BAŞBAKAN YARDIMCISI VE DIŞİŞLERİ BAKANI DOÇ.DR. SAYIN TURGAY AVCI’NIN 19 TEMMUZ 2007 TARİHİNDE YABANCI BASIN MENSUPLARI ONURUNA VERDİĞİ KAHVALTI TOPLANITISINDA YAPMIŞ OLDUĞU KONUŞMA METNİ
Bayanlar ve baylar;
Bu anlamlı vesileyle bizlerle birlikte olduğunuz için hepinize teşekkür etmek isterim. Bugün, Kıbrıs Türk halkının 11 yıllık Rum zulmünden sonra özgürlüğe kavuşmasının 33. yıldönümüdür. 33 yıl önce Yunanistan’daki Cunta tarafından yapılan askeri darbeden sonra, Türkiye, garantör ülke olarak, Kıbrıslı Türklerin tamamen imha edilmesini önlemek amacıyla Kıbrıs adasına ordusunu göndermişti. Türkiye’nin yapmış olduğu bu zamanlı müdahale sayesinde Kıbrıslı Türkler Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bugün huzur ve barış içerisinde yaşamaktadır.
Temmuz 1974 tarihinde Türkiye’nin yapmış olduğu bu insani müdahalenin arkasındaki nedenlere tabi ki değinmemiz gerekmektedir.
Uluslararası Antlaşmalar uyarınca kurulan Kıbrıs Ortaklık Cumhuriyeti 1963 yılında Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türk ortağına gerçekleştirdiği saldırı sonucu yok edilmiştir ve bu tarihten itibaren adada ortak merkezi bir yönetim bulunmamaktadır. Bu tarihten itibaren her iki taraf da kendi kendini yönetmekte ve Kıbrıs Rum tarafı “Kıbrıs Hükümeti” olduğu yönündeki iddiasına devam etmektedir.
Ortaklığın Kıbrıs Rum tarafınca 1963 yılında sona erdirilmesi sonucunda Kıbrıs sorununun ortaya çıktığını belirtmeyi gerekli görmekteyim. Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklere karşı yaptığı silahlı saldırılara son vermek üzere 1964 yılında BM Barış Gücü’nün Kıbrıs’a konuşlanması, Kıbrıs sorununun 1974 yılında değil 1963 yılında Kıbrıslı Rumların adayı Yunanistan’a ilhak etme çabalarıyla başladığını da teyit etmektedir.
1963-1974 yılları arasında 11 yıl boyunca Kıbrıslı Rumların silahlı saldırıları sonucu zulüm gören ve kayıplar veren Kıbrıs Türk halkı, arka arkaya mülteci durumuna getirilmek de dahil önemli insan hakları ihlallerine maruz kalmış ve açık hava hapishanesi şartlarında enklavlarda yaşamaya zorlanmıştı. Yunan Cuntası 15 Temmuz 1974 tarihinde adayı Yunanistan’a ilhak etmek için Kıbrıs’ta bir askeri darbe gerçekleştirmişti. Kıbrıs Rum tarafının politikalarının doğrudan sonucu olan bu durum Türkiye’nin müdahalesini gerektirmiş ve sadece Kıbrıslı Türklerin değil Kıbrıslı Rumların da hayatlarını kurtarmıştı. Türkiye’nin müdahalesinin 1960 Garanti Anlaşması uyarınca yapıldığını hatırlatmakta fayda vardır.
Şimdi ise Kıbrıs sorunuyla ilgili son dönemde yaşanan gelişmeleri sizinle kısaca paylaşmak istiyorum.
24 Nisan 2004 referandumunu müteakiben Kıbrıs sorunu yeni bir safhaya girmiş ve yeni bir durum ortaya çıkmıştır. Her iki tarafta ayrı ayrı, eşzamanlı gerçekleştirilen referandumlarda BM kapsamlı çözüm planının ezici bir çoğunlukla reddedilmesi anlamına gelen Rum tarafının güçlü bir “hayır” demesi sonrası Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türk tarafıyla yetki paylaşımına dayalı bir düzenlemeye girmeye hazır olmadığı bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Eş zamanlı ve her iki tarafta ayrı ayrı yapılan referandumlar adada iki eşit halk olduğu ve tarafların bir diğerini temsil etmediği gerçeğini de teyit etmiştir.
Kıbrıs’ta herhangi bir çözüm için her iki halkın onayının gerektiği gerçeğini göz ardı ederek tüm adayı temsil eden tek bir otoritenin bulunduğunu iddia etmek doğru olmaz.
Kıbrıs Türk halkı, üzerine düşeni yerine getirmiştir ve uzlaşmaya dayanan bir çözüme yönelik hakkını özgür iradesiyle kullanmıştır. Şimdi Uluslararası Topluluğun, Kıbrıs Türk halkının sosyal, ekonomik ve siyasi kalkınması önünde gereksiz kısıtlama ve engelleri kaldırmasının zamanıdır. Esasen zamanın BM Genel Sekreteri, Güvenlik Konseyi’nin 28 Mayıs 2004 tarihli raporunda, Uluslararası Topluluğa “Kıbrıslı Türkleri izole eden ve kalkınmalarını engelleyen gereksiz kısıtlama ve engellerin ortadan kaldırılması için hem ikili düzeyde hem de uluslararası kuruluşlarla işbirliği yapın” çağrısında bulundu. Yeni Genel Sekreter’in Kıbrıs ile ilgili 1 Ocak – 30 Haziran 2007 dönemini kapsayan raporunda ayni yaklaşımı benimsediği ve önceki Genel Sekreter’in 28 Mayıs 2004 tarihli diğer hususlar yanında, Kıbrıs Türk Halkına uygulanan haksız izolasyonunun kaldırılmasını vurguladığı raporuna göndermede bulunduğunu hatırlatmayı uygun buluyorum.
26 Nisan 2004 tarihinde, AB Kıbrıs Türk halkına onyıllardır uygulanan izolasyonun kaldırılması kararını aldığını ve AB Komisyonu’nun bu amaçla mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüğünden oluşan bir entegre önlemler paketi hazırladığını hatırlayacaksınız. İlk önce ayrılan ve sonra esas amacından sapmasına yetecek sayısız değişikliğe tabi olan mali yardım tüzüğü onaylandı. Fakat, Kıbrıslı Türklerin AB ülkeleriyle ticaret yapmasını mümkün kılacağından dolayı herhangi bir mali yardımdan daha önemli olan doğrudan ticaret tüzüğü, hala bekletilmektedir. Bu durumun esas sebebinin Kıbrıslı Rumların engelleme çabalarının olduğunu belirtmeye gerek yoktur. AB’nin sözü geçen bir ülkesi olan Almanya ve 26 Nisan 2004 kararından beri AB Başkanlığını elinde tutan diğer üye ülkeler Kıbrıs Rum Yönetimi’nin katı tutumunu ortadan kaldıramadılar. Hiç şüphesiz ki, Kıbrıslı Rumların bu kötü niyetli tutumu Kıbrıs Rum kesiminin Kıbrıs’ta bir çözüme varılamadan AB’ye tek taraflı üyeliği, çözümü hızlandırıcı bir rol oynamak yerine zaten eşit olmayan oyun sahasını Kıbrıslı Rumlar lehine kaydırarak Kıbrıs meselesini daha fazla karıştırdığını kanıtlıyor. Portekiz’in dönem başkanlığını almış olması vesilesiyle, Kıbrıs Türk tarafının AB ülkeleriyle kendi limanları aracılığıyla ticaret yapmasını sağlayacak şekilde doğrudan ticaret tüzüğünün daha fazla gecikmeden onaylanması gerektiği yönündeki tutumumuzu tekrarlamak istiyoruz.
Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Türk ve Rum halklarının günlük hayatlarında meydana gelen zorlukların üstesinden gelinilmesi amacıyla adadaki iki halk arasında teknik komitelerin kurulmasını önermesinin, 8 Temmuz 2006’dan beri iki taraf arasında halihazırda yürütülmekte olan süreci başlattığı hatırlanacaktır. Kıbrıs Türk tarafının kapsamlı müzakerelerin bir an önce başlaması için gösterdiği tüm çabalara karşın, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların artırılması, Kıbrıs’ta bir çözüm için yerleşmiş parametreler olan iki bölgelilik, siyasi eşitlik ve yeni bir ortaklık gibi hususları ortadan kaldırmak umuduyla Türkiye’nin AB ile olan üyelik görüşmelerini istismar etmek için Kıbrıs Rum tarafının uyguladığı oyalama taktiği yüzünden teknik komitelerin kurulamamış olması talihsizliktir. Kıbrıs Rum lider Sn. Tassos Papadopoulos, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda dünya liderlerinin önünde, Kıbrıs meselesinin Kıbrıs Rum liderliği tarafından kabul edilebilecek tek çözüm şeklinin Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs Rum devleti içerisine asimile edilmesi yoluyla mümkün olacağını ilan etmekte sakınca görmemiştir.
Bu da açıkca göstermektedir ki, uluslararası toplum Kıbrıs Rum Yönetimi’ni “ meşru Kıbrıs Hükümeti” olarak görmeye devam ettiği müddetçe, sadece şimdiki değil herhangi bir müzakere sürecinden olumlu bir sonuç beklenilmesi çok iyimser bir yaklaşım olacaktır.
Kıbrıs Rum Yönetimi’nin işbirliğinden uzak tutumuna rağmen, Kıbrıs Türk tarafı birçok kez liderlerin müzakere sürecini canlandırmak için bir araya gelmesi yönünde çağrıda bulunmuştur. Kıbrıs Rum lider Sn. Papadopoulos Kıbrıs Türk tarafının çağrılarına ancak bir yıllık bir gecikmeden sonra olumlu bir yanıt vererek, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs’taki Özel Temsilcisi’ne yazdığı bir mektup aracılığıyla Cumhurbaşkanımızla görüşmeye hazır olduğunu bildirdi. Kıbrıs Rum tarafının yanıtı zamanlaması gözönnde bulundurulduğunda samimi olmayıp Güney Kıbrıs’ta yaklaşmakta olan 2008 yılı başındaki seçimlere yönelik bir manevra olarak da değerlendirilebilir.
Kıbrıs Türk tarafı Papadopoulos’un kararını memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Buna rağmen, Kıbrıs Türk halkında büyük bir hayalkırıklığı yaratan talihsiz bir olay, bizi tutumumuzu yeniden değerlendirmeye sevketmiştir. Kıbrıs Rum tarafının liderler arasında bir görüşmeyi sözde istiyor görünürken, diğer yandan da futbol takımlarımızdan Çetinkaya ve İngiltere Birinci Futbol Ligi takımlarından Luton Town arasında oynanacak dostluk maçını engellemek için elinden geleni yaptığını öğrendik. Kıbrıs Rum tarafının gaspettiği “Kıbrıs Cumhuriyeti” ünvanının avantajlarını kullanarak Kıbrıslı Türklerin diğer ülkelerle spor aktiviteleri gerçekleştirmesini engellemekte hiçbir sakınca görmediği gözönüne alındığında, gelinen noktada en çok ihtiyaç duyulan konunun samimiyet olduğuna inanan Kıbrıs Türk tarafı, görüşme olasılığını dışlamayarak, sözkonusu toplantının kesin tarihinin şu an için belirlenmesini uygun olmadığı kararını almıştır.
Bayanlar ve Baylar
Sizlere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki mevcut ekonomik durum hakkında da sizlere bilgi vermek isterim.
Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması için girişimlerimiz devam ederken, hükümetimiz ülkede sürdürülebilir bir kalkınmanın sağlanması konusunda gerekli adımları atmak için gayretli bir şekilde her türlü çabayı göstermektedir.
Kuzey Kıbrıs, kısıtlı devlet müdahalesi ile özel sektörün teşvik edildiği, doğal kaynakların rasyonel bir şekilde kullanıldığı, yüksek katma değer ve istihdam yaratan yatırımların cesaretlendirilip, öncelik verildiği liberal bir ekonomik sistemi uygulamaktadır. Hükümetin benimsediği liberal ekonomik politika çerçevesinde ticaret, turizm, eğitim, ulaşım ve endüstri sektörlerine öncelik verilmektedir.
Dış yatırımın cesaretlendirilmesi kalkınma politikamızın başta gelen hedefleri arasındadır. Bu nedenle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yatırım yapmak isteyenler hükümetin olumlu tutumundan emin olabilirler. Bu bağlamda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dünyanın her yerinden yatırımcıları davet etmektedir. İlgili makamlarımız KKTC’de bulunan geniş turizm ve iş fırsatları hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyen potansiyel yatırımcılar ve işadamlarının kullanımında ve hizmetindedir.
Kalkınma politikası uyarınca, ihracata dayanan sanayiler ayrıcalıklı muameleye tabi tutulmuştur. Ülkeye modern teknoloji, teknik bilgi ve yeni yönetim teknikleri transferini kolaylaştıran projelere öncelik verilmektedir.
Kuzey Kıbrıs, 60’ı aşkın ülkeden 40 bin öğrenciye çok makul harçlarla yüksek öğrenim imkanı veren 6 mükemmel üniversitesiyle bölgede yüksek öğrenim merkezi konumundadır. Öğrenci sayısının hızla artmakta olduğunu söylemekten mutluluk duyuyorum.
Turizm yanında yüksek öğrenim sektörü ekonomiye önemli ölçüde katkıda bulunan önde gelen sektörlerdendir. Altı üniversitede de eğitim dili İngilizce olup bu kurumlar çeşitli alanlarda farklı ülkelerden deneyimli öğretim kadrosuyla çok yüksek standartlarda eğitim sunmaktadırlar. Bazı üniversitelerimizin ABD ve İngiltere gibi ülkelerin muhtelif üniversiteleriyle eğitim anlaşmaları bulunmaktadır. Bu anlaşmalar, öğrenci ve öğretim kadrosunun takası ve de üniversiteler arasında ortak program uygulanmasını öngörmektedir.
KKTC üniversiteleri Güney Kıbrıs Rum yönetimi tarafından teşvik edilen haksız kısıtlamalarla karşı karşıyadır. Kıbrıs Rum tarafı, üniversitelerimizin diğer ülke üniversiteleriyle işbirliği kurma yönündeki tüm çabalarını bloke etmeye çalışmaktadır. Böyle bir çabanın, öğrencilerin hayatları, kariyerleri ve Kuzey Kıbrıs’taki yüksek öğrenimin geleceği için tehlike arzeden sonuçlarıyla temel insan haklarının ihlali olduğunu söylemeye gerek yoktur.
Yüksek öğrenime ilaveten, turizm Kuzey Kıbrıs’ta önde gelen bir başka hizmet sektörüdür. Misafirperver insanları, zengin kültürel mirası, bozulmamış ve kirlenmemiş doğal güzelliği, birçok lüks otelleri ve Akdeniz ve uluslararası mutfaklardan örnekler sunan restoranlarıyla Kuzey Kıbrıs turistler için en çok aranan yerdir.
Turizm sektörünün gelişmesi konusunda en önemli engel ülkemize ve ülkemizden direkt uçuşların olmamasıdır- bahsetmekte olduğum ve zaman kaybetmeden sonlanması gereken kısıtlamaların en önemlisi. Uçakların Türkiye üzerinden uçmaları zorunluluğu uçuş süresini uzatmakta ve maliyeti artırmaktadır ve bu da ziyaretçiler için aşırı külfetli olmaktadır. Fakat halen hem kamu hem de özel havayolu şirketleriyle Türkiye üzerinden dış dünyayla etkin bir hava bağlantısını sürdürmekteyiz. 2006 yılında, ülkenin net turizm geliri 328.8 milyon Amerikan dolarıydı. Kıbrıslı Türklerin turizm ve ticaret potansiyelini geliştirebilmesi için Kuzey Kıbrıs’taki liman ve havalimanlarına ve buralardan hava ve deniz nakliyesi hiçbir engel olmadan devam etmelidir.
Bu bağlamda, Kıbrıslı Türkler ve ülkemizde bulunan yabancıların temel insan haklarının açık ihlali olan ayırımcılığa son verilmesi için uluslararası topluma çağrıda bulunuyoruz.
Teşekkürler.
19 Temmuz 2007