BAŞBAKAN YARDIMCISI VE DIŞİŞLERİ BAKANI DOÇ. DR. TURGAY AVCI’NIN AÇIKLAMASI

Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas’ın Rus “Nezavisimaya” gazetesine verdiği demeçteki iddiaları Rum tarafının gülünç duruma düşmek pahasına da olsa Türk tarafını karalama çabalarını göstermektedir.  

Verdiği demeçte 8 Temmuz sürecine değinen Lillikas, sürece ilişkin gerçekleri saptırmakta, 8 Temmuz Anlaşmasının hayata geçirilememesinin sorumluluğunu, bilinen manevra ve taktiklerini kullanmak suretiyle Türk tarafının üzerine atmaya çalışmaktadır. 8 Temmuz sürecinde yaşanan tıkanıklığın nedenini Kıbrıs Türk tarafının “statüsünü yükseltme emeline” bağlamaya çalışan Rum tarafına verebileceğimiz tek yanıt: Kıbrıs Türk tarafının bugüne kadar birçok vesileyle ispatlamış olduğu çözüm yanlısı tutumudur. Hatırlatmak isteriz ki, Annan Planı yoluyla kapsamlı çözüme evet diyen taraf bizdik, Annan Planı’nın Rum tarafınca reddinin ardından tarafları biraraya getirme çabasını ve inisiyatifini gösteren taraf yine bizdik, teknik komitelerin oluşturulması  önerisini yapan taraf, Lokmacı Barikatı’nın açılması için üzerimize düşen sorumlulukları yerine getiren taraf da bizdik. Kıbrıs Türk tarafı, çözüm yönünde gerekli inisiyatifi alırken,  Rum tarafı 8 Temmuz sürecini sekteye uğratmak yönünde çaba göstermeye devam etmektedir. Lillikas’ın Kıbrıs konusunda bir ilerleme kaydedilmemesini Türkiye’deki seçimlere bağlaması ise gülünçtür. Anavatan Türkiye her vesileyle Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir çözümü desteklediğini ve desteklemeye devam edeceğini belirtmekte ve bu görüşünü kanıtlamaktadır. Ancak bilinmesi gerekir ki, ne Türkiye ne de KKTC, Rum tarafının AB üyeliğinin avantajlarını kullanmak suretiyle Kıbrıs konusunda  tek taraflı kazanımlar elde etme oyununa izin vermeyecektir.

Lillikas’ın, AB’nin, Rum Hükümetinin teklifi ve inisiyatifi sonucu Mali Yardım Tüzüğünce öngörülen 259 milyon Euro’yu Kıbrıs Türk tarafına verilmesini kabul ettiğini iddia etmesi abestir. Rum tarafının AB’nin Kıbrıs Türküne yönelik izolasyonları kaldırılması yönündeki 26 Nisan 2004 tarihli kararı uyarınca hazırlanan ve bir bütün olarak öngörülen iki Tüzüğün kabul edilmesini engellemek için yaptıkları ortadadır. Mali Yardım Tüzüğü, önerilmesinden neredeyse iki yıl sonra, Rum talepleriyle ertelenerek kabul edilmiştir. Doğrudan Ticaret Tüzüğü ise yine Rum engelleri nedeniyle halen daha kabul edilememiştir.  Rum tarafının tüm çabaları göstermektedir ki, emelleri, Kıbrıs Türklerinin üzerindeki izolasyonları devam etmesini sağlamak, ekonomimizin kalkınmasını önlemek, dünya ile ilişki kurma çabalarımızı engellemektir. Bu her tutum ve açıklamalarında açıkça görülmektedir.

Lillikas demecinde, Kıbrıs Türküne uygulanan izolasyonların Kıbrıs Rum tarafının politikalarından kaynakladığı gerçeğini gizlemeye çalışmakta olması ve sorumluluğu Türk tarafına yüklemeyi tercih etmesi kabul edilmez bir yaklaşımdır. Ayrıca, Kıbrıs Türkü üzerindeki izolasyonların kaldırılması yönünde çağrıda bulunan, karar alan uluslararası toplum ile de alay etmektir. Lillikas’a ve Rum liderliğine sorarız,  eğer gerçekten Kıbrıs Türkü ambargolar altında yaşamak zorunda bırakılmadıysa, BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan neden Kıbrıs Türküne yönelik izolasyonların kaldırılması gerektiği yönünde çağrıda bulunmuştur, neden AB ve Avrupa Konseyi bu yönde kararlar almıştır, neden ABD Kıbrıs Türküne yönelik izolasyonların kaldırılması gerektiğini vurgulamaktadır, neden Rusya Federasyonu Konseyi Başkanı ahiren yaptığı açıklamada Kıbrıs Türküne yönelik izolasyonların kabul edilmez olduğunu belirtmektedir? Kıbrıs Türkü, insanlık dışı ambargoların altında yıllardır ezilmesine rağmen, bugün, Türkiyemizin büyük katkılarıyla kalkınma yolunda önemli adımlar atabilmişse, refah düzeyini yükseltebilmişse,  bu Kıbrıs Türkünün yılmadan gösterdiği çabaların ürünüdür. 

10 Nisan 2007, Lefkoşa