniz üzere, 40 yıldan fazla bir süredir Birleşmiş Milletlerin gündemindedir. Birleşmiş Milletler nezdindeki toplumlararası görüşmeler ise 1968 yılından beri süregelmektedir. Rum tarafı, uluslararası tanınmışlığın verdiği cesaretle, bütünlüklü çözüm çabalarını engellemiş ve bu yönde yapılan tüm önerileri reddetmiştir. Bilindiği üzere, Annan Planı olarak da anılan “Kıbrıs Sorununa Kapsamlı Çözüm Planı”, diğer girişimler gibi, Rum tarafınca reddedilmiştir.

Eşzamanlı ve ayrı düzenlenen referandumların ardından başta BM olmak üzere uluslararası toplum, Kıbrıs Rum tarafının bir çözümü reddettiğini, bu nedenle adada bir anlaşmaya varılması yönünde oy veren Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların kaldırılması gerektiği konusunda mutabık kalmıştır. Ancak bugüne kadar, verilen tüm sözlere rağmen, izolasyonların kaldırılması doğrultusunda bazı küçük adımların atılmasının dışında somut bir gelişme olmamıştır.  

Bu olumsuzluğun başlıca nedeni, Kıbrıs’ta bir anlaşmaya varılmadan AB üyeliğine kabul edilen Kıbrıs Rum tarafının tavrında yatmaktadır. Bir zamanlar AB üyeliğinin bir anlaşmaya varılmasında katalizör rol oynayacağını iddia eden AB üyesi ülke yetkilileri, artık Kıbrıs Rum tarafının tek taraflı üyeliğinin Kıbrıs’ta bir anlaşmaya varılmasını daha da zora soktuğunu itiraf etmektedirler.

BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan’ın referandumlar sonrası yayınladığı 24 Mayıs 2004 tarihli raporunun BM Güvenlik Konseyi’nden geçmemiş olması, izolasyonların kaldırılmasında Rum tarafınca uygulanan baskıya uluslararası camianın boyun eğdiğini gösteren önemli bir unsurdur.

Bilindiği üzere, Kıbrıs Türk tarafının inisiyatifiyle 8 Temmuz 2006 tarihinde başlatılan bir süreç vardır. Ancak bu süreç, Kıbrıs Rum tarafının bloke etme taktikleri yüzünden hayata geçirilememiştir. Rum tarafının bu taktiklere başvurmasındaki amaç zaman kazanmak, Türk tarafından AB üyelik sürecini de istismar etmek yoluyla tek yanlı taviz koparmaktır. Denebilir ki, Rum tarafı süreci bir araç değil, bir amaç olarak görmektedir.

Uzun bir aradan sonra iki lider 5 Eylül 2007 tarihinde bir araya gelmişlerdir. Sözkonusu görüşmede Cumhurbaşkanı Sayın Talat, 8 Temmuz sürecinin bir takvime bağlanmasını, 2-2.5 aylık bir hazırlık sürecinden sonra tam teşekküllü müzakerelere geçilmesini ve 2008 sonuna kadar kapsamlı bir çözüme ulaşılmasının hedeflenmesini muhatabına önermiştir. 5 Eylül görüşmesi Rum tarafının tavrı yüzünden sonuçsuz kalmıştır. Daha sonra Kıbrıs Türk tarafı BMGS ile 16 Ekim 2007’de görüşerek Güven Yaratıcı Önlemler paketi sunmuştur.  Bu öneriler; Dekonfrantasyon, Askeri Tatbikatlar, Lokmacı Kapısı, Uzlaşma Komisyonu, Yeni Geçiş Noktaları ve Geçitler ve BMBG vasıtasıyla işbirliğidir.

Önerilerimiz masadadır. Kabul görmeleri halinde müzakere sürecine katkıda bulunacakları da kuşkusuzdur.

AB ile ilişkilere gelince...

Referandumlardan hemen sonra, AB Konseyi 26 Nisan 2004 tarihinde izolasyonların kalkması hususunda bir karar almıştı. Bu karar doğrultusunda, Mali Yardım ile Doğrudan Ticaret Tüzükleri hazırlanmıştır. Bildiğiniz gibi Mali Yardım Tüzüğü (MYT) amacından saptırılacak derecede değiştirilerek kabul edildi. Kabul edilmiş olmasına karşın MYT’nün aksaksız uygulamaya geçtiğini söylemek de imkansızdır.   

Kıbrıs Türklerinin AB’yle doğrudan ticaret yapmalarına imkan tanıyacak Doğrudan Ticaret Tüzüğü (DTT) ise Rum tarafının engellemeleri nedeniyle halen bekletilmektedir. Kıbrıs Türk tarafının, bu Tüzüğün AB ülkeleri ile Kuzey Kıbrıs’taki limanlardan ticaret yapılacak şekilde karara bağlanması hususundan taviz vermeyeceğini bir kez daha vurgulamak isterim.

AB, yukarıda sözü edilen tüzükler dışında 29 Nisan 2004 tarihinde Yeşil Hat Tüzüğü olarak bilinen tüzüğü yürürlüğe koymuştur.

Esasen, adadaki iki taraf arasındaki ticareti düzenlemek amacıyla hazırlanan tüzük kapsamında gerçekleştirilen ticaret, başta GKRY’nin ticari araçlara KKTC makamlarınca verilen seyahate uygunluk belgeleri ve ağır vasıta sürücü belgelerini tanımaması, KKTC menşeli ürünlerin Güney’deki marketlerde raflara yerleştirilememesi, Kuzey’deki firmaların Güney’deki basın yayın organlarına reklam verememesi ve patates gibi erken bozulan ürünlerin geçiş noktalarında GKRY makamlarınca uzun süre bekletilmesi ile tüzüğün kendinden kaynaklanan Kuzey’de üretilmeyen veya üretiminin son safhası Kuzey’de gerçekleşmeyen ürünlerin dolaşımına izin vermemesi gibi nedenlerle beklentilerin çok altında kalmıştır.

Tüm bu tüzüklerdeki aksaklıklar özellikle de DTT’nin yürürlüğe girmesinin sağlanması için girişim başlatan AB dönem başkanları sürekli Rum baskısına yenik düşüp gerekeni yapamamıştır. Yeni Dönem Başkanı Slovenya’dan beklentimiz pragmatik çözümler bularak özellikle DTT’nün onaylanmasını, tüzüklerde varolan aksaklıkların Türk tarafının da görüşleri doğrultusunda giderilmesini sağlamasıdır.   

Avrupa Birliği cephesinde diğer bir gelişme ise geçtiğimiz günlerde başlanmasına karar verilen AB müktesebatına uyum çalışmalarıdır.

Bu da göstermektedir ki, Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz bir başka boyut kazanmıştır. İlk etapta 12 başlık altında düşünülen müzakereler, gelişmeler ışığında 26 başlığa kadar çoğaltılabilecektir. Çalışmalar en yakın zamanda başlatılacaktır. Müzakere edilecek başlıklar arasında sermayenin serbest dolaşımı, kamu alımları, şirketler hukuku ve rekabet politikası gibi önemli konular bulunmaktadır. Bunlar zaten reformlar çerçevesinde halihazırda ele aldığımız ya da öncelikler sırasında önde gelen başlıklardır. Bu çalışmaların ülkemizin geleceği için faydalı olacağına inanmaktayım. Rum liderliği her zamanki gibi buna da karşı çıkmaya, engellemeye çalışmaktadır. Dışişleri Bakanı Markuli açıklamalarında tatsız ifadelere yer verebilmektedir. Ancak bilinmelidir ki her Kıbrıslı Türk AB standartlarında yaşam hakkına sahiptir ve bunun çalışmaları da tüm Rum engelleme çabalarına rağmen yapılacaktır.  

Sizinle paylaşmak istediğim diğer önemli bir konu ise KKTC - İslam Konferansı Örgütü ilişkileridir.

Öncelikli olarak belirtmek isterim ki, İslam Konferansı Örgütü ile ülkemiz arasındaki ilişkilere çok önem vermekteyim. Bakanlığımızın öncelik verdiği İKÖ ilişkileri çerçevesinde İKÖ Sekretaryasıyla iyi ilişkiler kurulmuş, ve Genel Sekreter Ekmeleddin İhsanoğlu dahil olmak üzere birçok üst düzey İKÖ yetkilisi KKTC’ni ziyaret etmiştir. İKÖ Sekreteryası ile bilistişare KKTC’de uluslararası organizasyonlar düzenlenmektedir. Ayrıca, Bakanlığımızın yaptığı girişimler sayesinde İKÖ üyesi ülkelerin iş çevreleriyle Kıbrıs Türk işadamları ilişkilerini geliştirmeye başlamıştır.

Yine önümüzdeki günlerde İKÖ’ne üye ülkeler ile karşılıklı ziyaretlerimize devam edilecektir. Bakanlığımızın yürüttüğü proaktif politikalar çerçevesinde geçmiş dönemlerde görüşmek için bizleri kabul etmeyen birçok üye ülke ile karşılıklı temaslar gerçekleştirilmektedir. Bakanlığımızın bu yöndeki çalışmaları önümüzdeki dönemde de kesintisiz bir şekilde devam edecektir.  Son bir yıl içerisinde çeşitli İKÖ etkinlikleri vesilesiyle birçok üye ülkenin dışişleri bakanı ile görüşme fırsatı elde ettim ve çok yararlı temaslarda bulundum. KKTC küçük bir ülke olmasına rağmen İKÖ etkinliklerine düzenli bir şekilde katılmaya ve faaliyetlerinde aktif rol almayı sürdürecektir.

Gelişen ilişkiler çerçevesinde İslam Konferansı Örgütüne bağlı  faaliyet gösteren Diyalog ve İşbirliği İçin İslam Konferansı Gençlik Forumu’nun Medeniyetler İttifakı İçin Gençlik Girişimi’nin uluslararası danışma kurulu toplantısı geçtiğimiz yıl Ağustos ayında ilk kez KKTC’nde düzenlenmiştir.

Yine bir İKÖ etkinliği olarak, tüm üye ülkelerin, turizmle ilgili yetkilileri ile uluslararası kuruluş temsilcilerinin de katılımıyla, İslam Dünyası’nda Turizm Gelişimi konulu Forum, Nisan veya Mayıs 2008’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde gerçekleştirilecektir. Bunun yanında yine aynı dönemde İKÖ’ye bağlı bir kuruluş olan İslam Ticareti Geliştirme Merkezi tarafından küçük ve orta ölçekli işletmelere yönelik olarak düzenlenecek “İhracat Düzenleme ve Denetleme” konulu uluslararası nitelikli bir atölye çalışmasının da ülkemizde gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.

Yabancı ülkelerle gerçekleştirmiş olduğumuz karşılıklı yoğun temaslar sonucunda Katar’ın Başkenti Doha’da ve İtalya’nın başkenti Roma’da KKTC Temsilcilikleri açılmıştır. Umman Sultanlığı, Kuveyt ve diğer bazı İKÖ ve AB ülkelerinde de Temsilcilik açılması için çalışmalar devam etmektedir. Önümüzdeki günlerde daha birçok temsilciliğimizin açılması gündemdedir.

Suriye yetkilileriyle yapılan temaslar da meyve vermiş ve 22 Eylül 2007 tarihinde 28 yıl aradan sonra Gazimağusa-Lazkiye tarifeli feribot seferleri başlatılmıştır.  GKRY’nin Suriye makamları nezdinde gerçekleştirmekte olduğu siyasi baskılara rağmen seferler haftada iki gün olmak üzere devam edecektir. Lazkiye seferleri şüphesiz izolasyonların kırılmasında bir mihenk taşıdır.

Tüm bu olumlu gelişmeler, şüphesiz ki, Kıbrıs Türk halkının çözüme bağlılığını içtenlikle ortaya koyması ve Anavatan Türkiye ile birlikte yürüttüğümüz yoğun çabalarımızın ürünüdür.

Yapılan açılımlar Rum tarafını çok rahatsız etmiştir. Ellerinden gelse nefes almamızı engellemeye çalışacak olan Rum tarafı girişim yaptığımız, ikili temas kurduğumuz her ülkeye ayrı baskı kurma çabası içerisindedir. Rum Dışişleri Bakanı Markuli, bu ülkelere ziyaretler gerçekleştirmekte, İKÖ’nde kendilerinin de söz sahibi olmasını istemektedir. Bu yüzden biz de, önümüzdeki günlerde yılmadan hatta daha bir şevk ile çalışmalarımızı sürdürerek çabalarımızın meyvelerini toplamaya devam edeceğiz.

Kıbrıs Türk tarafı iki kesimlilik, siyasi eşitlik ve yeni ortaklık gibi BM parametreleri temelinde çözüm arayışlarına katkıda bulunmak için çaba göstermektedir. Ancak, Rum liderliğinin böyle bir gayret içinde olmadığı açıktır. GKRY yetkilileri Kıbrıslı Türkleri Rum toplumu içinde asimile etmek anlamına gelen “osmosis” politikalarını telaffuz etmeyi sürdürmektedirler. Sizi temin ederim ki ne biz ne de Türkiye Cumhuriyeti böyle bir gelişmeye izin vermeyecektir. Halkımızın refahı ve uluslararası arenada hakettiği yere gelmesi için bugüne kadar yürüttüğümüz gibi bundan sonra da Anavatan Türkiye ile işbirliği içerisinde çabalarımızı sürdüreceğiz.

Bir gerçek vardır ki, ancak izolasyonların kaldırılması ile Kıbrıs Rum tarafının bir anlaşmaya varılması hususundaki uzlaşmaz tavrı değiştirilebilecektir. Ülkelerin bireysel olarak bu doğrultuda atacakları adımlar önem arz etmektedir. Türkiye ve İngiltere arasında üzerinde mutabakata varılan Stratejik Ortaklık Belgesi de bu açıdan değerlendirildiğinde olumlu bir gelişmedir. Kıbrıs Türk tarafı izolasyonların kaldırılmasını uzlaşmaya giden yolda bir araç olarak görmektedir. 

Şubat 2008 yılında GKRY’de yapılacak seçimlerin ardından yeni bir müzakereler sürecinin başlayabileceği tahmin edilmektedir. Kıbrıs Türk tarafı BM parametreleri ve bugüne kadar biriken deneyim temelinde yeni bir ortaklığı müzakere etmeye hazırdır. Bugün Kıbrıs Türk tarafı olarak adada bir çözüm olması gerektiği görüşümüzü korumaktayız. Ancak bu da anlaşılmalıdır ki sonsuza kadar Rum tarafının keyfiyetini bekleyemeyiz.”

Bakan Avcı’nın İngiliz Ulusal Medyası ile Görüşmeleri

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, KKTC Londra Temsilciliği binasında sırasıyla Financial Times Gazetesi Avrupa Editörü Quentin Peel, The Ecomonist Dergisi Avrupa Editörü John Pete, The Banker Magazine Dergisi ve The Director Dergisi yazarı Nick Kochan’ın sorularını yanıtladı.

Söyleşilerde KKTC’nin yeni dış siyasetinde özellikle AB ülkeleri ile ikili ilişkileri geliştirerek yürüneceğini söyleyen Avcı, İslam Konferansı Örgütü üyesi ülkelerle de olan ilişkilerin örgüt içerisinde ve de ayrı ayrı geliştirilmesi yolunda çalışmalara hız verildiğini anlattı.

Avcı, KKTC’nin görüşlerinin özellikle 2004’ten sonra kabul gördüğünü İngiliz basın mensuplarına anlatarak, AB ülkelerinin bu çerçevede tüm alanlardaki izolasyonların kaldırılması yönünde hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

Önümüzdeki günlerde Güney Kıbrıs’taki başkanlık seçimlerinden sonra yeni bir sürecin başlayacağını söyleyen Avcı, “yeni bir girişim için şartların varolacağını ve bu girişimi BM Genel Sekreteri’nden beklediğini” ifade etti. Dışişleri Bakanı Avcı seçimden sonra Rum Yönetimi’nin tutumunda herhangi bir değişiklik olmaması durumunda Kıbrıs Türkü’nün 40 yıl daha beklemeyi tahammülü olmadığını ve böylesi bir durumda yeni bir politika belirleyip yoluna devam edeceğini söyledi.  

Aralarında The Daily Telegraph, The Times ve İngiliz Devlet Haber Ajansı The Press Association’ın olduğu medya kuruluşlarına editörler düzeyinde mülakatlar da veren Avcı, Kuzey Kıbrıs Türk Cuhmuriyeti’nin kaçakların barınabileceği ve saklanabileceği bir ülke olmadığını vurguladı.

Avcı, yaptığı açıklamalarda, İngiltere’deki bir soyguna adı karışan İngilizin KKTC’ye giriş yapmadığı şeklindeki tespiti tekrarladı ve İngiliz Polisine işbirliği davetini yineledi. KKTC’nin bir kaçaklar ülkesi olmadığını ve birçok ülkeye göre çok daha güvenli olduğunu söyleyen Avcı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin İngiliz basınında tarif edilmek istendiği gibi bir “Kara Para Cenneti” olmadığını vurguladı ve “Kara Parayı Önleme Yasası”nın yürürlükte ve uygulamada olduğundan bahsetti.

Londra’daki faaliyet gösteren iki önemli sivil toplum örgütlerinden Londra Türk Futbol Federayonu Başkanı Nazım Çelebi ve İngiltere Türk Eğitim Konsorsyumu Başkanı Abdullah Hasdemir ile de birer görüşme yapan Dışişleri Bakanı Turgay Avcı sorunlarını dinledi.

Turgay Avcı, ziyaretleri çerçevesinde Kuzey Londra’da eğitim veren Ali Riza Değirmencioğlu Türk Okulu’nu ziyaret etti, İngiltere Kıbrıs Türk Ticaret Odası heyeti ile de görüştü, ve Kıbrıslı Türk hukukçu Emma Ethem’in öncülüğünde kendisini ziyaret eden bir grup İngiliz savcı, yargıç ve avukatla, doğrudan uçuşla ilgili yasal mücadele ve diğer yasal sıkıntılarla ilgili görüş alış verişinde bulundu.

Bakan Avcı’nın dün gece geç saatlerde KKTC’ye döndü.

 

İKÖ’DEN İZOLASYONLARA KARŞI ÇAĞRI...

Mısır’ın başkenti Kahire’de yapılan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Parlamentolar Birliği 5. Konferansı’nda Kıbrıs’la ilgili karar onaylandı. Konferans; Kıbrıslı Türkler üzerindeki insanlık dışı izolasyonların sona erdirilmesi hedefiyle tüm üye devletlere Kıbrıs Türk Devleti ile yakın ilişki, dayanışma ve işbirliği çağrısı yaptı.

Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye’nin siyasi ve yaşayabilir çözüm için gösterdikleri istekliliği memnuniyetle karşılayan konferans, izolasyonların kalkmasının BM Güvenlik Konseyi kararlarına ters düşmediğinin altını çizen BM Genel Sekreteri’nin son raporunu da selamladı.

49 ülkenin üye olduğu birliğin 28-31 Ocak tarihlerinde Mısır'daki toplantısına, 42 ülkenin meclis başkanı veya onları temsilen grup başkanları katıldı.

 

İTALYAN PARLAMENTOSU ÜYESİ MİLLETVEKİLİ TURCO İLE İTALYAN RADİKAL PARTİ GENEL KONSEYİ ÜYESİ PERDUCA KKTC VATANDAŞLIĞINA MÜRACAAT ETTİ

BAŞBAKAN YARDIMCISI VE DIŞİŞLERİ BAKANI DOÇ.DR. SAYIN TURGAY AVCI’NIN 19 TEMMUZ 2007 TARİHİNDE YABANCI BASIN MENSUPLARI ONURUNA VERDİĞİ KAHVALTI TOPLANTISINDA YAPMIŞ OLDUĞU KONUŞMA METNİ
(19.07.07)

1963-1974 YILLARI ARASINDA rum saldırıları sonucunda GERÇEKLEŞEN NÜFUS HAREKETLERİNİ VE KIBRISLI TÜRKLERİN GÖÇ ETTİRİLDİĞİ KÖYLERİ GÖSTEREN KIBRIS HARİTASI

RUM YAZAR RUM VAHŞETİNİ ANLATIYOR

GÜNEY KIBRIS'TAKİ TÜRK KÖYLERİNİN DURUMU