KKTC Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Sayın Doç. Dr. Turgay Avcı’nın 1 Kasım 2007 tarihinde TODAİ’de
Düzenlenen Seminerdeki Konuşma Metni
==================================================================================
Saygıdeğer TODAİE Yetkilileri,
Değerli Kaymakam Adayları,
Kıbrıs konusuna ilginiz ve şahsımı bu konudaki bilgilerimi sizlerle paylaşmak üzere davet ettiğiniz için sizlere teşekkür ederim.
Bugün bizlere ayrılan sürede Kıbrıs konusunu ana hatlarıyla ele alacağız. Bilahare sizden gelecek soruları da yanıtlamaya çalışacağım.
Osmanlı İmparatorluğunun Son yıllarından bugüne Kıbrıs’ın tarihçesi
Kıbrıs, 1571–1878 yılları arasında Osmanlı imparatorluğunun bir parçası ve 1878 – 1959 yılları arasında İngiliz idaresi altında yönetilmiştir. İngiliz yönetimi döneminin biraz irdelenmesi, Rum tarafının halen bugün sürdürdüğü tutuma ışık tutması açısından önem taşımaktadır.
Türkiye ile Büyük Britanya arasında 4 Haziran 1878 tarihinde İstanbul’da imzalanan Savunma İttifakı Sözleşmesi neticesinde Ada, bir süreliğine İngiltere’ye kiralanmıştır. Ancak, İngiltere 1914 yılında, sözleşmeye aykırı olarak Ada’yı kendine bağladığını açıklamış ve 1925 yılında Vali atayarak resmen bir İngiliz sömürgesi yapmıştır.
Bağımsızlık talebinde bulunan Rumların 1931 yılındaki ayaklanmaları nedeniyle, Yasama Konseyi feshedilmiş ve bir kez daha yürürlüğe girememiştir. İngiltere hükümeti, 1945 yılında Kıbrıs’a geniş kapsamlı kendi kendini yönetim hakkını sağlamanın yollarını araştırmış, ancak Rumların ENOSIS (Adayı Yunanistan’a bağlamak) istemesi üzerine bundan 1948 yılında vazgeçmiştir. 1950 yılında Ortodoks Kilisesi, kiliselerde bir plebisit düzenlemiş ve Rumların büyük çoğunluğu ENOSIS lehinde oy kullanmıştır. Makarios, işte bu ortamda ENOSIS propagandasıyla Başpiskopos görevine getirilmiş ve Ada’yı Yunanistan’a bağlamak emelinden asla sapmayacağı yönünde yemin etmiştir. Bu doğrultuda, 1 Nisan 1955’de eylemlerine başlayan terörist örgütü EOKA’yı kurmuştur. EOKA sadece İngilizlere değil, ENOSIS’i reddeden Kıbrıslı Türklere de saldırmıştır.
Öte yandan, ilk kez 1954 yılında Kıbrıs konusunu Birleşmiş Milletler Örgütü gündemine taşıyan Yunanistan, 1958’de ENOSIS talebini yenilemiş, ancak BM Genel Kurulundan, tarafların anlaşmazlıklarını müzakere yoluyla çözmeleri gerektiği karşılığını almıştır.
Bunun üzerine, 1959’da Yunan ve Türk hükümetleri arasında Zürih’te, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla müzakereler gerçekleştirilmiştir. Kıbrıslı Türk ve Rum liderlerin de rızasıyla, 11 Şubat 1959’da bağımsız bir Kıbrıs Cumhuriyeti kurulması üzerinde anlaşmaya varılmıştır.
1960’da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, ancak 3 yıl yaşabildi. Ve bilindiği üzere, Rumlar silah zoruyla ortaklık Cumhuriyetini bir Rum cumhuriyetine dönüştürmek için Kıbrıslı Türklere saldırdılar. Bu saldırılar sonucunda yüzlerce Kıbrıslı Türk öldürülmüş, yararlanmış ve esir alınmış, 103 Türk köyü kısmen veya tamamen yok edilmiş ve 25,000 Kıbrıslı Türk kendi ülkelerinde mülteci durumuna düşmüşlerdir. Tarihin bu kirli sayfaları uluslararası basının o zamanki sayfalarında geniş yeralmıştır. Ancak bugün tüm bunlar sanki hiç yaşanmamışçasına Kıbrıs sorununun sözde 1974’de başlayan bir “işgal” sorunu olduğu ileri sürülmektedir. Oysa tarihin gerçekleri eski sayfalarda sararmış da olsalar Kıbrıs Türk halkının dramının bir kanıtı olarak durmaktadırlar.
4 Mart 1964’de Ada’ya Birleşmiş Milletler Barış Gücü (UNFICYP) gönderildi. Ancak, BMBG 1963 ile 1974 yılları arasında Kıbrıslı Türklere karşı uygulanan şiddet ve baskıyı durdurmakta başarılı olamadı.
15 Temmuz 1974’de Yunanistan’ın ENOSIS’i hayata geçirmek amacıyla Ada’da darbe gerçekleştirme girişimleri neticesinde, Türkiye, 1960 Antlaşmalarından kaynaklanan hak ve yükümlülüklerine dayanarak Mutlu Barış Harekatını gerçekleştirmiştir. Anavatan Türkiye’nin müdahalesi sadece Kıbrıs Türk halkını değil, Yunan juntasına karşı direnen Rumları da öldürülmekten kurtarmıştır.
1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin Yapısı
1959-60 Antlaşmalarıyla kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti üniter bir devlet olmadığı gibi, bir ulus devlet de değildi. Bir Rum cumhuriyeti hiç değildi. Kıbrıs Türk halkı ve Rum halkı 1960 Antlaşmalarını imzalayan beş taraftan ikisini oluşturmaktaydılar.
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti, uluslararası antlaşmalar sonucunda yüzyıllardır adada yaşayan Kıbrıslı Türk ve Rumlar arasında ortaklık amacıyla meydana getirilmiş bir federasyondu. Bu federasyon iki toplumun kendi kendilerini yönetmelerine imkan tanıyan bir Anayasaya dayanmaktaydı.
1960 Anayasasının temel unsurlarını şöyle sıralayabiliriz:
· Başkanlık sistemiyle yönetilen bir yapı çerçevesinde, Cumhurbaşkanı’nın Rum, Cumhurbaşkan Yardımcısının Türk olması ve bunların ayrı seçmen listeleriyle iki ayrı toplum tarafından seçilmeleri öngörülmüştü. Öte yandan, Cumhurbaşkanı ile Yardımcısının icra yetkileri neredeyse eşitti. Örneğin, her ikisi de Bakanlar Konseyinin ve Temsilciler Meclisinin kararlarını veto etme yetkisine sahipti.
· Temsilciler Meclisi üyelerinin iki ayrı toplum tarafından ayrı seçmen listeleriyle seçilmeleri,
· Cemaat meclisleri denilen ve her iki topluma, din, eğitim, kültür ve öğretim, kişisel statü, aileyi ilgilendiren konularda yasama ve yürütme yetkileriyle kendi kendini yönetim hakkının verilmesi,
· Yerel yönetimler seviyesinde, Ada’nın 5 büyük kentinde ayrı Türk ve Rum belediyeleri öngörülmesi,
· Merkezi hükümet, yasama, yargı ve yürütme organlarında her iki toplumun da temsil edilmesini sağlanması,
· Memuriyet alanında da Türk-Rum dengesi 3/10 ve 7/10 oranında sağlanması,
· Bu hususların, Anayasanın “değiştirilemez” maddelerini oluşturması.
1960 Ortaklık Cumhuriyetinin Ortadan Kaldırılması
1960 Cumhuriyetini başından beri ENOSIS’e bir sıçrama tahtası olarak gören Rumlar, Türklere hakları olduğundan daha fazla söz verildiği iddiasıyla anayasanın birçok maddesine itiraz etmeye başladılar. 30 Kasım 1963’de de Makarios, 13 maddelik değişiklik önerisini Başkan Yardımcısı Dr. Küçük’e sundu. Öneriler arasında, Cumhurbaşkan Vekilinin veto hakkının, cemaat meclislerinin, ayrı seçim listelerinin, ayrı çoğunluklar sisteminin ve ayrı belediyelerin kaldırılması vb. Kıbrıs Türk halkının eşitlik statüsünden “azınlık” statüsüne indirgenmesiyle sonuçlanacak maddeler yeralmaktaydı.
Bu maddelerin Anayasanın “değiştirilemez” maddeleri arasında yeraldıklarını vurgulamak gerekir.
Kıbrıslı Türklerin bu önerileri reddetmeleri üzerine, 21 Aralık 1963’de Kıbrıs Cumhuriyetinin Rum ortağı önceden hazırladığı Akritas Planı doğrultusunda şiddete başvurmuş ve Kıbrıs Türk ortağı hükümetin tüm organlarından silah zoruyla atmak suretiyle devleti ele geçirmiştir.
1967 yılına gelindiğinde, Rumlar, Kıbrıslı Türk temsilcilerin Mecliste olmamalarından yararlanarak, tüm ilgili maddeleri değiştirmiş ve bunu “zaruret doktrini” (doctrine of necessity) kisvesi altında yapmışlardır.
Kıbrıs Türk halkının kendi kendini yönetme süreci
Devletten uzaklaştırılan ve Ada’nın %3’üne tekabül eden bir bölümünde enklavlar halinde yaşamaya başlayan Kıbrıs Türkleri günlük hayatlarını idame ettirmek amacıyla bir Genel Komite kurdular. Kararları yasa hükmü taşıyan Genel Komitenin günlük hayatı idame ettirmek amacıyla hali hazırda yürürlükte olan yasalar çerçevesinde tüzük ve kurallar yayınlamaktaydı.
Genel Komite, 28 Aralık 1967’de alınan bir karar neticesinde Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi olmuştur. Yönetimin 19 bölümden oluşan bir temel yasası bulunmaktaydı. Temel Yasanın 1’inci bölümü, Kıbrıs’ta yaşayan Türklerin hepsinin Kıbrıs Türk Yönetimine bağlı olmasını öngörürken, 2’inci bölümü Kıbrıs Türk bölgelerinin yönetimi için gerekli yasaları geçirecek bir yasama organının meydana getirilmesini yasaya bağlamaktaydı. Yönetimin, yürütme işleri Yürütme Konseyi tarafından icra edilmekteydi.
1974 Barış harekatı sonrasında, o zamanlar ileride kurulması öngörülen federal cumhuriyetin Kıbrıs Türk ayağını oluşturması amacıyla Şubat 1975’de Kıbrıs Türk Federe Devleti kuruldu.
15 Kasım 1983 de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edildi.
Bu noktada Kıbrıs sorununa bir ara vererek size KKTC’yle ilgili bir takım bilgiler vermek istiyorum.
KKTC parlamenter demokrasi ile yönetilmektedir. Cumhurbaşkanı halk tarafından 5 yıllık sürelerle seçilmektedir. Cumhurbaşkanlığında dönem sınırlaması bulunmamaktadır. Bakanlar Kurulu Başbakan ve 10 bakandan oluşmaktadır.
KKTC yasama, yürütme ve yargı organlarıyla çağdaş demokrasilere örnek teşkil etmektedir. Cumhuriyet Meclisi’nde 50 milletvekili vardır. Meclis’te temsil edilen 5 siyasi parti bulunmaktadır. Cumhuriyetçi Türk Partisi (25), Ulusal Birlik Partisi (13), Demokrat Parti (6), Özgürlük ve Reform Partisi (5), Toplumcu Demokrasi Partisi (1) sandalyeyle temsil edilmektedir. CTP ile ÖRP arasında kurulan koalisyon hükümeti şimdiki hükümeti oluşturmaktadır. Milletvekili seçimleri 5 yılda bir yapılmaktadır. Son seçimler Şubat 2005’te gerçekleştirilmiştir.
KKTC’nin nüfusu, 2006 yılında yapılan nüfus sayımına göre 265,100 kişiden oluşmakta, toprakları ise adanın %37’sini ihtiva etmektedir.
Yerel yönetimler 5 ilçeye ayrılmış olup, 28 belediye bulunmaktadır.
1963-1974 yılları arasında ekonomisi çökmüş olan Kıbrıs Türk halkı, 1974’te özgürlüğüne kavuştuktan sonra liberal ekonomiyi benimsemiş ve istikrarlı bir büyümeyle Gayrı Safi Milli Hasılasını bugün 4 milyar 624 milyon Dolara ulaştırmıştır. Annan Planı’yla birlikte 2002-2006 yılları arasında özellikle inşaat ve turizm yatırımlarında medyana gelen patlamanın etkisiyle bu dönemde ekonomide ortalama yıllık büyüme oranı % 10.9 olarak gerçekleşmiştir. Kişi başına düşen milli gelir 1977’de 500 ABD Doları düzeyinden 2007 yılı itibariyle 14,047 Dolara yükselmiştir.
Ticaret, turizm, yüksek öğrenim, ulaştırma ve sanayi sektörleri Hükümetimiz tarafından öncelikli sektörler olarak belirlenmiştir.
KKTC’de mevcut 6 üniversitede 60’ı aşkın ülkeden 40 bin öğrenci öğrenim görmektedir. Turizm sektörü gibi yüksek öğrenim sektörü de ülke ekonomisine önemli katkıda bulunmaktadır.
KKTC Anayasası sendikalaşmaya ve örgütlenmeye olanak tanımaktadır. Doktorlar, mimar-mühendisler ve daha birçok meslek sahipleri odalar, birlikler ve dernekler olarak örgütlenmiş durumdadır. Memurlar ve öğretmenlerin de sendikalaşma hakkı vardır ve güçlü sendikalara sahiptirler. Ticaret ve Sanayi Odaları ekonomide ve siyasette önemli rol oynamaktadırlar.
Yeniden Kıbrıs konusuna dönecek olursak...
Anayasal düzenin 1963’de Rumlar tarafından ortadan kaldırılması sonrasında, her iki halkın kendi ayrı yönetimleri olmasına rağmen, Rum tarafı Kıbrıs Cumhuriyeti hükümet yetkilerini işgal etmiş, birçok siyasi nedenden dolayı da uluslararası toplum Kıbrıs Türk halkının kazanılmış hakları hilafına Rumlara Kıbrıs Cumhuriyetinin meşru hükümeti muamelesi yapmıştır.
Rum tarafı, uluslararası tanınmışlığın verdiği cesaretle, bütünlüklü çözüm çabalarını engellemiş ve bu yönde yapılan tüm önerileri imza aşamasında reddetmiştir.
Çözümün Temel Parametrelerini Oluşum Süreci
Rum eski Dışişleri Bakanı Nikos Rolandis Rum tarafının 1974’den bu yana, 1985-86 Taslak Çerçeve Anlaşması, 1992 Gali Fikirler Dizisi, 1994 Güven Artırıcı Önlemler Paketi ve Annan Planı da dahil olmak üzere tam yedi kez çözüm trenini kaçırdığını ifşa etmiştir.
Birleşmiş Milletler nezdindeki toplumlararası görüşmeler ilk kez 1968 yılında gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler aralıklı olarak 1974 yılına kadar sürdürülmüş ancak bir sonuç elde edilememiştir.
KTFD’nin ilanını protesto eden Rum tarafı bir süre görüşmelere katılmayı reddetmiştir. BM Genel Sekreteri himayesinde Nisan 1975’te Viyana’da başlayan toplumlararası görüşmeler, Şubat 1976’da 5. turun sonunda bir kez daha kesilmiştir. Rum tarafını yine Klerides’in temsil ettiği Viyana Görüşmeleri’nde varılan en önemli sonuç ‘Nüfus Mübadelesi Anlaşması’ olmuştur. Bu anlaşmayla, Güney’de kalan Türkler Kuzey’e, Kuzey’de kalan Rumlar da Güney’e geçmiştir.
Klerides, bu anlaşmaya imza attığı için fanatik Rumların sert eleştirileriyle karşılaşmıştır.
1977 Denktaş - Makarios Doruk Anlaşması
Cumhurbaşkanı Denktaş tarafından yapılan girişim sonucunda, Başpiskopos Makarios’la Denktaş arasında 27 Ocak ve 12 Şubat 1977 tarihlerinde iki görüşme gerçekleştirildi. BM Genel Sekreteri’nin de hazır bulunduğu ikinci görüşmede aşağıdaki yol haritası üzerinde anlaşmaya varıldı.
1. Bağımsız, bağlantısız, iki toplumlu federal bir cumhuriyet,
2. Her iki toplumun yönetimi altında olan toprağın ekonomik verimlilik, üretim ve toprak sahipliği temelinde değerlendirilmesi,
3. Serbest dolaşım, serbest yerleşim, mülkiyet hakkı ve diğer belli başlı konular, iki toplumlu federal sistem ve Kıbrıs Türk tarafı için ortaya çıkabilecek bazı zorluklar da gözönünde bulundurarak görüşmeye açılması,
4. Federal devletin yetki ve görevlerinin, ülkenin bütünlüğünü güvence altına alacak şekilde ve devletin iki toplumlu karakterini dikkate alacak şekilde belirlenmesi.
31 Mart 1977’de başlayan 6. tur Viyana görüşmeleri 7 Nisan 1977’de bir anlaşmayla sonuçlanmadan sona erdi.
1979 Denktaş-Kyprianou Doruk Anlaşması
Bu kez Denktaş ile, Makarios’un 1977’de ölümünden sonra göreve gelen, Kyprianou arasında 18 ve 19 Mayıs 1979’da, yine BM Genel Sekreteri’nin gözetimi altında gerçekleştirilen görüşme sonucunda on maddelik bir anlaşmaya varıldı.
1. Toplumlararası görüşmelerin yeniden başlaması,
2. Görüşmelerin zeminini Denktaş-Makarios anlaşmasıyla ilgili BM kararlarının oluşturması,
3. Kıbrıs Cumhuriyetinde, tüm vatandaşların insan hakları ve temel özgürlüklerine saygı gösterilmesi,
4. Görüşmelerde toprak ve anayasayı ilgilendiren konuların tümünün ele alınması,
5. Maraş konusunun çözümüne öncelik verilmesi,
6. Görüşmelerin gidişatını tehlikeye atacak adımlardan kaçınılması,
7. Kıbrıs Cumhuriyetinin askersizleştirilmesi,
8. Kıbrıs Cumhuriyetinin bağımsızlık, egemenlik, toprak bütünlüğü ve bağlantısızlığının, Ada’nın bir bölümü veya tümünün bir başka devletle birleştirilmesi veya bölünmesine karşı güvence altına alınması,
9. Görüşmelerin ara verilmeksizin devamlı olarak gerçekleştirilmesi ve geciktirilmemesi,
10. Toplumlararası görüşmelerin Lefkoşa’da yapılması
Görüldüğü üzere bu anlaşma, 1977 Denktaş-Makarios arasında varılan ilkelerin biraz daha geliştirmiş halini oluşturmaktaydı.
Kesilen görüşmeler, 1980 Ağustos’unda tekrar başladı. 1983 Mayısında görüşmelerin kesilmesi Rum tarafının, başta BM olmak üzere, uluslararası kuruluşlar nezdinde Kıbrıs Türk tarafının Rum tarafıyla eşit statüsünü tartışmaya açması karşısında, Kıbrıs Türk halkı self-determinasyon hakkını kullanarak 15 Kasım 1983 günü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilan etti.
1985-86 Taslak Çerçeve Anlaşması
BM Genel Sekreteri Perez de Cuellar’ın çabaları sonucu 10 Eylül 1984’te New York’ta ‘dolaylı görüşmeler’ başladı. 10 gün süren dolaylı görüşmelerin ardından, ikinci turun ‘doğrudan görüşmeler’ formatında yapılmasına karar verildi. 15-26 Ekim 1984’te ikinci tur gerçekleştirildi.
26 Kasım’da başlayan 3. turda, her iki tarafın yeterince müzakere ettiğini düşünen Genel Sekreter, son önerileri de aldıktan sonra taraflara bir belge sundu. BM Genel Sekreteri Perez de Cuellar’ın, her iki tarafın görüşlerini alarak masaya getirdiği belgeyi Denktaş’ın imzalamayı kabul etmesine rağmen, Kiprianou imzalamaktan kaçındı. Uluslararası toplumun, artık sonuca ulaşıldığını düşündüğü bir anda, Kiprianou’nun ret cevabıyla, yıllar süren görüşmelerde yine başa dönüldü.
Burada kısaca Rum tarafının AB üyeliği sürecine de değinmek gerekmektedir.
GKRY 4 Temmuz 1990’da sözde tüm Ada adına AB’ne üyelik başvurusunda bulunmuştur. KKTC’nin 12 Temmuz’da AB’ye ulaştırdığı Memorandumda GKRY’nin başvurusunun neden kabul edilebilir olmadığı siyasi ve hukuki veçhlerinin ayrıntılarıyla aktarmıştır. Kıbrıs Türk tarafının tüm itirazlarına ve çözümden önce üyeliğin tüm hukuki ve siyasi sakıncalarına rağmen, GKRY’nin başvurusu 1993 yılında işleme konulmuş, 1995 yılında da AB GKRY’nin üyelik müzakerelerinin 1996’daki hükümetler arası konferanstan altı ay sonra başlaması kararını almış ve GKRY’ni Ada’daki “tek muhatabı” ilan etmiştir. 1999 Kopenhag Zirve Sonuç Bildirgesinde üyeliğin çözüm şartından ayrılmasıyla birlikte çözüm çabalarına son darbe vurulmuştur. Annan Planı referandumu da gösterecektir ki, çözümde katalizör rolü oynayacağı ileri sürülen Rumların AB üyeliği, aslında çözümü engelleyen unsur haline dönüşmüştür.
1992 Fikirler Dizisi
Rum Yönetiminin yeni başkanı Yorgo Vasiliou ile KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş arasında 1988 Eylül’ünden 1989 yazına kadar toplam 100 saat süren ikili görüşmeler dizisi gerçekleşti. Bu görüşmelerin ardından Denktaş ve Vasiliou 1990 yılının Şubat ayında New York’ta tekrar biraraya geldi. Ancak, Vasiliou, Denktaş’ın haklı olarak olmazsa olmaz olarak direttiği Kıbrıs Türk halkının ayrı bir kimlik ve kendi geleceğini belirleme hakkı (self-determinasyon) gibi konuları kabul etmeyince diğerleri gibi bu görüşmeler de başarısızlıkla sonuçlandı.
1992 yılında, göreve gelen yeni BM Genel Sekreteri Boutros Ghali, Haziran ayında Denktaş ve Vasiliou’yu New York’ta biraraya getirdi. 1. tur görüşmelerde Genel Sekreter, Türk tarafına yüzde 28.2 oranında toprak bırakan bir harita ortaya koydu. Güzelyurt bölgesinin de Rumlara verilmesini öngören bu haritayı Denktaş reddetti. 15 Temmuz’da başlayan 2. turda ise Boutros Ghali, ‘Fikirler Dizisi’ olarak anılan çözüm planını taraflara sundu.
26 Ekim 1992’de başlayan 3. tur görüşmeler iki hafta sürdü. Bu görüşmelerin sonunda, tarafların temel konularda büyük görüş ayrılıkları içinde olduğu, bu yüzden ‘görüşlerin yakınlaştırılması’ çabalarından vazgeçildiği bildirildi. Ancak şurada not edilmelidir ki, tüm süreç boyunca uzlaşmaz olan ve önerileri tümden reddeden Kıbrıs Rum tarafı fikirler dizisinin Türkler tarafından reddildiği izlenimini vermeyi başarmıştır.
Rum tarafının anlaşmayı istemediğinin, fikirler dizisinin doğmadan ölmeye mahkum olduğunun kanıtı ise fikirler dizisini reddetme çağrısıyla 1993 Şubatı’nda yapılan GKRY başkanlık seçimlerini, Glafkos Klerides’in kazanmış olmasıdır.
1993-1994 Güven Artırıcı Önlemler Paketi
Taraflar arasında önemli bir güven bunalımı olduğu sonucuna varan BM Genel Sekreteri, kapsamlı müzakerelere yardımcı olması amacıyla 1993 yılında taraflara Güven Artırıcı Önlemler paketi sunmuştur. Paket çerçevesinde iki toplum arasında çeşitli alanlarda temas ve işbirliğinin geliştirilmesi - bunlar arasında partiler arası toplantılar, eğitim, sağlık, çevre gibi konularda uzman işbirliği sayılabilir - ve ilaveten Lefkoşa Uluslararası Havaalanı (LUH) ve Maraş'ın, BM idaresinde iki tarafın ortak kullanımına açılması öngörülmüştür.
Ancak paket daha tartışmaya açıkken, Avrupa Birliği Adalet Divanı, Rumların müracaatı üzerine Temmuz 1994'te KKTC'nin AB'ne doğrudan ihracat yapmasını yasaklayan bir karar almıştır. KKTC'nin toplam ihracatının %60'a yakın bir bölümünü etkileyen bu karar, GAÖ paketinin Kıbrıs Türk tarafına sağlayacağı olası somut yararları da ortadan kaldırmıştır.
Bu gelişmeye rağmen Ekim 1994’de Denktaş ve Klerides arasında Ara Bölge’de BM Özel Temsilci Yardımcısı’nın gözetiminde GAÖ paketinin Rum tarafınca kabulünü sağlamaya yönelik zemin yoklama amaçlı beş görüşme yapılmıştır. Bu görüşmelerde Klerides GKRY’nin 1990 yılında yaptığı tek yanlı AB üyeliği müracaatının Türk tarafınca desteklenmesini paketi kabul için ön şart olarak ileri sürmüş ve görüşmeler böylece sonuçsuz kalmıştır.
Dolaylı Görüşmeler
Aralık 1999’da BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın çağrısıyla New York’ta başlayan dolaylı görüşmeler Cenevre’de devam etti. Ancak Kasım 2000’de çıkmaza girdi. Aralık 2001’de yeniden biraraya gelen liderler, 16 Ocak’ta doğrudan görüşmelere başlatmayı kararlaştırdı. Eylül sonuna dek tam 58 kez biraraya gelen Denktaş ve Klerides, Rum tarafının AB üyelik süreci üzerindeki ısrarı nedeniyle ilerleme sağlayamadı.
BM Kapsamlı Çözüm Planı (Annan Planı)
Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş ve dönemin GKRY lideri Klerides arasında Ocak 2002’de başlayan yüz yüze görüşmeler, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Annan’ın 11 Kasım 2002 tarihinde taraflara, Annan Planı olarak da anılan “Kıbrıs Sorununa Kapsamlı Çözüm Temeli” başlıklı belgeyi sunmasıyla sonuçlanmıştır.
GKRY’nde başkanlık seçimlerini, 16 Şubat 2003 tarihinde yapılan ilk turda oyların %51.51’ini alan sağcı DİKO ve komünist AKEL’in ortak adayı Tasos Papadopulos kazanmıştır. Papadopulos’un kurduğu yeni kabine 28 Şubat 2003 tarihinde göreve başlamıştır.
BMGS Annan, 26 Şubat 2003 tarihinde gittiği Ada’da planın üçüncü versiyonunu taraflara sunmuştur. Genel Sekreter sözkonusu planı ve planda öngörülen süreci kabul edip etmediklerini bildirmek üzere iki tarafı 10 Mart 2003 tarihinde Lahey’e davet etmiştir. Davet üzerine iki lider 10 Mart tarihinde Lahey’de biraraya gelmişlerdir. Anılan toplantıya Garantör ülkeler olarak Türkiye, Yunanistan ve İngiltere de katılmıştır.
Kıbrıs Türk tarafı Lahey görüşmelerinin son aşamasında da sürecin devamına verdiği önemi ortaya koymuş ve bu çerçevede iki liderin 28 Mart tarihine kadar müzakerelere devam edebileceklerine ve varılacak noktada Genel Sekreter’le birlikte bir değerlendirme yapılarak referanduma gidilebileceğine dikkat çekmiştir. Ancak Genel Sekreter, 11 Mart sabahı mevcut egzersize son vermeyi tercih etmiştir.
BMGS’nin Kıbrıs Özel Danışmanı De Soto, görüşmelerin sonunda Genel Sekreter adına yaptığı açıklamada, Sayın Denktaş’ı sorumlu göstermeye yönelik bir üslup kullanmakla beraber, Papadopulos’un planı kabule yanaşmadığını da saklamamıştır. BMGS Annan, ortaya belirgin bir uzlaşı imkanı çıktığı takdirde, iki tarafa yardımcı olmaya hazır olduğunu da belirtmiştir.
19 Şubat 2004 tarihinde başlayan müzakereler iki aşamalı olarak 31 Mart 2004 tarihine kadar devam etmiştir. Müzakerelerin birinci aşaması, 19 Şubat -22 Mart 2004 tarihleri arasında Ada’da sürdürülmüştür. Türk tarafı olumlu ve yapıcı tutumunu süreç boyunca devam ettirmeyi sürdürmüştür. Siyasi düzeyde iki taraf arasında gerçekleştirilen görüşmelerde anlaşma sağlanamamış olsa da, teknik düzeyde yapılan komite toplantılarında bazı gelişmeler elde edilebilmiştir. Müzakerelerin ikinci aşaması ise, 24 Mart 2004 tarihinde İsviçre’nin Bürgenstock kasabasında Türkiye ve Yunanistan’ın da katılımıyla başlamış ve 31 Mart 2004 tarihinde BM Genel Sekreteri’nin Annan Planı’nın nihai halini taraflara sunması ile sonuçlanmıştır.
Annan Planı aşağıdaki temel unsurları içermekteydi:
- Yeni kurulacak devletin biri Kıbrıslı Türk diğeri Kıbrıslı Rum olan iki parça devletten oluşması.
- Tek uluslararası kimlik olması
- Ortak devlet Parlamentosu iki meclisten oluşması öngörülmekteydi: Senato ve Temsilciler Meclisi.
Plan göre Her meclis 48 üyeden oluşur ve beş yıllık süreyle nispi temsiliyet temelinde seçilecek, Senato her parça devletin halkının 24 senato üyesi seçmesi, Temsilciler Meclisi ise her parça devletin Meclisin toplam sandalye sayısının en az dörtte birinden az olmaması kaydıyla belirlenmesiyle oluşacaktı.
Diğer unsurlar arasında ise
- Adadaki asker sayısı kademeli olarak azaltması
- Uluslararası güç konuşlandırılması,
- Mal/mülk konusunun tazminat, takas ve iade çerçevesinde çözüme ulaştırılması,
- Toprak iadesi (Kıbrıs Türk tarafındaki toprağın %36.5’den %28.5’e gerilemesi),
- Türkiye ve Yunanistan’ın garantörlüğünün devamı sıralandırılabilir.
Müzakereler neticesinde nihai hale getirilen 31 Mart 2004 tarihli çözüm planı 24 Nisan 2004’te GKRY ve KKTC’de ayrı ayrı fakat eşzamanlı olarak düzenlenen referandumlarla Kıbrıs’taki iki halkın onayına sunulmuştur. Rum halkının %75.83’ü Planı reddederken, Türk tarafı için acı reçeteler içermesine rağmen – ki insanlarımızın bazıları üçüncü kez göçmen konumuna düşeceklerdi – Kıbrıs Türk tarafı dünya ile bütünleşmek, izolasyon ve ambargolardan kurtulmak için bu plana %64.91 çoğunlukla evet demiştir. Ancak Türk tarafının göstermiş olduğu çözüm kararlılığına rağmen referandum sonuçları adaya bir çözüm getirmemiştir. Burada belki tekrarlamakta yarar vardır. Rum tarafının AB üyelik müzakere süreci çerçevesinde 1999 yılında alınan karar AB üyeliği için çözüm şartını kaldırdığından, GKRY de 16 Nisan 2004 tarihinde, Atina’daki AB Zirvesi’nde diğer 9 aday ülkeyle birlikte AB ile Katılım Antlaşması imzalamış, böylece GKRY’ni çözüme teşvik edebilecek önemli bir unsur yitirilmiştir.
BM Genel Sekreteri referandumlar sonrası yayınladığı 24 Mayıs 2004 tarihli raporunda, Rumların sadece Annan Planına değil, esasen bir çözüme “hayır” dediklerini kayda geçirmiştir. Bu bağlamda, Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk tarafının müzakereler öncesinde, sırasında ve sonrasındaki olumlu tutumunu takdirle karşıladığını beyan etmiştir.
Annan Planı’nın ayrı referandumlarda halk oyuna sunulması, 1968’den bu yana gerçekleştirilen görüşmelerde uzlaşmaz tarafın aslında sanıldığının aksine Rum tarafı olduğunu kesin kanıtlarla gözler önüne sermiştir.
Bu gerçeğin ortaya çıkmasına rağmen, GKRY, 1 Mayıs 2004 tarihinde “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında AB üyeliğine alınmıştır. İzleyen dönemde meydana gelecek gelişmeler, bunun ne denli vahim bir hata olduğunu gösterecektir. Nitekim, AB’nin önde gelen üyelerinin lideri, Kıbrıs sorunu çözülmeden Rumların AB üyesi yapılmalarının yanlış olduğunu açıkça ifade etmişlerdir.
Referandum Sonrası Gelişmeler
Uluslararası Örgütlerin İzolasyonların Kaldırılmasıyla İlgili Tutumu
Her zaman adil ve kalıcı bir çözümden yana olan Kıbrıs Türk halkının bu yöndeki iradesini referandumda bir kez daha göstermesinin hemen ardından Avrupa Birliği Konseyi 26 Nisan 2004 tarihinde toplanarak Kıbrıslı Türkler üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması ve olası bir çözümü kolaylaştırma amacıyla Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmasına yardımcı olma yönünde bir karar almış ve bu konuda çalışma yapmak üzere AB Komisyonu’na görev vermiştir.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi ve İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) de Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonun kaldırılması yönünde kararlar almıştır. İKÖ ayrıca, 14-16 Haziran tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen Dışişleri Bakanları Konferansında, o zamana kadar “Kıbrıs Müslüman Türk Toplumu” adı altında ekip faaliyetlerine katılan KKTC’nin bundan böyle “Kıbrıs Türk Devleti” adıyla anılmasına karar vermiştir.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan Güvenlik Konseyi’ne sunduğu 28 Mayıs 2004 tarihli raporunda referandum sonuçlarının Kıbrıslı Türklere uygulanan kısıtlamaları anlamsız kıldığını belirtmiş ve Kıbrıslı Türklerin tecridine yol açan ve gelişmesine engel olan gereksiz kısıtlamaların kaldırılması için uluslararası topluma çağrıda bulunmuştur.
BM Güvenlik Konseyi ne yazık ki bazı önde gelen üyelerinin karşı çıkması nedeniyle Genel Sekreter’in bu raporunu halen onaylayamamıştır. Ancak bu hususta sevindirici bir gelişme - ki bu raporun gerçekleri yansıttığının da bir teyididir - yeni BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un da sözkonusu raporun yanında olduğunu son BMGS raporunda açıkça belirtmiş olmasıdır.
Uluslararası toplumun sona erdirme sözü verdiği izolasyonlar çerçevesinde bugün hala somut tek bir adım atılmış değildir. Uluslararası toplum, GKRY’nin baskılarına bir kez daha boyun eğmiş ve bu yönde harekete geçmek yerine Kıbrıs Türk halkını Rum boyunduruğu altına sokmaya yönelik sözde önlemlerle göz boyamaya çalışmaktadır.
Bunun en güncel örneğini FIFA’nın, Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu’na 31 Temmuz 2008 tarihinde yapmış olduğu 6 maddelik teklif oluşturmaktadır. Yapılan öneri uyarınca, Kıbrıs Türk futbol takımlarının kendi Futbol Federasyonlarına üyelikten vazgeçerek, bunun yerine FIFA’nın tam üyesi olan ve esasen bir GKRY organı olan “Kıbrıs Futbol Federasyonu”na üye olmaları gerekmektedir. Kıbrıs Türk tarafının bu öneriyi kabul etmesi, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası tarafından kendilerine tanınan kendi spor etkinliklerini yönetme hakkına zarar vermesi yanında, her iki tarafın eşit olduğunu ve eşit muameleye tabi tutulmaları gerektiğini öngören BM parametrelerine de ters düşmektedir.
Teklif uyarınca, Kıbrıs Türk futbol takımlarının uluslararası alanda sadece dostluk maçları yapabileceklerinin de bu vesileyle altını çizmek gerekmektedir.
Konuya ilişkin gelinen noktada FIFA, Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu’na “görüşme sürecinin devam etmesi” yönünde karar alındığını bildirmiştir. Kıbrıs Türk tarafı, doğrudan uluslararası toplumla entegrasyonlarına müsaade etmeyen hiçbir teklifi kabul etmeyecektir.
Doğrudan Ticaret Tüzüğü ve Mali Yardım Tüzüğü
AB Komisyonu yapılan çağrıya uyarak Kıbrıslı Türkler üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması ve ekonomik kalkınmalarının hızlandırılması amacıyla Doğrudan Ticaret Tüzüğü ve Mali Yardım Tüzüğü olmak üzere iki adet tüzükten oluşan bir öneri paketi hazırlayarak 7 Temmuz 2004 tarihinde Konsey’e sunmuştur. Artık bir AB üyesi olan Kıbrıs Rum tarafının engellemeleri karşısında tüm itirazlarımıza rağmen tüzükler birbirinden ayrılmış ve 259 milyon Avro’luk Mali Yardım Tüzüğü, Rumların talepleri doğrultusunda özüne ters düşen tek taraflı değişiklikler yapıldıktan sonra, iki yıla yakın bir gecikmeyle 27 Şubat 2006 tarihinde onaylanmıştır.
Kıbrıs Türklerinin AB’yle doğrudan ticaret yapmalarına imkan tanıyarak izolasyonların kaldırılmasında önemli bir adımı teşkil edecek Doğrudan Ticaret Tüzüğü ise Rum tarafının engellemeleri nedeniyle halen bekletilmektedir.
Bu durum şüphesiz ki, BM Kapsamlı Çözüm Planının içerdiği zorlu tavizlere rağmen dış dünyayla bütünleşmek adına Plana “evet” diyen Kıbrıs Türk halkının uluslararası topluma olan güvenini ciddi şekilde sarsmış ve büyük hayal kırıklığına yol açmıştır.
Doğrudan Ticaret Tüzüğünün onaylanması için GKRY’nin Maraş’ın kendi kontrolüne, Gazimağusa Limanı’nın da AB’nin yönetimine devredilmesi vb. şartlar öne sürmekle, kapsamlı çözümün temel unsurlarını teşkil eden konularda bir yandan Anavatan Türkiye’den taviz koparmaya bir yandan da BM’nin rolünü zayıflatmaya çalışmaktadır. Bu tüzüğün, Kıbrıslı Türklerin çözüm yanlısı tutumu çerçevesinde AB tarafından şartsız/karşılıksız olarak gündeme getirilmiş olduğu unutulmamalıdır.
Doğrudan Ticaret Tüzüğü, AB Komisyonu tarafından önerilmesinin üzerinden dört yıl geçmiş olmasına rağmen bugün hala geçirilebilmiş değildir. Tüzük, Avrupa Birliği’nin gündeminde dahi değildir.
Öte yandan, GKRY’nin itiraz ve talepleri doğrultusunda birkaç kez tadil edildikten sonra ancak 2006 yılının ortalarına doğru onaylanabilen Mali Yardım Tüzüğünün uygulanmasında çeşitli zorluklarla karşılaşılmaktadır. Son olarak GKRY, Mali Yardım Tüzüğünün uygulanması çerçevesinde öngörülen ihale sürecine KKTC kurumlarının da dahil olmasının KKTC’nin statüsünün yükseltilmesi anlamına geleceği gerekçesiyle, AB Birinci Derece Mahkemesi’ne başvuruda bulunmuş, bir süre sonra da bu davaları geri çekmiştir. GKRY, davaları geri çekmiş olmasını bir “iyi niyet” göstergesi olarak lanse etmeye çalışmışsa da, bunun ardında yatan esas nedenin GKRY ile Mahkeme arasında varılan dostane anlaşma olduğu bilinmektedir.
Kaldı ki, Mali Yardım Tüzüğünde öngörülen ve üç yıllık bir süreye yayılarak serbest bırakılacak olan tutarın kat kat fazlasını her yıl Anavatan Türkiye Cumhuriyeti sağlamaktadır. Kalıcı bir çözüm için samimiyetini ortaya koyan Kıbrıs Türk halkının beklentisi iki taraf arasındaki ekonomik farklılığı daraltacak doğrudan ticaret imkanının hayata geçirilmesidir.
Yeşil Hat Tüzüğü
AB, Referandum sonucundan bağımsız olarak yukarıda sözü edilen tüzükler dışında Kıbrıs’ta iki taraf arasında ticareti düzenlemek amacıyla 29 Nisan 2004 tarihinde Yeşil Hat Tüzüğü olarak bilinen tüzüğü yürürlüğe koymuştur.
Esasen, taraflar arasındaki ticareti düzenlemek amacıyla hazırlanan tüzük kapsamında gerçekleştirilen ticaret, başta GKRY’nin ticari araçlara KKTC makamlarınca verilen seyahate uygunluk belgeleri ve ağır vasıta sürücü belgelerini tanımaması, KKTC menşeli ürünlerin Güney’deki marketlerde raflara yerleştirilememesi, Kuzey’deki firmaların Güney’deki basın yayın organlarına reklam verememesi ve patates gibi erken bozulan ürünlerin geçiş noktalarında GKRY makamlarınca uzun süre bekletilmesi ile tüzüğün kendinden kaynaklanan Kuzey’de üretilmeyen veya üretiminin son safhası Kuzey’de gerçekleşmeyen ürünlerin dolaşımına izin vermemesi gibi nedenlerle beklentilerin çok altında kalmıştır. AB Komisyonu tarafından yayınlanan yıllık raporlarda da bu hususlar üzerinde durulmaktadır.
Komisyon’un 26 Ağustos 2008 tarihli raporuna göre, Nisan 2007- Ağustos 2008 döneminde Yeşil Hat üzerinden yapılan ticaret 4,473,408 Avro tutarında gerçekleşmiştir. Bu rakam bir önceki dönemde gerçekleşen ticaretin arttığına işaret etmektedir. Güney’den Kuzey’e yapılan ticaret Kuzey’den Güney’e yapılanın dörtte biri kadar olmuştur.
GKRY, son dönemde Yeşil Hat Tüzüğünün, Doğrudan Ticaret Tüzüğüne olan gereksinimi ortadan kaldırdığı yönünde maksatlı iddialarda bulunmaktadır. Ancak, yukarıdaki rakamlar GKRY’nin bu iddialarının aksini kanıtlamaktadır.
Geçtiğimiz yıl içerisinde Yeşil Hat Tüzüğü’nün kapsamı bal ve balık ürünlerini de kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Alışverişlerde öngörülen 135 Avroluk azami limit de 260 Avro’ya yükseltilmiştir. Öte yandan, Tüzüğün uygulanmasında GKRY eliyle yaratılan sorunlar devam etmektedir. Anlaşılan odur ki Rum halkı, bizim inisiyatifimizle karşılıklı geçişlerin başlamasının üzerinden beş yıl geçmiş olmasına rağmen, zihnindeki sınırları kaldırabilmiş değildir.
Yeni Dönem: 21 Mart Süreci ve Tam Teşekküllü Müzakereler
21 Mart Süreci:
GKRY’nde Şubat 2008’de gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı seçimlerini, propagandasını çözüm vaadi üzerine inşa eden Dimitris Hristofyas’ın kazanması üzerine Ada’da bir çözüme ulaşılması yönündeki çabalara ivme kazandırmıştır. Sözkonusu seçimleri müteakip, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve GKRY Lider Hristofyas 21 Mart 2008 tarihinde tam teşekküllü görüşmeler hususunu ele almak üzere BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller’in Ara Bölgedeki rezidansında bir araya gelmişlerdir. Liderler, üç aylık bir hazırlık sürecinin ardından tam teşekküllü görüşmelerin başlaması ve gerekli görecekleri sıklıkta yeniden bir araya gelme hususlarında mutabık kalmışlardır. Ayrıca, Lokmacı barikatının açılmasını kararlaştırmışlardır.
Üç aylık hazırlık süreci çerçevesinde, iki liderin temsilcileri, Sayın Nami ve Yakovu, bir araya gelerek, Kıbrıs konusunun esasına ilişkin konuları ele alacak olan 6 Çalışma Grubunu ve gündelik konuları görüşecek 7 Teknik Komitenin oluşturulması üzerinde mutabık kalmışlardır.
Çalışma Grupları:
- Yönetim ve Güç Paylaşımı
- Avrupa Birliğine ilişkin konular
- Güvenlik ve Garantiler
- Ekonomik İşler
- Toprak
- Mülkiyet
Teknik Komiteler:
- Kriz Yönetimi
- Çevre
- Sağlık
- Kültürel Miras
- Ekonomik Konular
- Suç ve suça ilişkin konular
- İnsani Konular
Bilindiği üzere, Çalışma Gruplarının amacı konuları müzakere etmek değil, karşılıklı görüş alış verişinde bulunmak ve tarafların müzakere pozisyonlarını değerlendirmekti. Bu bağlamda, Çalışma Grupları, kısa zamanda önemli aşama kaydetmişler ve gündemlerindeki tüm konuları işlemişlerdir. Ancak, Mülkiyet, Güvenlik ve Garantiler ve Toprak konularında büyük zorluklar olduğu tespit edilmiştir.
Teknik Komitelerde ise, Çevre, Kültürel Miras, Kriz Yönetimi ve Suç ve Suça ilişkin Konular komitelerinde 16 maddede anlaşmaya varılmıştır.
Liderler Nisan – Temmuz ayları arasında gerçekleştirdikleri görüşmelerde, iki eşit statüye sahip Kurucu Devletten oluşan, iki kesimli, iki toplumlu ve tek uluslararası kimliğe sahip bir federasyon kurulmasına olan desteklerini yinelemişler ve olası bir anlaşmanın her iki tarafta ayrı referandumlara sunulacağı üzerinde prensipte anlaşmışlardır. 25 Temmuz tarihinde yapılan görüşmede ise Liderler, 3 Eylül 2008 tarihinde Kıbrıs sorununu kapsamlı çözüme ulaştırmak amacıyla tam teşekküllü müzakereleri başlatma kararı almışlardır.
Tam Teşekküllü Müzakereler Süreci (3 Eylül - ) :
3 Eylül’de ilk görüşmelerini gerçekleştiren Liderler, Yönetim ve Güç Paylaşımıyla başlayarak, Mülkiyet konusuyla devam etme üzerinde mutabık kalmışlardır.
Ancak, sözkonusu görüşme sonrasında yapmış olduğu açılış konuşmasında Hristofyas’ın 1977 yılında tarafların iki toplumlu, iki kesimli bir federasyon üzerinde anlaşmalarının Rum tarafı için azami bir taviz olduğunu ve bunun ötesinde bir tavizin sözkonusu olamayacağını belirtmesi, Rum tarafının uzlaşmaz yaklaşımının maalesef değişmediğini gözler önüne sermiştir. Bununla birlikte, Hristofyas’ın yeni bir ortaklık olgusuna taban tabana zıt görüşünün göstergesi olarak, müzakerelerin amacının “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin bir federasyona dönüştürülerek geliştirilmesi olduğunu söylemesi de yeni liderliğin geçmişteki Rum liderliklerinden farklı olmadığını göstermiştir.
GKRY Lideri Hristofyas ve Dışişleri Bakanı Kyprianou başta olmak üzere, GKRY yetkililerinin müzakere masası dışında sürece zarar veren açıklamaları sonucunda 11 Eylül’de gerçekleştirilen ikinci görüşmede Cumhurbaşkanı Sayın Talat’ın önerisi doğrultusunda basına karartma uygulaması kararı alınmıştır. Tarafların bu yöndeki anlaşmasına rağmen, GKRY yetkililerinin halen yıkıcı ve süreci yönlendirmeye yönelik açıklamaları sürmektedir.
Kıbrıs Türk tarafı, 2008 yılı sonu veya en geç 2009 ortalarına kadar BM parametreleri temelinde bir çözüm bulunması yönündeki arzusunu sürdürmektedir. Bu kadar kısa zamanda çözüm olabileceğine inancı, çözüm parametrelerinin kırk yıldır gerçekleştirilen görüşmelerde halihazırda belirlenmiş olmasından kaynaklanmaktadır.
Kıbrıs Türk tarafı, iki bölge, iki halk ve iki eşit kurucu devlete dayalı yeni bir ortaklık temelinde ve Türkiye’nin etkin ve fiili garantisi çerçevesinde bir çözümü samimiyetle istemektedir. Bu yönde çaba harcamaya devam edecektir. Ümidimiz, GKRY liderliği ve Rum halkının da Kıbrıs Türk tarafının iyi niyeti boşa çıkarmamasıdır.
Ancak, şu ana kadar gerçekleştirilen görüşmeler bu yönde yeterince ümit verici olamamıştır.
Görüşmelerde süregelenleri biraz detaylandıracak olursak,
İki lider, “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı altında ele alınan toplam 20 konunun 7’sinde anlaşmaya varırken, 11’ine uzlaşmaya varamamışlar ve bu konuları ileride yeniden görüşmek üzere ertelemek zorunda kalmışlardır. Geriye kalan 2 konu üzerinde ise kesin uzlaşmazlık bulunmaktadır.
Ertelemeye tabi olan 11 konu şunlardır:
1. Uluslararası anlaşmalar ve savunma politikasının neticelendirilmesi dahil dış ilişkiler;
2. Kurucu devletlerin yetkisinde olacak konular hariç AB ile ilişkiler;
3. Merkez Bankası’nın fonksiyonları;
4. Banka sektörünün düzenlenmesi ve denetimi;
5. Federal finansmanlar;
6. Mali sektörün düzenlenmesi ve denetimi;
7. Havacılık;
8. Posta;
9. Elektronik telekomünikasyon;
10. Ulaştırma;
11. Doğal kaynaklar.
Üzerinde uzlaşmaya varılan konular, meteoroloji, yasadışı göç, kara parayla mücadele, fikri mülkiyet, merkezi yönetime karşı işlenecek suçlar ve ortak devlete çalışacak memurların çalışma koşullarıyla ilgili yasaların merkezi otoriteye bırakılmasından oluşmaktadır. Merkezi otorite polis gücünün kurulması ve ortak devleti temsil edecek diplomatların atanma ile görevden alınma kuralları üzerinde de ayrıca mutabakat sağlanmıştır.
Kesinlikle uzlaşılamayan 2 konu ise, eski eserlerin yönetimi ile Deniz Hukuku çerçevesinde kara suları ve kıta sahanlığını düzenleyen kuralların merkezi devlet mi yoksa oluşturucu devletlerin yetkisinde mi olacağı hususlarıdır. Rum tarafı, eski eserlerin merkezi hükümetin denetiminde olması noktasında oldukça ısrarlı davranmakta ve buna gerekçe olarak Kuzey’deki kiliselerin sözde tahribatını göstermektedir. Kıbrıs Türk tarafı ise, oluşturucu devletlerin kendi topraklarındaki eski eserlerden sorumlu olması gereği üzerinde durmaktadır.
Tarafların tam teşekküllü müzakerelerde ilerleme sağlayabilmeleri, Rum tarafının uzlaşmaz tutumuna bir son vermesi ve gereken esnekliği göstermesiyle mümkün olabilecektir. Bu çerçevede uluslararası topluma önemli görev düşmektedir. Uluslararası toplum, iki taraf arasındaki siyasi eşitliğe saygı gösterilmesini cesaretlendirmeli ve Rum tarafının Kıbrıs sorununun devam etmesinin kaynağını oluşturan görüşlerini sürdürmesine müsaade etmemelidir.
Bu bağlamda son olarak Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesince kabul edilen “Kıbrıs’ta Durum” başlıklı Rapor oldukça kötü bir örnek oluşturmaktadır. Görülen odur ki Konsey yıllardır uluslararası camianın yaptıkları haksız uygulamalara bir yenisini daha eklemeyi uygun görmüş, Cumhurbaşkanı Sayın Talat’ın AKPM’de konuşmasına karşılık adeta Rum tarafına diyetini ödercesine Ada’daki tarihi ve şimdiki gerçeklerle bağdaşmayan hataları karara dercetmiştir.
Sözkonusu karar ve ilgili rapor tarafların siyasi eşitliğini göz ardı etmekte, uzlaşılmış BM parametrelerine ve Konsey’in kendi almış olduğu 1376 sayılı karara da ters düşmektedir. Rapor ve beraberindeki karara ilişkin Türk tarafının yaptığı değişiklik önerileri kabul edilmemiş, böylece beklentilerin aksine Kıbrıs sorununda gelinen bu aşamada tarafların çözüm çabalarını teşvik etmekten uzak bir yaklaşım sergilenmiş ve rapor ile karar Rum tarafını memnun edecek şekilde onaylanmıştır.
Kıbrıs’ta Durum başlıklı karar ve raporda Kıbrıs meselesi bir “Türk işgali” olarak gösterilmeye çalışılmış, Türk tarafının değiştirilmesi gerektiğini savunduğu ve böyle bir kararın içerisinde kullanılmasına gerek olmayan 541 ve 550 sayılı kararlara yer verilmiş, gerek kararda gerekse raporda Rum tarafını tatmin etmek uğruna pek çok maddi hatalar yapılmıştır.
Rapora ilişkin alınan kararda ilgili tüm taraflara da çeşitli çağrılar yapılmaktadır. Örnekleyecek olursak,
Kıbrıs Rum tarafına yapılan çağrıda, limanlarımızın kullanımına izin verilmesi, ikili temaslarımızın engellenmemesi gibi görünürde olumlu unsurlara yer verilerek, gerçekler yine göz ardı edilmiş ve yanlış adrese çağrı yapılmıştır. Raporda ayrıca, Doğrudan Ticaret Tüzüğünün yürürlüğe girmesi için Rum engellerinin ortadan kaldırılması çağrısında bulunulmaktadır. Biz zaten limanlarımızı kullanmaktayız. Limanlarımızın yasallığı da 17 Ekim 2007 tarihinde AB Komisyonu tarafından açıklanmıştır. Bu konuda beklentimiz Avrupa Birliği üyesi ülkelerdeki uygulamaların KKTC limanları için de geçerli olmasıdır. Buna ilaveten, Rum tarafına Kıbrıslı Türklerin dünya ile temaslarını engellememesi çağrısı yapılmaktadır. Bu çağrıyı olumlu karşılamakla birlikte, çağrının tüm uluslararası camiaya ve özellikle AB üyesi ülkelere yapılması gerekirdi. Ancak başta AB olmak üzere tüm uluslararası camia halen 2004 yılında vermiş oldukları taahhütleri yerine getirmemekte direnmektedir.
Kıbrıs Türk tarafına, Devletimizin tanınması ile ilgili çağrı yapılmıştır ki bu tamamen kabul edilmezdir. Gelinen bu aşamada siyasi eşitliğimizin tek güvencesi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığıdır. Kıbrıs Türk tarafı, tarafımızdan çözüme yönelik kararlılığını birçok kez kanıtlamıştır. Kararlılığımızın devam etmekte olduğunu içinde bulunduğumuz süreçte de göstermekteyiz. Olası bir çözümün bağımsız ve egemen iki Kurucu Devletin siyasi eşitliğine dayanacağını vurgulayarak sözlerime son vermek isterim.
Teşekkür ederim.
SAYIN BAŞKAN,
SAYIN GENEL SEKRETER,
EKSELANSLARI,
DEĞERLİ DELEGELER,
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Hükümeti ve halkı adına bu önemli toplantıda konuşmak benim için büyük onur ve ayrıcalık vesilesidir. Sözlerime, kardeş Uganda Cumhuriyeti hükümetine ve halkına, bu dost ikö üyesi ülkeye varışımızdan itibaren şahsıma ve heyetime göstermiş oldukları sıcak ve samimi misafirperverlik için teşekkür ederek başlamak istiyorum.
ekselansları prof. ihsanoğlu’nu, geçtiğimiz mart ayında DAKAR’Da gerçekleştirilmiş olan 11. İKÖ zirvesi’nde yeniden İKÖ genel sekreteri olarak seçilmesinden dolayı ve islam dünyasının üçüncü milenyumda karşılaşacağı sorunlarla baş edebilmesi için örgütümüze büyük güç SAĞLAYACAK İKÖ muktesabatının yenilenmesi konusunda her türlü çabayı göstermesinden dolayı bir kez daha kutlamak istiyorum.
ekselanları’nın engin deneyimi ve güçlü liderliğinin, İKÖ’nün ilerleme ve gelişmesinde ve İkö üyesi ülkeler arasındaki kardeşlik bağlarının güçlenmesinde hiç şüphesiz büyük katkısı olacaktır.
sayın başkan,
ortadoğu’da halen barışın sağlanamadığı, jammu ile kaşmir’in işgalinin devam ettiği, azerbaycan’ın bölünmez bir parçası OLAN KARABAĞ’IN ermenistan tarafından işgalinin devam ettiği ve batı trakya’daki müslüman türk azınlığı’nın temel insan haklarının yunanistan tarafından ihlalinin devam ettiği, ıraklıların halen kanlarının döküldüğü ve tarifsiz acılarının devam ettiği bir dönemde böyle bir liderlik ve daha etkin islam örgütü’ne ihtiyaç büyük önem arzetmektedir.
değerli delegeler,
şüphesiz hepinizin bildiği gibi, vatanım kıbrıs’ta da uzun süreden beri devam eden siyasi bir sorun vardır ve şimdi sizinle bu konuyla ilgili yaşanan son gelişmeleri özetle paylaşmak istiyorum.
24 Nisan 2004 tarihinde yapılan referandumların ardından kıbrıs sorunu yeni bir döneme girmiş ve yeni bir durum ortaya çıkmıştır. eş zamanlı olarak yapılan iki ayrı referandumda kıbrıs rum tarafının kuvvetli bir şekilde “hayır” demesi o dönemin bm genel sekreteri kofi annan’ın kapsamlı çözüm planını ezici bir çoğunlukla reddettiklerini ortaya koymuştur.
müteakip dönemde, birleşmiş milletler (BM) nezdinde yeni görüşme süreci çabaları kıbrıs rum tarafı’nın uzlaşmazlığından dolayı bir sonuç getirememiştir. şubat 2008’de güney kıbrıs’ta yeni lider seçilmesi kıbrıs sorununa çözüm bulma beklentilerini artırmıştır. içinde bulunulan çıkmaza bir son vermek ve adada siyasi bir çözüm bulmak yönünde ilerleme kaydetmek amacıyla
cumhurbaşkanımız 21 mart 2008 tarihinde rum muhatabıyla bir araya gelmiştir. bu görüşmede iki lider hazırlık dönemi sonrası tam teşekküllü müzakerelere başlama konusunda mutabık kalmıştır. sonuç olarak, kıbrıs sorunuyla ilgili özlü konuları görüşmek üzere altı çalışma grubu ve günlük konuları görüşmek üzere de yedi teknik komite kurulmuştur ve bunlar 7 nisan 2008 tarihinden itibaren çalışmalarını sürdürmektedirler.
bu olumlu gelişmelere rağmen, kıbrıs rum tarafı 21 mart anlaşması’nda kararlaştırıldığı gibi 21 haziran tarihinde tam teşekküllü görüşmelere başlamaya hazır görülmemektedir. ayrıca, çözüm için en temel bm parametrelerine meydan okuyan, VE kıbrıs rum liderliği tarafından ahiren yapılan olumsuz kıbrıs rum tutumunun uzlaşmaz görüşlerini HATIRLATAN AÇIKLAMALAR hiçbir zaman CESARETLENDİRİCİ olmamAKTADIR.
iki halkın siyasi eşitliği ve bm parametreleri temelinde, iki- bölgeli ve iki-toplumlu yeni bir ortaklıĞa yol açacak tam teşekküllü müzakerelerin mümkün olan en kısa sürede yeniden başlaması konusunda kıbrıs türk tarafının kesin tutumunu bir kez daha tekrarlamak isterim.
ancak yeni görüşme sürecinin başlaması kıbrıs türk halkının MARUZ KALDIĞI insanlık dışı izolasyonLARIN kaldırılması yönündeki çabaları yavaşlatmamalıdır. kıbrıs rum tarafınca kıbrıslı türkler üzerinde uygulanan izolasyonlar; kıbrıs türk halkının uluslararası toplumda temsiliyet hakkının reddedilmesini; yurtdışına seyahatlerinin ve dış dünyayla iletişimlerinin engellenmesini veya kısıtlanmasını ve türkiye dahil diğer tüm ülkelerle kıbrıs türk halkının tüm kültürel ve sportif ilişkilerinin engellenmesini içermektedir. kapsamlı çözüm çerçevesinde çalışmaların sürdüğü bu dönemde uluslararası toplumun kıbrıslı türkler üzerindeki izolasyonlara son vermesine her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. bu kıbrıs rum tarafını görüşmelerde gerçek bir ilerlemeye katkıda bulunması konusunda kesinlikle teşvik edecektir.
sayın başkan,
birbirini takip eden İKÖ Kararları ve deklerasyonları ile kıbrıs türk halkının haklı davasına göstermiş olduKLARI açık destekten dolayı ikö’nün değerli üyelerine minnettarız. bahsekonu kararlar ve deklerasyonlar BİR ÖNCEKİ birleşmiş milletler genel sekreteri’nin kapsamlı çözüm planından esinlenEREK ORTAYA ÇIKMIŞ ve üye ülkelere kıbrıslı türklerle dayanışmalarını etkin şekilde geliştirme çağrısında bulunmaktadırLAR. bu kapsamda, üye ülkeleri kıbrıslı türklere maddi ve siyasi olarak destek olmak düşüncesiyle karşı karşıya kaldıkları haksız ve insanlık dışı izolasyonlara son vermek üzere somut adımlar atmaya davet etmektedirler. ayrıca, tüm üye ülkelere, doğrudan ulaşım, ticaret, turizm, kültür, eğitim, enformasyon, yatırım ve sportif alanlarda kıbrıslı türklerle ikili ilişkilerini daha da geliştirmeleri ve bu bağlamda kıbrıs türk tarafına yüksek düzeyde ziyaretler gerçekleştirilmesi çağrısı yapılmaktadır.
İKÖ ÜLKELERİNDEKİ TEMSİLCİLİK SAYIMIZI ARTIRMA ÇABALARIMIZA DEVAM ETMEKTEYİZ VE BU VESİLEYLE ÜLKELERİNDE TEMSİLCİLİK AÇMAMIZA İZİN VEREN KARDEŞ ÜLKELERİN HÜKÜMETLERİNE TEŞEKKÜRLERİMİZİ İFADE ETMEK İSTERİM. TABİ Kİ DAHA FAZLA ÜYE DEVLETİN ÜLKELERİNDE TİCARET VE TURİZM OFİSİ AÇMAMAMIZA İZİN VERMELERİNİ BEKLEMEKTEYİZ. BU BAĞLAMDA UNUTULMAMASI GEREKİR Kİ BU GİBİ TEMSİLCİLİKLERİN AÇILMASI KIBRIS TÜRK TARAFININ DİĞER İKO DEVLETLERİYLE DE BAĞLANTI KURARARAK TÜM ALANLARDA KALKINMASI VE ÖZELLİKLE DE KAPSAMLI BİR ÇÖZÜMÜN OLMADIĞI BİR DURUMDA KIBRIS TÜRK PERSPEKTİFİNİN DAHA İYİ ANLAŞILMASI AÇISINDAN GEREKLİDİR.
AYRICA, KARDEŞ ÜYE ÜLKELERE, KIBRISLI TÜRKLERİN, İLGİLİ KIBRIS TÜRK MAKAMLARINCA VERİLEN VE DİĞER BATI ÜLKELERİNDE DE HALİHAZIRDA KABUL GÖREN PASAPORTLARIYLA, TÜM İKÖ ÜYE ÜLKELERİNE SEYAHAT ETMELERİNİN SAĞLANMASI İÇİN GEREKLİ DÜZENLEMELERİ YAPMALARI ÇAĞRISINDA BULUNUYORUM.
SAYIN BAŞKAN,
KKTC’NİN GEÇEN YIL İSLAMABAD’DA DÜZENLENEN 34. İKÖ DIŞİŞLERİ BAKANLARI TOPLANTISINDAN BU YANA İKİ ÖNEMLİ ORGANİZASYONA EV SAHİPLİĞİ YAPTIĞINI BELİRTMEK GEREKİR. DİYALOG VE İŞBİRLİĞİ İÇİN İSLAM KONFERANSI GENÇLİK FORUMU TARAFINDAN GELİŞTİRİLEN “MEDENİYETLER İTTİFAKI İÇİN GENÇLİK” GİRİŞİMİNİN DANIŞMA KURULU TOPLANTISI AĞUSTOS 2007’DE KUZEY KIBRIS’TA DÜZENLENMİŞTİ. NİSAN 2008 TARİHİNDE “İHRACAT DENETİMİ VE KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERDE KAPASİTE ARTIRIMI” BAŞLIKLI EĞİTİM ÇALIŞTAYI DA BAKANLIĞIM VE İSLAM TİCARETİ GELİŞTİRME MERKEZİ İLE ORTAKLAŞA DÜZENLENMİŞTİ. İSLAM KALKINMA BANKASI’NA, BU ÇALIŞTAYIN MASRAFLARININ BİR BÖLÜMÜNÜN KARŞILANMASI İÇİN MALİ YARDIM YAPMIŞ OLMASINDAN DOLAYI MİNNETARIZ. TÜRKİYE, ARNAVUTLUK, AZERBAYCAN, BANGLADEŞ , KIRGIZİSTAN, ÜRDÜN VE SURİYE’DEN GELEN KATILIMCILAR ÇALIŞTAYA İŞTİRAK ETMİŞLERDİR. HER İKİ ORGANİZASYON DA ÇOK BAŞARILI OLMUŞTUR VE İLERİDE DE BENZER İKÖ ORGANİZASYONLARINA ÜLKEMİZİN EV SAHİPLİĞİ YAPMASINI ARZULAMAKTAYIZ.
BU VESİLEYLE “İSLAM DÜNYASI’NDA TURİZMİN GELİŞTİRİLMESİ” BAŞLIKLI DİĞER ÖNEMLİ BİR ORGANİZASYONUN DA EKİM 2008’DE KKTC’NDE DÜZENLENECEĞİNİ DUYURMAK İSTERİM. KARDEŞ ÜYE ÜLKELERDEN TURİZM BAKANLARI VE DİĞER İLGİLİ YETKİLİLER BU ÖNEMLİ FORUMA İŞTİRAK ETMELERİ İÇİN EN KISA SÜREDE DAVET EDİLECEKLERDİR. AKDENİZ’DE ÖNEMLİ BİR TURİZM DESTİNASYONU OLAN KUZEY KIBRIS, TURİZM FALİYETLERİNDE ÇOK TECRÜBELİ OLUP ÜYE ÜLKELERDEN KATILIMCILARIN BU FORUM SIRASINDAKİ GÖRÜŞMELERDEN OLDUKÇA YARARLANACAKLARINA TÜM SAMİMİYETİMLE İNANIYORUM.
SAYIN BAŞKAN,
BU VESİLEYLE EKSELANSLARI, CUMHURBAŞKANI YOWERİ KAGUTA MUSEVENI, EKSELANSLARI BAŞBAKAN APOLO NSİBAMBİ, DIŞİŞLERİ BAKANI EKSELANSLARI SAM KUTESA VE KARDEŞ UGANDA HALKINA UGANDA’DA BULUNDUĞUMUZ SIRADA BANA VE DELEGASYONUMUZA GÖSTERMİŞ OLDUKLARI SICAK KARŞILAMA VE KABULLERİNDEN DOLAYI VE BU ÖNEMLİ ORGANİZASYONU BAŞARILI KILMAK İÇİN GÖSTERDİKLERİ ÇABALARINDAN DOLAYI BİR KEZ DAHA TEŞEKKÜR EDERİM.
SON OLARAK, KARDEŞLERİMİZ ARASINDA TAM ÜYE OLARAK HAK ETTİĞİMİZ YERİ ALABİLMEMİZ İÇİN UZUN ZAMANDAN BERİDİR DİLE GETİRDİĞİMİZ GÖZLEMCİ STATÜMÜZÜN TAM ÜYELİĞE YÜKSELTİLMESİ KONUSUNDAKİ TALEBİMİZİ YİNELEMEK İSTERİM.
TEŞEKKÜRLER SAYIN BAŞKAN.
Saygıdeğer TODAİ Yetkilileri,
Değerli Kaymakam Adayları,
Kıbrıs konusuna ilginiz ve şahsımı bu konudaki bilgilerimi sizlerle paylaşmak üzere davet ettiğiniz için sizlere teşekkür ederim.
Bugün bizlere ayrılan sürede Kıbrıs konusunu ana hatlarıyla ele alacağız. Bilahare sizden gelecek soruları da yanıtlamaya çalışacağım.
Osmanlı İmparatorluğunun Son yıllarından bugüne Kıbrıs’ın tarihçesi
Kıbrıs, 1571–1878 yılları arasında Osmanlı imparatorluğunun bir parçası ve 1878 – 1959 yılları arasında İngiliz idaresi altında yönetilmiştir. İngiliz yönetimi döneminin biraz irdelenmesi, Rum tarafının halen bugün sürdürdüğü tutuma ışık tutması açısından önem taşımaktadır.
Türkiye ile Büyük Britanya arasında 4 Haziran 1878 tarihinde İstanbul’da imzalanan Savunma İttifakı Sözleşmesi neticesinde Ada, bir süreliğine İngiltere’ye kiralanmıştır. Ancak, İngiltere 1914 yılında, sözleşmeye aykırı olarak Ada’yı kendine bağladığını açıklamış ve 1925 yılında Vali atayarak resmen bir İngiliz sömürgesi yapmıştır.
Bağımsızlık talebinde bulunan Rumların 1931 yılındaki ayaklanmaları nedeniyle, Yasama Konseyi feshedilmiş ve bir kez daha yürürlüğe girememiştir. İngiltere hükümeti, 1945 yılında Kıbrıs’a geniş kapsamlı kendi kendini yönetim hakkını sağlamanın yollarını araştırmış, ancak Rumların ENOSIS (Adayı Yunanistan’a bağlamak) istemesi üzerine bundan 1948 yılında vazgeçmiştir. 1950 yılında Ortodoks Kilisesi, kiliselerde bir plebisit düzenlemiş ve Rumların büyük çoğunluğu ENOSIS lehinde oy kullanmıştır. Makarios, işte bu ortamda ENOSIS propagandasıyla Başpiskopos görevine getirilmiş ve Ada’yı Yunanistan’a bağlamak emelinden asla sapmayacağı yönünde yemin etmiştir. Bu doğrultuda, 1 Nisan 1955’de eylemlerine başlayan terörist örgütü EOKA’yı kurmuştur.