BAŞBAKAN YARDIMCISI VE DIŞİŞLERİ BAKANI DOÇ. DR. TURGAY AVCI’NIN BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜVENLİK KONSEYİ’NİN 1789/2007 SAYILI KARARINA İLİŞKİN AÇIKLAMASI
Güvenlik Konseyi, Genel Sekreter Ban Ki Moon’un BM Barış Gücü’nün adadaki görev süresinin uzatılması ve altı aylık faaliyetlerini içeren 3 Aralık 2007 tarihli raporuna ilişkin bir karar almıştır. Ancak üzüntüyle gözlemlemekteyiz ki bu karar BM Genel Sekreterinin izolasyonlarla ilgili önemli tespitlerde bulunduğu raporunu gözardı etmekte, rafa kaldırmaktadır. Güvenlik Konseyi bir kez daha Kıbrıslı Türklerin bulunmadığı bir ortamda maalesef Rum tarafının adeta sözcülüğünü yapan Rusya gibi bazı üye ülkelerin baskılarına boyun eğmiştir. Buna mukabil, kararda gerçekleri düzgün bir şekilde yansıtmayan başka unsurlar da bulunmaktadır.
Kararın giriş bölümünde 2008 yılının taraflar için çözümü yakalama şansının olacağı bir yıl olduğu ifade edilmektedir. Müzakere masasına bir an önce geri dönülmesi gerektiğini Kıbrıs Türk tarafı olarak sürekli olarak zaten söylemekte öneriler sunmaktayız. Dolayısıyla bu çağrının doğru adresi Rum liderliğidir. Kararda da teslim edildiği üzere, geçen zaman çözümün aleyhine çalışmaktadır. Yapılacak çağrı doğrudan Rum tarafına yapılmalı, Rum tarafı bir an önce müzakerelere başlanması için etkin bir şekilde teşvik edilmelidir. Bu da ancak Kıbrıs Türk halkı üzerindeki izolasyonların kaldırılması gibi somut ve gereken mesajı verecek girişimlerle mümkündür.
Kıbrıs Türk halkı üzerindeki insanlık dışı izolasyonlar kaldırılmadan yapılacak her türlü barış girişiminin başarısızlığa uğraması kaçınılmazdır. Rum tarafının sürdürdüğü bu insanlık dışı politikalarının gerek AB gerekse BM tarafından açıkça reddedilmemesi ve bunların kaldırılması yönünde somut adımlar atılmaması Rum liderliğinin Kıbrıs Türklerine adada yaşam hakkı vermek istemeyen katı politikalarının daha da sertleştirmesine neden olacaktır.
Rum tarafının uygulamakta olduğu katı izolasyon politikası iki halk arasında zaten var olan güvensizliği artırmaktadır. Bu yüzden de iki toplumlu etkinliklere ilgi gün geçtikçe azalmaktadır. Kararda konuya yapılan atıfta sivil toplumun teşvik edilmesi gerektiği yönündeki tespit doğru olmakla birlikte güven ortamının tesisinin Rum tarafının sürdürdüğü tecrit politikalarını sona erdirmesinden geçtiğinden bahsedilmemektedir. Gasp ettiği “Kıbrıs Cumhuriyeti” ünvanı ile Kıbrıslı Türklere de hükmedebileceğini varsayan Rum yönetiminin bu konuda özellikle uyarılması gerektiğini bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyoruz.
Kararda ayrıca 8 Temmuz sürecinin duraksamış olduğuna da değinilmektedir. Ancak, sürecin başlatılması için yanlış bir şekilde çağrı her iki tarafa yapılmaktadır. Kıbrıs Türk tarafı olarak sürecin ileriye götürülmesi için gerekli her türlü esnekliği göstermiş bulunmaktayız. Sayın Cumhurbaşkanımız sürece bağlılığımızı göstermek ve sürecin başarısız olmasının önüne geçmek için bir takvime bağlanmasını önermiştir. Ancak Rum tarafı bu konuda duyarsız davranarak önerimizi hemen reddetmeyi tercih etmiştir. GKRY Lideri Papadopulos son zamanlarda süreci sahiplenir gibi görünme çabası içerisindedir. Ancak bunun da sebebi Rum tarafında yaklaşan başkanlık seçimlerinden başka birşey değildir.
Güven yaratıcı önlemlere ilişkin yapmış olduğumuz önerilerde de yer alan ve kararın sınır kapılarının açılması ile ilgili paragrafında yer bulan Ledra kapısının açılması hususunda, sözkonusu kapının diğer sınır kapılarındaki uygulamalar çerçevesinde açılması gerektiğin, bu yöndeki çalışmalarımızı sonuçlandırdığımız ve kapının açılması için Kıbrıs Türk tarafı olarak bir engel görmediğimizi sürekli olarak yinelemekteyiz. Kapının halen bugün açılamamasının tek sebebi suni krizler çıkaran Rum tarafıdır.
Kararda ayrıca ara bölge içerisinde yapılan inşaat girişimlerine de yer verilmiştir. Ancak ara bölgede yapılması planlanan bahsekonu projelerin Rum tarafına ait olduğu açıkça belirtilmemektedir. Kıbrıs Türk tarafı olarak BM Barış Gücü yetkilileriyle işbirliği içerisinde bölge kurallarına saygılı olmaya özen gösterdiğimizi bir kez daha yenilemekte fayda görmekteyiz.
Akyar bölgesinin ise ara bölge olarak değerlendirilerek sürekli olarak kararda yer almasını kabul edilemez bulduğumuzun bir kez daha altını çiziyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sınırları içerisinde bulunan Akyar’da yapılacak herhangi bir işlem sadece KKTC otoritelerini ilgilendirir. Kaldı ki Akyar’daki mevcut durumda herhangi bir değişiklik yapıldığı yönündeki iddialar da tamamen asılsızdır. Kararda yapılan bu maddi hatanın bundan sonraki kararlarda yer almayacağını ümid etmek isteriz.
15 Aralık 2007 Lefkoşa