BAŞBAKAN YARDIMCILIĞI VE DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI BASIN AÇIKLAMASI

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin 1 Aralık 2006 tarihli raporuyla BM Güvenlik Konseyi’ne yapmış olduğu tavsiye doğrultusunda Kıbrıs’taki BM Barış Gücü’nün (BMBG) görev süresi, Güvenlik Konseyi’nin 15 Aralık 2006 tarihinde kabul ettiği 1728 sayılı kararla altı ay daha uzatılmıştır.

Sözkonusu kararda, BMBG’nün görev süresinin sözde “Kıbrıs Hükümeti”nin rızası çerçevesinde uzatılmakta olduğu kaydedilmektedir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) 1963 yılından bu yana Ada’nın sadece güneyinde hükümran olduğunu ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni temsil etmediğini ısrarla BM dahil tüm ilgili tarafların dikkatine getirmemize rağmen, Kıbrıs Rum yönetiminden yine “Hükümet” olarak bahsedilmesi kabul edilemezdir.

Barış Gücü operasyonlarının görevlerini başarı ile yürütebilmeleri için ilgili tüm tarafların rızalarının alınması ve operasyonların taraflarla işbirliği halinde gerçekleştirilmesi kabul görmüş bir ilkedir. Ne var ki BMBG’nün Kıbrıs’ta faaliyet gösterebilmesi için iki eşit siyasi tarafın rıza ve onayına ihtiyaç duyulduğu ilkesi gözardı edilerek, kararda sadece GKRY’nin onayına atıf yapılmakta ve eşitlik ilkesi çiğnenmektedir.

Kararda, Kıbrıs sorununa kapsamlı ve kalıcı bir çözümün bulunmasında BM’nin merkezi rolüne değinilmektedir. Tabiatıyla sorunun BM çatısı altında çözülmesi gerekliliğinin daha açık bir dille ortaya konulması Kıbrıs Türk tarafının dileğidir. Bununla birlikte kararda 8 Temmuz mutabakatının zaman kaybetmeden uygulamaya konulması ve Kıbrıs’ta kapsamlı çözüme iki kesimlilik ve siyasi eşitlik temelinde varılması gerekliliğinin vurgulanması olumlu değerlendirilmektedir. Ancak, mutabakatın iki taraf arasındaki güvensizlik nedeniyle hayata geçirilemediği savunularak, Rum tarafının sorumluluğu hafifletilmektedir. Böylelikle, Rum tarafının Kıbrıs sorununu Türkiye-AB üyelik müzakereleri çerçevesinde tek taraflı tavizler elde etmeye çalışmakla BM sürecinde sebep olduğu tıkanlıklık da gözardı edilmektedir. Kıbrıs Türk tarafı, 8 Temmuz mutabakatının zaman kaybetmeden uygulanması ve BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde yürütülecek özlü müzakereler aracılığıyla Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması hedefine bağlı olduğunu her fırsatta kanıtlamıştır. Bu gerçekler ışığında, içinde bulunulan aşamada sürecin başarıyla tamamlanabilmesi için çağrıda bulunulması ve bu yönde motive edilmesi gereken tarafın Kıbrıs Rum tarafı olduğu açıktır.

Bilindiği üzere, Genel Sekreter referandumların ardından yayınladığı 28 Mayıs 2004 tarihli raporunda Kıbrıs Türk tarafının tecridinin haksızlığına değinmekte ve bu tecridin sona erdirilmesi yönünde uluslararası camiaya çağrıda bulunmaktadır. BM Güvenlik Konseyi bu rapordaki çağrıyı destekler bir kararı, Rum tarafının engellemeleri neticesinde, bugüne kadar üretememiştir. Annan 1 Aralık 2006 tarihli raporunda da, 28 Mayıs 2004 tarihli raporuna atıfta bulunmakta ve tecridin kaldırılmasına yönelik çağrısını yinelemektedir. BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Türkünün maruz kaldığı izolasyonların sona erdirilmesine yönelik ısrarla yapmakta olduğu çağrının BM Güvenlik Konseyi kararına yansıtılmaması kabul edilemez bir yaklaşımdır. Rum tarafının tüm olumsuz tutum ve politikalarına karşın, Kıbrıs Türk tarafı olarak kararlılıkla sürdürmekte olduğumuz çözüm yanlısı tutum ışığında, BM Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs Türkü’nün tecridinin sona erdirilmesine yönelik daha kararlı ve etkin bir tutum benimsemesini talep etmek en doğal hakkımızdır.

Bu bağlamda BM Genel Sekreteri’nin 28 Mayıs 2004 tarihli raporunda ortaya koyduğu önemli gözlemler dikkate alınmayarak BM Güvenlik Konseyi’nin 1999 tarih ve 1251 sayılı güncelliğini yitirmiş karara atıfta bulunulması kabul edilemezdir.

Karar, Ada’da askeri tatbikatlar gibi gerginliği artırıcı faaliyetlerden kaçınılması için her iki tarafa da çağrı yapmakta, ancak bu faaliyetlerin GKRY’nin tutumundan kaynaklandığını belirtmekten kaçınmaktadır. Hatırlanacağı üzere, Rum tarafı, Kıbrıs’ta tatbikatlardan karşılıklı olarak kaçınılması konusunda 2001 yılında varılan mutabakatı geçtiğimiz yıl tek taraflı olarak ihlal ederek, Nikiforos askeri tatbikatını gerçekleştirmiştir. Bu yıl Ekim ayında GKRY “Milli Muhafız Ordusu” sözkonusu tatbikatı geniş kapsamlı olarak yeniden icra etmiştir.

Kararda ayrıca BMBG’nün ara bölgedeki operasyonlarıyla ilgili olarak 1989 tarihli “Aide Memoire”a atıf yapılmak suretiyle, bu belge temelinde mutabakat sağlanması yönünde her iki taraf teşvik edilmektedir. Sözkonusu “Aide Memoire” ne Kıbrıs Türk ne de Kıbrıs Rum taraflarınca kabul edilmediğini anımsatmakta yarar vardır.

Güvenlik Konseyi kararı, Lokmacı barikatı dahil olmak üzere ek geçiş noktalarının açılmasıyla ilgili her iki tarafı da teşvik etmekle, sözkonusu sınır kapısının faaliyete girememesinin tek sorumlusunun Kıbrıs Rum tarafı olduğu gerçeğini gizlemektedir. Kıbrıs Türk tarafının yapıcı tutumunun aksine Rum tarafı propaganda amaçlı olarak kullandığı duvarı yıkmamakta ısrar etmektedir. Bu konudaki mesajın açık bir şekilde Rum tarafına yapılmış olması gerekirdi. Bunun yanısıra, iki taraf arasındaki geçişlerden bahsedilirken halkımızın, Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan yabancıların ve turistlerin GKRY’nin ırkçı politikaları neticesinde gerek sınır kapılarında gerekse Güney’de maruz kaldıkları insanlıkdışı muamelenin karara dercedilmemesini önemli bir eksiklik olarak değerlendiriyoruz.

Kıbrıs Türk tarafının iki taraf arasındaki temas ve faaliyetlere gereken desteği verdiği, Rum tarafının ise konuya ilişkin olumsuz yaklaşımının ilgili çevrelerce bilindiği bir ortamda, kararda bu tür aktivitelerin önündeki engellerin kaldırılması yönünde yapılan çağrının Rum tarafına yönelik olduğu aşikardır.

Konuya ilişkin tüm açıklamalarımıza rağmen, kararda, ara bölge ile hiçbir ilişkisi olmayan ve BM Barış Gücü’nün görev alanı dışında bulunan Akyar köyüne ilişkin haksız talebin suçlayıcı ifadelerle tekrarlanması esefle karşılanmıştır.

Kıbrıs Türk tarafı olarak BM ve BMBG ile işbirliğine devam etme konusundaki kararlılığımızı bir kez daha dile getirir, Güvenlik Konseyi’nin bugüne kadar izlemekte olduğumuz yapıcı ve çözüm yanlısı tutumumuzu kararlarına yansıtmasına ve Rum liderliğini çözüm konusunda teşvik etmesine yönelik beklentilerimizi yineleriz.

Lefkoşa, 18 Aralık 2006